Koşmak, şehir ve halk

Koşmak, şehir ve halk
Koşmak, şehir ve halk
İki kıta arasında koşuluyor bu maraton. Ben de yıllar sonra bu kez okulum 'Darüşşafaka' için katılacağım. Sizden de yardımlarınızı beklerim.

İBRAHİM ALTINSAY - Avrasya Maratonu’nun ilk yıllarında 15 bin metre koşuyordum. En son 1986’da katılmışım; koşu sponsoru cam firmasının verdiği nal gibi camdan madalya evde duruyor... Şimdi 27 yıl sonra Avrasya yollarında taban tepeceğim; bu kez 10 bin.

Koşmak benim için bir ‘dinleme’ işi. Önce bedenini dinliyorsun, sonra ruhunu, zihnini, çevreni, dünyanı ve dolayısıyla dünyayı... Dinledikçe tanıyorsun. Önce bedeninde bir ritim, bir uyum kuruyorsun, sonra zihninde, ruhunda. Dünyayla baş etmek için güç biriktiriyorsun.

Bu bir tür terbiye... Ben bu terbiyeyi 8 yıl yatılı okuduğum Darüşşafaka Lisesi’nde aldım. Takım sporlarında ‘bir arada oynama terbiyesi’yle birlikte. Okul basket ve futbol takımlarındaydım. Beden hocamız Türkiye ’ye güreş dışında ilk olimpiyat madalyasını getirmiş olan üç adımcı Ruhi Sarıalp’ti. Ağır idmanlar yaptırırdı bize. Cılız bedenime bakıp uzun mesafeci çıkarmaya çalıştı benden. Sabah koşuları yüzünden gün boyu uyuklamaya başlayınca bir bahane uydurup kaçtım... Şimdi biraz olsun rahmetli Sarıalp’e ve beni yetiştiren Daçka’ya borcumu ödemek için koşacağım. Gönlünüzden koparsa, Darüşşafaka için bağışlarınızı bekliyorum. www.darussafaka.org sitesine girip orada belirtilen banka hesaplarına ya da online bağış sistemine katkılarınızı ‘Altınsay Avrasya’ notuyla aktarabilirsiniz.

HALKIN OKULU

Darüşşafaka deyip geçmeyin. Sadece bağışlara ve halka dayanan bir kurum. Kimseye bağımlı değil, kimsenin güdümünde değil. Bu özelliğiyle 150 yılı devirdi. Babası ya da annesi olmayan çocuklara sadece öğrenim değil üst düzey eğitim ve kültür sağlıyor. Bizim zamanımızda, böyle bir eğitime olanağı olmayan, anası ve babası sağ çocuklar da sınırlı sayıda girebiliyordu okula... Böylesi halk kurumlarını, sivil kurumları güçlendirmek gerek. Daçka gücünü arttırırsa belki bir gün yine yoksul ailelerin çocuklarına kapıyı açar. Fırsat eşitliğini tam anlamıyla gerçekleştirir.

HALKIN KOŞUSU

Aslında Avrasya ile Daçka birbirine çok yakışıyor. Maratonda da İstanbul şehri, o şehirde yaşayanların, halkın oluyor bir günlüğüne. Belki unuttuk ama bir şehrin sokakları, caddeleri, parkları, köprüleri, kent mobilyaları, hatta binaların cepheleri de kimsenin malı değil, o kentte yaşayanların malı. Avrasya maratonu, Boğaz Yüzme Maratonu gibi bir günlük düzenlemeler bu gerçeği hatırlatmalı bize. Bu tür etkinlikler çoğalmalı.
Üstelik iki kıta arasında koşuluyor bu maraton. İstanbul’un sadece şehir sakinlerine ait olmadığını, bütün dünyaya ait olduğunu gösteriyor. Sadece sermaye ve tüketim malları küreselleşmiyor günümüzde. Emek de, insan da, kültürler de küresel etkileşim içine giriyor... Artık sorunlar ulusal sınırlar içine sığmıyor, çözüm tartışmaları da. Temel hak ve özgürlüklerin, sorumlulukların ulusal sınırlar içinde ele alınması anlamsızlaşıyor, küresel düzlemde tartışılmaları gerekiyor.

YAYALAR BİRLEŞİN, KOŞMAYA DEVAM

Son olarak eğer İstanbul’un ve bence her şehrin temel birimi insansa, şehir sakinlerinin sokağa çıkmasından korkmamak gerek. Önceliği sokaktaki insana, yani yayaya vermek gerek. Bir şehrin gelişmişliği bana sorarsanız insanların o şehirde ne kadar rahat yürüyebildiğiyle ölçülmeli. Bu kadar basit.

Gandi’yi unutmayın. Yürümekle sokaklar aşınmadı ama koskoca bir ülke ve dünya değişti.

O zaman kıpırdayın yayalar, sokaklarınıza sahip çıkın. İstanbullular maratonunuza ve şehrinize sahip çıkın. Dünyaya sahip çıkın!... Bu arada bendenizi ve Darüşşafaka kulunuzu da unutmayın.