Koştuğum gibi finişe vardım!

Koştuğum gibi finişe vardım!
Koştuğum gibi finişe vardım!
Haber: İBRAHİM KOÇYİĞİT / Arşivi

Başardım. 25 dakika tempolu yürüyüşte bile zorlanarak başladığım dört aylık yolculuk, dün 34. Vodafone İstanbul Avrasya Maratonu’nda 15 km’yi hiç durmadan ve yürümeden bitirerek noktalandı. Antrenmanlar iyi gidince kendime sonradan koyduğum 1:30:00’luk hedefinse 3 dakika 44 saniye gerisinde kaldım. Tüm bu sürece sadece fazla kilolarımdan kurtulmak için değil, ahkâm kesen gazeteci kisvesinden sıyrılıp, bir sporcu nasıl düşünür, neler hisseder öğrenmek için başlamıştım. Finiş çizgisini, önemli bir ders daha çıkararak noktaladım: Parkuru biraz daha iyi etüt etmek gerekiyormuş!
Starta döneyim; dünkü yazım yer yokluğundan biraz kısalmıştı. Ebru Kavaklıoğlu ile birlikte beni çalıştıran Dudu Karakaya’nın 1:20:00’lik tahmini, bu sayfalarda hedefim olarak yazıyordu. Başlangıç noktasında hesap kitap yaptım, o hedefi tutturmam için yakalamam gereken tempo, tüm yarışı riske atmam anlamına gelecekti; vazgeçtim.
Her yıl nasıl halk koşusuna ilgi artıyorsa, aynı şey 15 km için de geçerli. Start verildikten sonra, neredeyse köprü bitene kadar birbirimize çarpmamak için tempo düşürerek koştuk. Köprüde fotoğraf çekmek için duranlara “Bu halk koşusu değil!” tepkileri yükseliyordu. Köprü bitiminden sonra gelen 2 km’lik yokuş, önceden hazırlığını yaptığım için beni zorlamadı. Barbaros Bulvarı’ndaki eğimli inişi de baldırlarıma en az yükü bindirecek şekilde, kendimi yerçekimine bırakmadan koştum.
Ne olduysa, 5’inci kilometreden sonra oldu. Beşiktaş ’ta çalan ‘Eye of the Tiger’ eşliğinde büründüğüm Rocky rolü, yarış ortalaması olarak hedeflediğim tempoya çıkmamı sağladı. Ne var ki ikinci 5 km’yi tamamen
bu tempoda geçin-
ce, Gülhane girişinde başlayan yokuşu hesaba katmadığımı anladım. Oysa, o noktaya, cepten yiyebileceğim bir avantajla girmeliydim.
Gülhane Parkı’na girdiğimde, nabzım bir hayli yükselmişti. 1:30 hedefimi tutturmam için riske girmeye karar verdim ve nabız saatimi kapattım. Fakat 50 metre kadar sonra, sol tarafta bir kişiye kalp masajı yapıldığını gördüm. Hemen nabız saatimi tekrar başlatıp, 1:30 hedefimden sapmayı kabullendim. Ne yazık ki, yarışın ardından, parkta gördüğüm kişinin kalp krizi geçirdiğini ve hayatını kaybettiğini öğrendim.
Son düzlüğe yaklaşırken, Sultanahmet’te olduğumuzu hatırlatacak bir biçimde, turistlerin tezahüratları eşliğinde ilerledik. Son 20 metrede bana seslerini duyuran Bağış Erten ve Banu Yelkovan’ın verdiği son bir güçle de 1:33:44 ile finiş gördüm. Aralarına maalesef (!) Uğur Vardan’ın da dahil olduğu ‘Kaçıncı oldun’cular için söyleyecek olursam, 5400 kişi arasında 1936. sırada yer aldım.
Finişte, hem hiç durmadan koşabilmenin sevinci hem de 1:30’u ıskalamanın üzüntüsü vardı. Evet, Ebru Kavaklıoğlu ve Dudu Karakaya’nın desteğiyle, Radikal adına verdiğim sözü tutmuştum; ama kendime verdiğim sözü ıskaladım. Nasıl derler, artık önümüzdeki maratonlara bakacağız!