Kazanamazsan, imha edebilirsin

Ali Sami Yen'deki kararlı kalabalığın, sadece oraya ait olduğunu düşünmek hiç gerçekçi değil. Şartları biraz değiştirirsek, şampiyon bir Galatasaray'ın...
Haber: AHMET ÇİĞDEM / Arşivi

Ali Sami Yen'deki kararlı kalabalığın, sadece oraya ait olduğunu düşünmek hiç gerçekçi değil. Şartları biraz değiştirirsek, şampiyon bir Galatasaray'ın Kadıköy'de de benzer şartlar altında karşılanacağını, karşılaşmanın benzer şartlar altında oynanacağını söyleyebiliriz, nitekim geçmişte de oynandı. Dolayısıyla, yalnızca bir takıma ve taraftarına özgü bir vandalizmden bahsetmek akılcı bir davranış sayılmaz.
Gelgelelim, böyle düşünüldüğünde de, şu son olayın vahameti azaltılmış olmuyor mu? Daha önce de yapıldı diye, bütün maçı oynanmaz hale getirmek
için şirazesinden çıkmış, öfkeden gözü dönmüş, fakat örgütlü bir topluluğun ne kendi futbolcusuna ne de rakibine saygı duyan nefretini ödüllendirmek niye? Galatasaray çok kötü futbol oynadığı bir sezon sonunda elinde Şampiyonlar Ligi'ne katılmak gibi bir fırsat varken, neden bunu kullanmak yerine, kendisine hiçbir şey kazandırmayacak bir nefrete tutsak oluyor? Bunu sadece Fenerbahçe düşmanlığıyla açıklamak kolaycılık olur. Bu ancak kazanıldığında yalnızca kendimiz tarafından değerli kılınan, kazanılmadığında bütün her şeyi değersizleştiren, bu yüzden de yıkıcılığı artan bir kültür.
Güvenlik tutkumuz
Arada sırada da olsa futbol maçlarına gitme imkânım var; ve o maçlara girerken, pipomu, tütünümü, küçücük pipo maşamı içeriye sokmak için önce kapıda arama yapan polise, bir sürü durumda onun amirine, bunların ne işe yaradığını üstelik bazen 'tanıtlamalı gösterim' de yaparak anlatmak zorundayım. Yükte ağır bir iki tükenmez kalemimi de emniyet kuvvetlerine günce yazılmak üzere bırakmak da var seyircilik tarihimde. Örnekleri çoğaltabilirim, fakat söylemek istediğim açık: Sahaya atılan akıl almaz çeşitlilikteki 'malzeme' oraya girmeyi nasıl başarmıştır? İsviçre maçında, AZ Alkmaar maçında, Fenerbahçe maçında esas amacı insanlara zarar vermek olan 'madde' içeri nasıl sızabilmiştir? Denilebilir ki bu seyircinin dışarıdan malzeme ithaline ihtiyacı yok. En kötü durumda koltukları söküp atabilme yeteneğine sahip. Üstelik daha etkileyici ve daha zarar verici. Fakat 1 Mayıs gösterileri sırasında olağanüstü performanslarına tanık olduğumuz güvenlik güçleri, gözlerinin önünde 'suç aleti' üretimini gerçekleştiren bu küçük-üretici topluluğuna karşı neden tedbir almaz, alamaz?
Fakat yine, 'katılımcı gözlem' tanıklığıyla aktarayım: Bu şiddeti güvenlikle engellemek işi yine başka bir tür çarpıklığa yol açıyor. Bu sefer, olayı engellemek amaç olmaktan çıkıp, tribünlerdeki bütün seyircileri cezalandırmaya, kötü davranmaya ve hatta başka bir örgütlü şiddet egemen olmaya başlıyor. Ve bu güvenlik sarmalı, az olduğunda da çok olduğunda da olayları engellemeyi başaramıyor.
Eskiden, futbol sahalarını sosyal bir deterjanla yıkayıp haşaratı ortadan kaldırmak arzusuyla yanıp tutuşanlar futboldaki şiddeti karabudundan karakafalılara tapulayıp içlerindeki yıkıcılığı gizleyebiliyorlardı. Kombine bilet satışları, pahalı bilet uygulamaları vs. derken, futbol seyircisinin profili büyük oranda değiştirildi. Şimdi daha orta-sınıf ağırlıklı, 'temiz' bir futbol seyircisi var. Buna rağmen, şiddet
azalmadı, hatta tam tersine daha da arttı. Dahası, bu sınıf daha örgütlü ve planlı hareket edebiliyor. Her seferinde bir İzmir seyahatiyle ödüllendirilmek de işin cabası.