Karardaki gözyaşları

Karardaki gözyaşları
Karardaki gözyaşları
Şike davasının en uzun duruşması önceki gece Çağlayan Adliyesi'ndeydi. Tahliye talepleri değerlendirildikten sonra saat 02.20'deki kararla kimi sevinçten, kimi de üzüntüden gözyaşlarına boğuldu...
Haber: KENAN BAŞARAN - kenan.basaran@radikal.com.tr / Arşivi

Bir dakikaya sığan bir bakış veya küçük dokunuşun bile insanların ömrüne ömür kattığına şahitlik ettim Silivri ve Çağlayan duruşma salonlarında. 3 Temmuz’da başlayan şike davası sürecinin en uzun günü cuma oldu. Gün, cumartesi sabahı sevinç ve hüzün gözyaşlarına biber gazının da karışmasıyla sona erdi. 23’ü tutuklu 93 sanıklı davanın ilk duruşması neyin cilvesi bilinmez ama 14 Şubat Sevgililer Günü’ne tekabül etmişti! Tıpkı 12 Eylül Darbesi’nin kalıntılarını ortadan kaldırmaya yönelik olduğu söylenen referandumun da bir 12 Eylül’de yapılması gibi..
Silivri duruşmaları sabrın sınanmasıydı. Bizler; yani gazeteciler ve sanık yakınları ‘özgür’ olduğumuz için 4 gün süren 401 sayfalık iddianameyi dinlerken birçok kez ‘dersi kırdık’. ‘Tutuklu’lar ise ihtiyaç molaları hariç kılları kıpırdamadan satır satır dinlediler zira okunan kendi hayatlarıydı...
İşte bize rutin görünen o iddianamede bir tek sayfa; 337’nin değişik çıkması bile büyük bir galeyana neden olmuştu. Öyle ya, hukukun bir esası, bir de usulü vardı...
Evet, bu davanın da esası Çağlayan’a taşındı. Pazartesi başlayan savunmalar cuma günü tamamlandı ama nasıl? Hiçbir sanık aylardır hazırlandığı savunmasının tamamını sözlü olarak dillendiremedi çünkü ‘saray’ı büyük olsa da adaletin hem mekânı hem de zamanı dardı! Haliyle savunmalarda kaset hep ileri sarıldı! İtirazlara ise hâkimin cevabı netti: “İsterseniz hepinize bir gün ayırayım ama o zaman da bu iş uzar.” Bir nevi ‘Sanığın Seçimi’! Ve “Bir gün daha yatsak ne olur” diyemediklerinden mecburen “Ekte sunduğum yazılı savunmamda da belirttiğim gibi” deyip kısa kesmek zorunda kaldılar.
Dört duruşma günü hep yoğundu ama Aziz Yıldırım’ın savunmasında ve tahliye taleplerinin karara bağlanacağı cuma gününde salonda insanlar resmen istiflendi.
Oturacak bir yer bulan, tuvalete gitme ihtiyacı hasıl olsa da kolay kolay yerini bırakmak istemiyordu. Mücadele esasen güvenlikte başlıyordu. Gün gün değişen ‘esami listeleri’ karar gününde ‘yarım gün’e inmişti. Gazeteciler için kâh basın kartı, kâh bir fiş, kâh da güvenlikçinin ‘merhametli’ bakışı kapıyı açan anahtardı. İçeri giremeyen tüm sanık yakınları içinse bizler lanetliydik!
Geniş zaman dilinden ‘dar zaman dili’ne geçelim yavaştan. 

Başak güldürdü, Uygun ağlattı
Son gün, hayata dair çelişkileri de içinde barındıran bir gün oldu. İlhan Ekşioğlu’nun ‘totem’i Abdullah Başak, mizahi üslubuyla değme mizahçıya taş çıkarttı. Dilinin kemiği yoktu. Misal kendisine sportmen görünmediğini söyleyen mahkeme başkanına göbeğini gösterdikten sonra “Bundan aşağısı çok sportmendir” demesi. Öyle ki hâkim Mehmet Ekinci de Başak’a katıla katıla güldü ve “Abdullah keşke seni sona bıraksaydık” dedi.
Oda TV davasında pek bir ciddi olan Ekinci de kendini futbolun sihrine kaptırmaktan çekinmedi. Sanık yakınları ve avukatlarına göre bu iddianame de zaten gülünçtü. Ancak acıydı da. Bunu da Bülent Uygun konuşurken gördük. Eşiyle yaptığı mahrem konuşmaların 8 aydır iddianameden çıkartılmamış olması sinirlerini altüst etmişti. Savunmasına da bunun itirazıyla başladı ama boğazı düğüm düğüm olunca daha fazla sürdüremedi. Duruşmaya beş dakika ara!..
Bir yandan hemen tahliye taleplerinin karara bağlanması isteğinin yarattığı gerginlik, diğer yanda insanı boğan salonun havasızlığı... Öyle ki zaten bir de kronik bel ağrısı olan hâkim de “Sayın avukat biraz daha uzatırsanız burada heyet bulamayacaksınız birazdan” diyerek rest çekti.
23 sanığın sözlü savunmaları gece tam saat 23.00’te sona erdi. Bir kez daha tahliye talepleri alınan avukatlar yine mevzua CMK’nın ilgili maddelerinden girmek istedi ama hâkim buna izin vermeyip noktayı koydu ve sözü savcıya verdi. Savcı, sadece Şekip Mosturoğlu, Coşkun Çalık ve Ömer Ülkü için tahliye talebinde bulundu. Haliyle salondakiler buruldu. Biraz sonra salon boşaldı, kafeterya doldu. Saatler süren bekleyişte sigara yasağı avukatlarça delindi. Tost ve köfte kuyrukları bitmek bilmedi, çaylar ise hiç soğutulmadı. Kulisler de aralıksız sürüyordu. Teamüllere göre savcının istediği tahliyelere hâkim genelde uyarmış. Ancak hâkimin savcıya uymadığı ya da daha fazla tahliye verdiği de görülüyormuş.

‘Aziz Yıldırım çıksaydı dava çökerdi’
Aziz Yıldırım’ın avukatlarının savunması güzel olsa da başkan çıkmazdı! Neden? Çünkü dava çökerdi! Tahliyesi gerekiyorsa dava da çökerse çöksün, değil mi? Adliyenin bir acemisi olarak safça sordum! Avukatlar ‘acı tebessümle’ yanıt verdi. Adliye muhabirlerinin de tecrübelerinden faydalanıp şu sonucu çıkardım: Özellikle bu tür örgüt olduğu iddia edilen davalarda en önemli sanıkların ilk ara kararda tahliye edilmesi bek mümkün değil. Zira o zaman “Peki bu dava niye açıldı” sorusuna kolay kolay yanıt verilemez. Yani “Hukuk asla sadece hukuk değildir”!
Bizim dışarıya haber vermemiz gerekirken dışarıdan bize haber geldi: Sabah’ın internet sitesinde 23 sanığa da tahliye çıkmadığı haberi çıktı. Derhal avukatla koştuk. Onlar daha çok şaşırdı. Haberi de gösterince hepsi soluğu duruşma salonunda aldı. Bu arada Sabah, 00.52’de girdiği haberi 01.08’de çekti. Ama kötü haber tez yayılmıştı. Sanık yakınları ‘Samanyolu TV vakıası’nı hatırlatıp, mahkemeden de böyle bir kararın çıkacağına kendilerini hazırlamaya başladılar.
Avukatlar dışarı çıktı ve hâkimin haberi yalanladığını ve müzakerelerinin sürdüğünü açıkladılar.
Dört günde 4 bin kez kavga ettiğimiz güvenlik, avukatlar hariç herkesi duruşma katından çıkarttı. Günlerdir mesaisiz çalışan gazetecilere reva görüleni anlamak güçtü. Gizli olmayan soruşturmanın ara karar aşaması resmen ‘gizlendi’ ama sadece kapıdaki gazetecilerden. Güya ilk bilen biz olacakken kararları ‘twitter’dan öğrenmeye başladık. Çünkü içeride davanın tarafı olmanın avantajını kullanan FB TV’nin muhabiri varmış. Türkiye kararı onun canlı yayına bağladığı telefonundan öğrendi.
Yazılı basın için önemsizdi ama televizyoncular çok kıskandı bunu.
Salon dışında ise ilk etapta büyük sevinç oldu. Hatta Aziz Yıldırım’a da tahliye çıktığını düşündük. Ancak ‘yuh’lar yükselince anladık. Bu arada avukatlar salondan çıkınca biz de bariyerleri devirip her birimiz bir avukata koştuk, alıcı kuşlar misali. Herkes aldığı tahliye kararını paylaştı ve 7 kişilik isim listesi oluşturuldu.
Akabinde sanık yakınlarının yanına inerken onların da bize koştuğunu gördük. Film sahnesi gibiydi. Ağlıyorlardı. Tahliye olanların yakınları sevinçten, olmayanlar ise üzüntüden ağlıyor diye düşündüm ama birazdan benim de gözlerim yaşarır gibi oldu. Meğer, polis biber gazı sıkmış taraftara. Film gibi dedim ya malum filmde görünen silahın illa ki patlaması misali biber gazı da illa ki sıkılacaktı!

Şeref Dede: Örgüt yokmuş!
Aziz Yıldırım’ın avukatlarından Şeref Dede’yi gördüm. Yüzünde derin hayal kırıklığı vardı. İyi bir savunma yapmışlardı ve belli ki tahliye umudu yüksekti. Hayal kırıklığını o da teyit etti fakat fazlasını söylemek istemedi. Yine de yedi tahliyenin önemli olduğunu belirtti zira bu kararla hâkimin davanın konusu olan örgüt suçlamasını yavaştan değiştirip hafifletmeye meylettiğini söyledi. İş ‘örgüt ve çete’den ‘sportif suç’a yol alacak bundan böyle.
Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci martta iki hafta duruşma var dese de bir hafta ile yetindi.
08.00’de girdiğim binadan 03.00’te çıkarken ‘Avrupa’nın en büyük Adalet Sarayı’ sessizliğe gömülmüştü. Az önce halı saha maçından çıkıp hemen sigara yakanlar gibi çevik kuvvet polisleri de sigaraları yakmıştı. Bazıları toplu fotoğraf çekiyordu. “Siz mi önce müdahale ettiniz yoksa taraftar mı önce olay çıkardı” diye sordum. Bir genç polis “Abi önce taraftar başlattı. Bize şişe attılar, attılar, sonra biz de biber gazını sıktık...”
“Hangi takımı tutuyorsun” soruma ise biri “Aslan” derken diğeri “Çevik Kuvvet, Çevik Kuvvet” diyerek cevap veren arkadaşını bastırmak istedi...

Rasim’e tebessüm Hakan’a tepki
Mahkemede Rasim Ozan Kütahyalı’nın ‘dolandırıcılık’tan gözaltına alındığı haberi şaşkınlıkla karışık bir tebessümle karşılandı. AKP’li vekil Hakan Şükür’ün televizyonda ‘Ergenekon’ iması yapması tepki gördü.

Tahliye edilenler
Şekip Mosturoğlu
Mecnun Otyakmaz
Bülent Uygun
Cemil Turan
Coşkun Çalık
Ömer Ülkü
Mehmet Yenice

Tutuklu bulunanlar
Aziz Yıldırım
İlhan Ekşioğlu
Tamer Yelkovan
Olgun Peker
Yusuf Turanlı
Abdullah Başak
Abdullah Eker
Abdullah Karakuz
Ahmet Çelebi
Ali Kıratlı
Bülent İşcen
Hakan Karaahmet
Haldun Şenman
Sami Dinç
Selim Kımıl
Talat Emre Koçak