Kazanan: Avrupalı 'Seleçao'

Turnuvaya, rakiplerinin özellikle Brezilya'nın aksine tam takımla katılan, aslına bakılırsa turnuva boyunca da iyi futbol oynayan Arjantin, finalde Brezilya'nın akıllı oyunu karşısında tutunamadı.
Haber: AHMET ÇİĞDEM / Arşivi

Turnuvaya, rakiplerinin özellikle Brezilya'nın aksine tam takımla katılan, aslına bakılırsa turnuva boyunca da iyi futbol oynayan Arjantin, finalde Brezilya'nın akıllı oyunu karşısında tutunamadı. Arjantin daha iyi takımdı, muhtemelen tek bir nedenle; çünkü kadrosunda Avrupa kariyeri daha fazla futbolcular barındırıyordu. Brezilya ise final maçını bir Avrupa takımı gibi oynadı ve kazandı. Turnuvaların hep en iyi takımlar tarafından kazanılacağı, kazanılması gerektiği boş bir inançtır. Öyle olsaydı burası geçmişin hesabını bir kere daha gündeme getirmenin en iyi yeri olmasa da- '74 ve '78 Hollandası önce Almanya'ya sonra da Arjantin'e finalde kaybetmez, iki dünya şampiyonluğu kupasını evine götürürdü. Brezilya, daha ilk maçta bu kupayı gerçekten renklendiren Meksika'ya yenildikten ve Uruguay'ı penaltılarla eledikten sonra bu tür durumlar için muhtemel bir şampiyonun ihtiyaç duyduğu şansı da yakaladılar.
Oynamak belası
Turnuva öncesi kartlar zaten açılmış, Arjantin, ancak oynayarak var olabilen bir takım kurmuştu. Bu tür takımlar işler yolunda giderken, olağanüstü çekici bir futbol sergileyebilirler ama bir kez yalpaladıklarında da geri dönmeleri güçleşir. Oynayamadıklarında ne olduğunu ancak final maçında görebildiler; görebildiler mi pek emin değilim, çünkü Alfio Basile'nin bu tür durumlar için bir B planının olmadığı, hatta, kötü bir senaryosunun bile bulunmadığı çok açıktı. İlk golü, oldukça erken yemelerine rağmen, uyanmakta geciktiler. Brezilya'nın Arjantin'i kendi sahasında hakemin de yardımıyla bastırması karşısında çaresiz kaldılar. Ve herkesin bildiği üzere, Arjantin, en sorunlu yerinden, defansından ve kalecisinden bu maçta neredeyse hiçbir katkı alamadı.
Bütün turnuvayı yeniden Avrupa'ya dönmek üzere kullandığını söyleyebileceğim Riquelme oyuna bir türlü ağırlığını koyamadı. Direkten dönen topunu şanssızlık saysak bile, koca bir ikinci yarıyı neredeyse eylemsiz geçirdi. Duran bütün topları değerlendirmek konusundaki ısrarını sürdürmesi ise ilgi çekiciydi. Birkaç tanesini Messi'nin kullanmasına 'izin' veremez miydi? Anlaşılan veremiyordu. Üstelik o Messi, herkesin onu daha yetenekli bulmasına rağmen, tıpkı La Liga'da olduğu gibi Robinho'ya karşı bir kez daha yenik düşmekten kurtulamadı. Ayrıca koca Arjantin'den Abbondanzieri'den başka bir kaleci çıkmıyor mu?
Brezilya'nın geleceği
Dunga'nın neredeyse hepsi kendisine benzeyen sekiz oyunculu 'Seleçao'sunun potansiyeli hakkında bu turnuvaya bakarak karar vermek zor. Ronaldinho ve Kaka ilavesiyle, şimdi Arjantin için söylenenler, belki Brezilya için söyleniyor olacaktı. Yine de bundan sonra, Ze Roberto'dan önlibero yapmak gibi bir maceranın 'Seleçao'da yer bulması zor görünüyor. Esas mesele savunmayla ilgili. Juan'la Lucio'nun yerine tandem oluşturan Alex'in geniş alanda oynaması durumunda ne kadar verimli olacağını tahmin etmek güç. Üstelik Brezilya, her karşılaşmayı bu kadar gömülerek oynamayacak. Kararlı ve inatçı kişiliğiyle takımı istediği isimlerden kuran ve istediği gibi oynatan Dunga'nın, sponsorların ve menajerlerin baskısına ne kadar izin vereceğini, yahut onlara ne kadar direnebileceğini bilemeyiz. Bu, Brezilya için kritik bir sorun haline gelebiliyor çünkü.