Kalli dersleri devam ediyor

Haftanın şoku, cumartesi günü, büyük maça birkaç saat kala gündeme bomba gibi düşen Lincoln ve Hakan Şükür'ün kadro dışı kalma hikâyesiydi kuşkusuz...
Haber: BANU K. YELKOVAN / Arşivi

Haftanın şoku, cumartesi günü, büyük maça birkaç saat kala gündeme bomba gibi düşen Lincoln ve Hakan Şükür'ün kadro dışı kalma hikâyesiydi kuşkusuz... İsimler diyelim ki Arda ve Hasan Şaş olsa, "Hasan kamp koridorlarında topla fazla oynamış, Arda Kalli'nin taklidini, yaparken yakalanmış" türü bahaneler bile inandırıcı olurdu. Ama Hasan'ın, Sabri'nin ve Ayhan'ın zaten sakat olduğu bir haftada, Ertuğrul Sağlam'a Galatasaray kadrosu verilip "Kimi istemiyorsun?" diye sorulsa, çizeceği ilk isimlerin kadro dışı bırakılmasına kimse kolay inanamadı...
Kamp odalarında sigara içip poker oynayan 'papazların' hikâyeleriyle büyüyen, antrenörün odayı basıp, ortamda hasbelkader bulunan çaylak oyuncuya bağırdıktan sonra "İyi geceler arkadaşlar" diyerek çıktığını gülerek anlatan futbolcu eskilerini, kamptan kaçanları, sabaha karşı camdan girenleri, geceyi gazinolarda geçirenleri görmüştük... Kamp gecelerini playstation oynayarak ya da internette chat yaparak değerlendiren futbolcular dünyasında Hakan'ın kızıyla uyuması, Lincoln'ün lobide çene çalması 'naif' kaçtı haliyle.
Her şeyin parayla hallediliverdiği bir ülkede, neden para cezası verilmediğini anlamadı kimse. Hataların el öpülerek affedildiği yerde, verilecek cezanın maç sonrasına neden ertelenmediğine anlam veremedi kimse. Hatta işlenen suçun, ceza verilmesine gerek görülmeyecek kadar önemsiz olduğunu düşünenler bile vardı, yorumcu Hakan Ünsal, "Ben de kaç kere kampta oğlumla kaldım" diyerek savundu arkadaşlarını. Devreye yöneticiler girdi, maç öncesi soyunma odasında asılı formalarının ekrana yansıması çok kişinin yüreğine su serpti. Ama sonuç değişmedi: Feldkamp, maçtan önceki geceyi kızıyla geçiren Hakan Şükür'ü ve ziyaretçinin yasak olduğu bir ortama arkadaşlarını sokan Lincoln'ü affetmedi.
Televizyonlarda, 'Avrupa'da hiç bu sebepten ceza verildiğini duydunuz mu?' diye bağrıştılar, herkes bir anda konuştuğu için değerli tezlerini birbirlerine bağrışarak anlatanlar... Tabii kimse 'Avrupa'da kamp var mı?' diye sormayı akıl edemedi. Bence de saçma futbolcuların maç sonrası tesislere dönmek ve oradan dağılmak zorunda olmaları, hatta kamp diye bir müessesenin olması... Ama kuralları şartların belirlediğini de kimse unutmamalı.
Ona bir teşekkür borçluyuz
Matematik dersinde biz ne kadar konuşursak konuşalım tahtada istifini bozmadan problem çözmeye devam eden bir Fransız hocamız vardı. "Ben polis değilim, öğretmenim. Benim işim öğretmek, sizin işiniz öğrenmek. Sınıfta konuşmamanız gerektiğini lise sona gelip öğrenememişseniz, bu sizin sorununuz, benim değil" derdi. Bir de 'gestapo' lakaplı bir edebiyat hocamız vardı. Ufukta göründüğünde 'hazır ol'a geçer, sırf onun dersinde kösele ayakkabı giyer, saçlarımızı toplar, kravatları sımsıkı bağlardık. Hiç gülmezdi, hiç affetmezdi... Derslerini can kulağıyla dinlemekten başka çaremiz olmadığı için olabilir, en çok onun dersinde öğrenirdik.
Doğrusunu kim yapıyordu? Bize sorumluluk öğretmeye çalışan, doğru kararı kendimizin almasını isteyen Fransız mı, bizi sustalı maymuna çevirerek dersini öğreten edebiyat hocamız mı? İdeal bir dünyada Fransız kazanırdı, Türkiye'de 'gestapo' kazandı...
Burası trafik sıkıştığında emniyet şeridine girenin de, hapishanede işlediği cinayet yüzünden ömür boyu hapis yatanın da geçerli bir bahanesinin olduğu bir ülke. Onu eleştireceğimize, Kalli'ye kuralların sadece mazlumlara uygulanan bir şey olmadığını, gerekirse Lincoln'ler ve Hakan'ların da ceza alabileceğini bize gösterdiği için teşekkür etmeliyiz bence.