Kıyamet santrada kopacaktı!

Galatasaray'ın iki kez geriye düşmesine rağmen, büyük direnç göstererek her seferinde eşitliği yakaladığı Adana maçı, haftanın en karizmatik karşılaşması olurken, 71'de ümit Karan'ın eliyle attığı gerekçesiyle önce verilip sonra iptal edilen sayısı da gecenin Oscar'ı sayılırdı.
Haber: CENGİZ ALPMAN / Arşivi

Galatasaray'ın iki kez geriye düşmesine rağmen, büyük direnç göstererek her seferinde eşitliği yakaladığı Adana maçı, haftanın en karizmatik karşılaşması olurken, 71'de ümit Karan'ın eliyle attığı gerekçesiyle önce verilip sonra iptal edilen sayısı da gecenin Oscar'ı sayılırdı. Sarı Kırmızılılar'ın kimine göre 21, kimine göreyse 23 kez kullandığı kornerlerden birinde, 'altın eldiven' Murat'la birlikte ellerini açarak yükselen Karan'ın pozisyonunda meşin yuvarlak filelere gidiyordu. Maç boyunca kafasının son derece karışık olduğu çaldığı ya da çalmadığı her düdükten bariz biçimde belli olan Bülent Demirlek, gözünün önündeki pozisyonda gol kararı verip santrayı işaret ediyordu. Cim Bom, başta tribünler ve Ümit Karan olmak üzere galibiyet bayramını kutlarken, Toros Kaplanları yaklaşık dört dakika itirazlarını sürdürüyordu. O sırada genç hakemden de çok daha genç olan uzaktaki yardımcısının 'elle oynama' uyarısıyla ilgili meşvereti sürdüren Demirlek, ikna olduktan sonra sayıyı iptal edip, maça elle oynamaktan doğan çift vuruşla devam edilmesini buyuruyordu. Bu kez çılgına dönen Mecidiyeköy Aslanlar'ı oluyordu, doğal biçimde.
Aslında Adana'yı olası bir yenilgiden hakemin işaretine boyun eğerek orta yuvarlağa yönelip santra yapmamaları kurtarıyordu. 'Santrası yapılmayan gol, gol sayılmaz' biçimindeki (santra yapmaya zamanın yetmediği istisnai durumlar dışında) atasözü Turuncu-Beyazlılar'ı kurtaran içtihat kararı oluyordu. Vural'ın talebeleri buyruk gereği santrayı yaptıklarını varsaydığımızda, yardımcısının ikazını geç değerlendiren Demirlek, 'Dediğim dedik, çaldığım düdük' diyerek golü iptal edebilir miydi!
Sanırım santrası yapılan gol, sayı olarak tescil edilmiş sayılır. Ve bir daha tövbe iptal edilemez. Edilirse hakem son derece vahim bir 'kural hatası' yapmış sayılır. Sayılır da ne olur, işte ondan sonra film gerçekten kopar. Hakem ceza alır tamam da maç ne olur. Yeniden mi oynanır, kaç kaç sayılır, kaçıncı dakikada, nerede oynanır! Değme allamenin içinden çıkamayacağı derin meseleler ortaya çıkar.
Hatırladığımca şimdiye dek buna bire bir benzer bir vaziyet oluşmadı. Bu yüzden 'santrası yapılan gol', yasa gereği, atan tarafa anasının ak sütü gibi helal sayılır. Kafası karışık Bülent bey, o sıralar olup bitenin pek farkında değildi ama 'santra yapıldıktan sonra' sayıyı iptal edeceğine de zerre kadar ihtimal vermiyorum. Medya 'hakem rezaleti'nde birleşirken, Galatasaray idari ve teknik yönetimi 'düdükler' aleyhinde konuşmama kararı almıştı. Başkan Özhan Canaydın "Hakem ve federasyon hakkında konuşmadım, konuşmam da" (Hatta biraz daha ilerisinde 'konuşturmam da' yatıyor) derken, diğer kulüp yöneticisi, teknik direktör, futbolcu ve medya olmak üzere ayaktopu camiasına pek alışılmamış bir mesaj yolluyordu.
Terim, Canaydın gibi davrandı
Fatih hoca da maç sonrasındaki pres konferansta hakemin kararlarına ilişkin yorumlara girmedi. Takımının, şampiyonluğu kovalıyorsa, evinde galip gelmesinin altını çizmekle o da Canaydın'a koşut bir aksanı tekrarladı. Galatasaray'ın özellikle Ali Baba'nın 51'deki ikinci eşitliğinin ardından 'sayısız' gol pozisyonuna girdiği de çok abartılı bir tanımlama bence. Taş çatlasa 40 dakikada 12 kez gole çok mu çok yaklaştılar, o kadar.
Ekran külhanbeyinin, hakemi eleştirirken 'tecrübesiz ve acemi' demesi de ayrı bir feraset mahsulü sayılmalı. Şahsen ben 'tecrübesiz ve usta' ya da tam tersi 'tecrübeli ve acemi' hakem hiç görmedim, gören varsa ortaya çıksın. Maç için ayrıca 'top seni sevecek', 'beni sevmeyen topun gözü kör olsun' özdeyişlerinin yanına 'korner atamamak benim karakterimdir' yaftası da eklenebilir.
Maçın kahramanı Murat Şahin son yarım saatin gerçek bir karabasan olduğunu ifade ederken, Cim Bom'un yumuşak karnı sayılan köş vuruşları için 'fazla korner insanı ısındırıyor' diyerek kafa bulmayı da ıskalamadı. Tribünlere de ayrı bir tebrik atmakta yarar var. Yine ellerine geçen 'yabancı madde'yi sahaya atarak 'canım feda olsun sana' dedikleri takımlarını, üstelik Şampiyonlar Ligi vizesindeki en sert rakipleri Gençler karşısında ya tarafsız sahaya yollama ya da alışıldığı gibi seyirci desteğinden yoksun bırakma başarısını gösterdiler.
Lucescu'nun kıs kıs güldüğüne eminim...



'Yabancı madde' atmayalım...
Stat hoparlörlerinden hemen her maçta yapılan 'lütfen sahaya yabancı madde atmayalım' uyarısına aslında kafam fazla basmıyor. Yani bu 'yabancı maddeler' ne menem şeydir pek algılıyamıyorum. Oysa atılan pet şişe, çakmak, sustalı bıçağın hepsi yüzde yüz yerli malı. Zaten hangi kendini bilmez taraftar tutar da sahaya 'Türk malı olmayan yabancı madde' atar ki! Belki de yabancıdan kasıt, futbolla ilgisi olmayan maddelerdir. O zaman yasaktan sıyırmak için, tutup sahaya top, düdük, krampon ya da korner bayrağı filan atılabilir mi! Ya birisi çıkıp bu işin mahiyetini açıklasın ya da daha basiti hoparlörlerden sadece 'sahaya hiçbir şey atmayın' denilsin.