'Kar'da kayboldum!..

'Kar'da kayboldum!..
'Kar'da kayboldum!..
Marcio 'Mert' Nobre, entelektüellerin bile okumakta zorlandığı Orhan Pamuk'un romanlarını çok seviyor. Brezilyalı golcü, "Hikâyenin içinde kaybolmak denen şeyi 'Kar'da yaşadım" diyor.

Orhan Pamuk okumak nereden geldi aklına Nobre?
Brezilya’da alışveriş yapıyordum. Orhan Pamuk’un, bir Türk yazarın kitabının Portekizceye çevrildiğini gördüm. Türkiye ’yi tanımaya da can atıyordum. Gördüğüm kitap , Kar’dı. Nobel almış bir yazardı ve adını da duyuyordum zaten.
Orhan Pamuk’un tek politik kitabı Kar. Bir yanıyla da en sıkıcı kitabı diyebiliriz. Peki sen nasıl buldun?
Orhan Pamuk’u çok sevdim. Bir hikâyenin içinde kaybolmak denen şeyi, Kar romanında yaşadım.
Orhan Pamuk’un Kar dışında okuduğun başka romanı oldu mu?
Masumiyet Müzesi var. Masumiyet Müzesi’ni de okudum.
Peki Kar ve Masumiyet Müzesi arasında bir karşılaştırma yapmanı istesem...
Benim tercihim Kar’dan yana olur. Masumiyet Müzesi’nde eşyalar arasında kaybolmanız mümkün. Ama Kar çok başka, işte benim kitabım budur.
Türkiye’de entelektüeller bile Orhan Pamuk’u okumakta zorlanıyor. Hatta birçoğunun okuduğu kitabı bitiremediği bilinen bir gerçek. Bundan haberin var mıydı?
Masumiyet Müzesi biraz zor. Kar romanı çok iyiydi. Bence çok iyiydi. Kar, hacimli bir kitap olmasına rağmen üç-dört günde okudum. Keşke Orhan Pamuk’un diğer romanları ve başka yazarların kitapları da Portekizceye çevrilmiş olsaydı.
Kar’da anlatılan hikâye, Kars’ta geçiyor. Kitabı okuduktan sonra, içinde Kars’ı görme özlemi duydun mu?
Kitabı okuduktan sonra Kars’ı çok merak ettim. Tabii bu hikâyeden çok etkilendim. O şehri tanımak istedim. Kitabın anlatıldığı atmosferden çok derinden etkilendim. Durmadan yağan kar, en güçlü imgeydi. İleride bir fırsat olursa, o şehri tanımak isterim. Bu kitap beni çok derinden etkiledi.
Kitapta aklında kalan şeyler hakkında neler söyleyebilirsin? Mesela şair Ka, Almanya’dan kalkıp Kars’a gidiyor bir araştırma için. Bazı karakterler sayacağım, onların sana ne hatırlattıklarını söyler misin? Ka’nın eski sevgilisi İpek, genç İslamcı Fazıl, Kadife’nin sevgilisi Lacivert. Bugün yeniden romana dönüp baktığında, en güçlü his nedir sende?
Bütün kahramanları hatırlıyorum. Bu kitabı okuduğum zaman Türkiye’de dördüncü yılımdı. Kitabın final sahnesi yüreğimi burktu. Siyasal karmaşayı, tiyatroda yaşanan çatışmaları bugün biraz flu da olsa hatırlayabiliyorum. Kitabın finalindeki ölüm, beni gerçekten derinden etkiledi.
Önceki günlerde Arnold Schwarzenegger’in tarih kitapları okumaya bayıldığını öğrendik. Senin okumaktan özel olarak hoşlandığın bir edebi tür var mı?
Daha çok tarihi kitaplardan hoşlanırım ben de. Sizi geçmişe götürebilir. Kitabın niteliğine göre geleceğe de götürebilir. Bir şehre gittiğim zaman o bölgeyle ilgili kitaplar okumayı seviyorum.
Orhan Pamuk okudun, peki başka Türk yazarları okudun mu?
Ben tabii ki Türk yazarların kitaplarını okumak isterim. Kendi dilimde bulabildiğim iki kitap oldu. Şu an Türkçem iyi, ama bu kitapları okuyacak kadar değil. Ancak Türk yazarların kitaplarının Portekizceye çevrilmesini çok isterim. Orhan Pamuk’un başka romanlarını da çok merak ediyorum. Bu röportajımız aracılığıyla, yazarlarımızdan biri çevrilirse, onun kitabını okumaya buradan söz veriyorum.
Kar, yoksul insanların din ve inançla çok daha fazla hemhal olduğu gibi temel bir fikre de sahip aslında. Bu konuda ne dersin? Yoksulluğun insanları bir dinsel inanca daha çok yaklaştırdığını düşünür müsün?
Tabii ki bu görüşe katılıyorum. Fakir insanların da inançtan başka çok fazla şeyi yok. Bu inanç onları ayakta tutan şey. Bu inanç sayesinde diğer günün daha iyi geçeceğini umarak dua ederler.
“Biz aptal değiliz, fakiriz biz yalnızca”, bu cümle kitaptan bir alıntı.
Tabii ki bu kısmı hatırlıyorum. Bana Brezilya’yı çağrıştırıyor. Fakir olmakla aptal olmak arasında doğrudan bir bağ kurmuyorum ben, hiçbir zaman da kurmadım.
Alex de Souza’nın da kitaplarla arasının iyi olduğu bilinir. Onunla Fenerbahçe’de oynadığın dönemde kitap alışverişleriniz oldu mu?
Tabii ki özellikle Fenerbahçe’de oynadığım dönemlerde, kamplarda Alex ile sürekli beraberdik. Kamp süreleri de en az 10-15 gün oluyordu. Yanımıza beşer kitap alıp, onları bitirir ve birbirimizle konuşurduk.
Vakit ayırdığın için çok teşekkür ederim. Futbol dışında seninle konuşmak son derece heyecan vericiydi.
Futbol futbol... Biz futbolcular sadece futboldan ibaret değiliz. Bütün hayatım futboldan ibaret değil. Ben de zaman zaman filmler, kitaplar hakkında konuşmak isterim.
(Serhat Ramay’ın bu röportajı tr.eurosport’tan alınmıştır.)

UĞUR VARDAN EDİTÖRDEN

Bazı yazıların artçıları ‘Hayırlara vesile’ oluyor. Çarşamba günü bu sütunlarda yayımlanan ‘Gol mahluku’ başlıklı yazısında Tanıl Bora, 2004’ten beri bu topraklarda ter akıtan Marcio ‘Mert’ Nob-
re’nin portresine soyunuyordu. tr.eurosport.com editörü Serhat Ramay ise Tanıl’ın yazısında gezinirken altını çizdiği bir noktaya, “Aksiyon romanı sevmesi, duruma uygun. Orhan Pamuk’un ‘Kar’ını da okumuş”a dikkat buyurmuş. Ve bu cümleden yola çıkarak önceki gün Nobre’yle yaptığı telefon söyleşisinin ağırlığını da Orhan Pamuk ve edebiyata vermiş. Serhat kardeşimiz, söyleşinin sonuna da şu notu düşmüş: “Tanıl Bora bugün Radikal’de Mert Nobre hakkında yazmasaydı, bugün bu röportajı yapmak mümkün olmazdı!”
Bu söyleşi bizim için de ufuk açıcı oldu. Sayfalarımıza taşıdık, okuyabilirsiniz. Ama asıl bizim eski bir derdimiz olan ‘Okuyan futbolcular’ faslına yeniden dönmek için fırsat yarattı. Yaklaşık iki hafta önce, Spor Servisi elemanlarımızdan Burak’la (Kuru) Büyükşehir Belediyespor deplasmanı için İstanbul’da bulunan Trabzonspor kampını ziyaret etmiştik. Derdimiz ‘Bonservisi’ Radikal Spor’da bulunan Trabzonspor’un tercümanlığını yapan eski elemanımız Halil’le (Yazıcıoğlu) görüşmekti. Sonrasında lobide oturan Şenol (Güneş) Hoca’yla da laflama fırsatımız oldu. Bir merhaba için yanına uğradığımız Şenol Hoca’yla yaklaşık 45 dakika muhabbet ettik. ‘Muhteşem Yüzyıl’dan günümüz futbolcu profillerine uzanan bir yelpazede laflarken, hoca bir ara lafı futbolculuk günlerine getirdi:
“Ben kitap okumak için odama çekilirdim, onlar ise eğlenmeyi tercih ederlerdi.” Bahsettiği dönem 70’ler. Aradan geçmiş yaklaşık 30-35 yıl. Değişen bir şey var mı? Bunun için de okuyan tartışan futbol adamlarından Ümit Metin Yıldız Hoca’ya başvurduk. Metin Hoca da bir başka ‘Radikal dostu’. Ayrıca Bahri Kaya Ho-
ca’yla birlikte eski Bank Asya’nın, yeni PTT 1. Lig’in tozunu toprağını yutan futbol emekçilerinden. ‘İkili’ son dönemde Giresun, Bolu derken bu sezon da Şanlıurfa’yı çalıştırıyor. Metin Hoca bize ‘topçuluk’ (Konya formasıyla Süper Lig deneyimi de var) ve teknik adamlık tecrübelerine dayanarak ‘Futbolculuk ve okuma eylemi’ gözlemlerini aktardı.
Sözün özü Tanıl, Nobre üzerinden bir kartopu yuvarladı, bu kartopu kendi çapında bir çığa dönüştü, biz de bu gelişmeler ışığında meseleyi toparladık...

Bu ‘Senfoni’ bitmez!..

Ümİt Metİn Yıldız (Şanlıurfaspor Teknİk Dİrektör Yardımcısı): Bir zamanlar şimdinin Süper Ligi’nde oynuyorum. Anadolu’da... Tek kanallı günler... Kadroya girememişim, takım deplasmanda. Pazar konseri oluyor Hikmet Şimşek yönetiminde. Lojmanda kimse yok. Açmışım televizyonu, elimde Sabahattin Ali’nin ‘Kuyucaklı Yusuf’u. Kadroya girememenin üzüntüsünü bile unutmuş, Ravel’in ‘Bolerosu’yla başka dünyalara gitmişim. Arkamda birinin kımıldamadan şaşkınlıkla durduğunu hissediyorum. Takım kaptanı cezalı olduğu için o da kadroda yok. “Ne yapıyorsun lan? Rahatsızsın sen oğlum” diyerek odadan çıkıyor. Klasik müzik, kitap ve futbolcu... O andan itibaren adımı ‘Senfoni’ koyuyorlar, aşağılamanın değişik bir türü. Şimdi ortam buysa insanın okuması için biraz alık olması gerekir.
Aradan çeyrek yüzyıl geçti ama değişen bir şey yok. Sadece gösterilen tepki farklı. ‘Anna Karenina’yı okumaya kalkın, size deliymişsiniz gibi bakarlar. “Bitirebilir misin?” diye de soruyorlar dalga geçerek. Yıllardır okurum kamplarda, deplasmana giderken, “Ne okuyorsun hocam?” diye merak edip soracak olanı ararım hâlâ. Pardon, bir oyuncu kitabın ismini okuyunca “Hocam ayıp ya, böyle kitap ismi mi olurmuş?” diye tepki göstermişti. ‘Babam ve Piç’ti tepki gösterdiği kitap.
Bu toplumda herkes okuyor da sadece futbolcular okumuyormuş gibi bir algı var. Toplum ne kadar okuyorsa, futbolcular da o kadar okuyor. Yurdumda her şey zor. Okursun başın belaya girer, okumazsın “Cahil” derler. Futbolcular güzel bir formül bulmuşlardı eskiden, “Ne sağcıyım ne solcu.” Okuyanın kendine göre bir nedeni var
mutlaka. Ama inanın okumayanın nedenleri maalesef çok daha geçerli. Darbe döneminde kitapları nasıl yok edeceğimi düşünmüştüm 15 yaşımın aklıyla. Suç unsuruydular. Açtım gazeteyi bugün, bir haber içimi burktu. ‘Fareler ve İnsanlar’ ile ‘Şeker Portakalı’nı öğrencilerine tavsiye eden Türkçe öğretmeni hakkında soruşturma açılmış. Bizi ‘Senfoni’ olarak bir süre daha aşağılayacaklar gibi.