Kimse iyi futbol beklemesin!

Bu resmen tüketici haklarının açıkça ihlalinin ilanından başka bir şey değil. İdareciler 'artık şov beklemeyin' diye işin içine karışıyor ve 'özürlü mal satacaklarını' kamu oyuna ayan beyan söylüyor. Olacak iş mi?
Haber: CENGİZ ALPMAN / Arşivi

Bu resmen tüketici haklarının açıkça ihlalinin ilanından başka bir şey değil. İdareciler 'artık şov beklemeyin' diye işin içine karışıyor ve 'özürlü mal satacaklarını' kamu oyuna ayan beyan söylüyor. Olacak iş mi? O zaman, kötü futbol seyredeceğini bile bile, millet ne diye çoluğunun çocuğunun nafakasından kesip üstelik saatlerce kuyrukta beklemeyi de göze alarak stada girme cefasına katlansın. Ya da 'son haftalardaki şampiyonluk heyecanını yaşamak için' açılan kampanyaya uyup 'kötü futbolun oynanacağı ilân edilen' maçları izlemek için dekodere para yatırsın. Tüketici koruma derneklerinin bu konulardaki hassasiyeti mâlum. Belki inanılmayacak gibi görünür ama bu kamu oyuna açık beyanat, kulüplerin başına dert açabilir. Peki birinin 'tüketici hakkım bariz biçimde ve taammüden ihlal edildiği için verdiğim maç bileti parasının üstüne şu kadar da rayiç faiz eklenerek tarafıma ödenmesini talep ederim' dediğini düşünelim. İlgili kuruluşun da bunu haklı gördüğünü ve mevzubahis kulüp ya da kulüpleri haksız bularak tazminatın ödenmesinin kararlaştırdığı varsayalım. Amma muhabbet olur doğrusu!
Zira bunu tek bir tüketicinin gerçekleştirmesi, tıpkı emekli maaşlarını iki hafta gecikmeli ödediği için başı derde giren SSK'nın, proforma dilekçeyle başvuran her hak sahibine tazminatını kuruşuna kadar tıkır tıkır vermesine benzer biçimde yaygınlaştırabilir. Oysa bu türden güllabici demeçlere hiç gerek yok. Oynanan futbol zaten ortada. Sanki sezonun başında ortaya koyulanlar, seyredilmesi inanılmaz zevkler veren süper birer temaşa sanatı mıydı! Tuzak burada başlıyor. Çıkıp mevsim başı 'kimse bizden iyi futbol beklemesin' diyenin ümüğünü sıkıverirler valla. Açılış balosunda ordövr tabaklarına hep 'Yeni transferlerimiz ve hocamızla taraftarlarımıza her maçta mükellef futbol ziyafeti çekeceğiz' diye işkembeyi kübradan atılan vaatler konulur.
Ne zaman ki ligin son beş haftasına gelinir o işte o zaman halk avcılığından vazgeçilerek şovlu satışlardan, defolu malların tezgahlanmasına gelir sıra. Ama o sırada tüketici-taraftar ın 30 haftadır yuttuğu zoka oltanın sonuna kadar gelmiştir zaten. Batı'dan aldığımız futbolu tıpkı 'demokrasi', 'özgürlük', 'insan hakları' vb gibisinden koşullarına uygun biçimde kullanmayı bir türlü beceremiyoruz. Aslında becermek istemiyoruz demek çok daha doğru.
'Radikal Futbol' için denediğim profilde Vicente Del Bosque'yi büyütece almamdaki en önemli noktayı ıskalamışım. Denk gelmişken meselenin özünü burada telafi edeyim. Göbekli, pos bıyıklı kalender bir dede görünümlü Bosque, Beyaz şimşekler'in son dönemdeki teknik üstünlüğün motiflerini şöyle açıklıyor: "Yahu bizim takımın öyle sanıldığı gibi diğerlerinden çok farklı bir taktiği ya da esrarengiz bir oyun sistemi yok aslında. Ancak tüm bunlardan daha önemlisi Real Madrid'in bir futbol stili var. Buna hemen her maçta belki de gereğinden fazla atak oynama özelliğimizi de koyabilirsiniz. İşte bunlar bizi diğer futbol devlerinden farklı kılan ve göze hoş gelen şeyler."
Daha ne olsun be hocam. Son maçında evinde Mallorca'ya rezil oldun ama bu gece çıkıp Şampiyonlar Ligi yarı finalinin ilk ayağında Juventus'le mücadele edeceksin. Ligin sonuna gelmiş, Devler'de kupanın kulpunu tutmaya ramak kalmışken 'kimse bizden güzel futbol beklemesin' der misin, ya demeyi aklından geçirir misin! Hiç sanmam.
Hakeme su vermek
Avni Aker Stadı'nda atmosfer alabildiğine gergin. Tribünden atılan UFO'lardan biri Fatih Terim'in tam alnının ortasına isabet etti. Fatih hoca, bu bozuk parayı atan tribün teröristi yüzünden tüm Trabzonlu taraftarların sorumlu tutulmamasını söyledi. Doğru da. Böyleleri her kentte, her statta ibadullah. Olay Trabzon'da geçtiği için bu 'keskin nişancı'yı konu ettik. Galatasaray ve başka kulüplerin statları 'sahaya atılan yabancı maddeler' yüzünden ya seyirciye kapatıldı ya da takım başka sahaya gönderildi. Bunlarda en önemli etken hakemlerin yaptırdıkları anonslardı. Pazar gecesi Terim'in alnına yabancı maddenin en sert cisimlerinden biri atılarak alnının yaralanmasına yol açtı, hakemler için sürekli küfürler edildi, tık yok. Ne anons ne bir şey. Şimdi 'Sahaya madde atmak yasak, antrenöre atmak serbest' gibisinden bir mantık ortaya çıkmıyor mu! Sahaya yağan pet su şişelerinden birini Terim kulübenin yanından alıp dördüncü hakeme delil olarak vermesi de maçın spikerince şu traji-komik ifadeyle yorumlandı: "Fatih Terim hakeme su verdi."
Bundan gayrı ben size ne diyem...



Fenerbahçe'siz olmuyormuş...
Ekranın futbol allamelerince Fenerbahçe'nin yarıştan kopmasının, ulusal bir felaket olarak algılanması gerekiyor. 'Gazetelerimiz tiraj, kanallarımız reyting, dekoderlerimiz müşteri kaybetti' diye yakınılıyor. Fenerbahçe gerçekten futbolumuzun 'olmazsa olmaz'larından. Ama anlatım biçimine yakından bakıldığında bu resmen 'gazetelerin tiraj, kanalların reyting, dekoderlerin müşteri kaybetmemesi için Fenerbahçe'yi her sene şampiyon yapmak şarttır' demeye gelmiyor mu! Sarı-Lacivertliler'in şampiyonluğu kazanamadıkları sezonlarda iflas eden ne gazete gördüm, ne de televizyon kuruluşu. Bu anlatımda Fenerbahçe'nin zafere ulaşması dileğinden ziyade 'tiraj-reyting-dekoder' üçgenini gördüm açıkçası...