Korkmak ya da korkmamak

Nihayet başladı. Güzelim oyunun etrafında dönen oyunlardan o kadar sıkıldık ki, hayat başka vesilelerle de olsa, bu aralar öyle üzerimize geldi ki Godot'yu bekler gibi bekliyorduk şu 90 dakikalık 'afyonu'.
Haber: BAĞIŞ ERTEN / Arşivi

Nihayet başladı. Güzelim oyunun etrafında dönen oyunlardan o kadar sıkıldık ki, hayat başka vesilelerle de olsa, bu aralar öyle üzerimize geldi ki Godot'yu bekler gibi bekliyorduk şu 90 dakikalık 'afyonu'. Sonunda vuslat gerçekleşti dün akşam. Ama ne bilelim daha ilk maçtan kalite kontrol muayenesinin devreye gireceğini?
Önceliği Kayseri ekibine vermek lazım. Bülent Korkmaz'lı Erciyes'in sağlam ve dirençli bir takım görüntüsü verdiğini söyleyerek başlayalım. Çünkü dün akşam karşılaşmada ilk sahne alan onlardı ve aklı başında oyunlarıyla umut kapısını araladı taraftarları için. Bir maçta kanaat sahibi olan ahkamcıbaşılardan biri durumuna düşmemek için de şunu ekleyelim. Önümüzdeki maçlara da bir bakmak lazım...
Tabii ki gecenin assolistine vereceğiz başrolü. Oligarşinin imtiyazlı üyesi olduğu için değil, dün gerçekten haber konusu edilecek kadar kötü bir ilk yarı oynadıkları için. Saatin gongu 40'ı vurduğunda Sarı-Lacivertliler rakip kaleyi bulan ilk şutlarını atmıştı. Maçın başında e-mail'le gönderseler de sanırım aynı sürede kaleye varırdı. Karşılaşma öncesi seremonide dikkat etmedim, acaba Fenerbahçeliler birbirlerinin elini sıktılar mı? Çünkü ilk bölümdeki oyundan anladığım kadarıyla bir çoğu yeni tanışıyorlardı! Haksızlık etmeyelim, ilk kez bir arada oynayan bu 11'in hata yapma oranı pek tabii ki yüksek olacaktı. Ama topla 'Pembe Panter'in Müfettiş Clouseau'su edasıyla oynamaları da kimse beklemiyordu.
'Annan planı' devreye girdi
Cenk'in attığı demenin revayı hak olmayacağı, doğru tanımla Volkan'ın 35'te yediği gol kimseyi o kadar şaşırtmamıştı sanırım. İki açıdan: 1) Volkan kendisiyle yapılan her röportajda da gösterdiği gibi hâlâ olgunlaşma enstitüsünü bitirememiş biri olarak bunu her zaman yapabilirdi ve içtihat kapısı kapalı tüm Türk futbolcular gibi bundan ders alacak gibi durmuyordu. 2) Zaten gol gelmesi için celp çoktan çıkarılmıştı ve Erciyes her orta-kafa-gol oyununda ilk iki aşamayı başarıyla tamamlıyor ama bir türlü sonunu getiremiyordu. 8'de Lazarov'un ortası, 13'te Cenk'in kafası, 25'teki karambol, 40'da Djaloviç'in beceriksizliği... Talep ettiği her fırsatı yakalıyordu Erciyes.
İkinci yarıda B, C ve D Planı'nı pas geçip Annan Planı'nı devreye soktu Zico. Huzursuz ve hırçın ama bir o kadar da sakar görünen Uğur'u kenara alıp Tümer'i soktu oyuna. Haklıydı, bir şeyler yapmalıydı. Çünkü dakikalar geçtikçe maçı almak Kıbrıs sorununu halletmek, Ortadoğu'da barışı sağlamak kadar zorlaşıyordu. Tuncay ve Deivid'in çabaları cılız kalıyor, orta saha ise henüz çarkı döndürememişti. Tehlike anında camı kırıp Semih'i almak dışında bir çaresi kalmamıştı Brezilyalı teknik adamın. Lakin o da 'çakralarını' şak diye açamadı bu sefer. Ama baskı artıyor, ayran kabarıyordu. 76'da Ümit'in ortasında iki forvetin kaleyi ıskalaması tehlike çanlarının desibelini yükseltiyordu. Deivid'in 78'deki kafa vuruşu, 83'teki volesi derken nihayet 84'te Alex son noktayı koydu: 1-1. Yine de pek sevinemedi Sarı-Lacivertliler. Ligin dibinden beraberlikle dönmek pek hesapta yoktu. Sevindirici olan şey ise, ligin rekabet endeksinde kaldığı yerden devam ediyor olmasıydı.