Ligde arayı kapatan şey, savunma

Gerçek bu: ligin ilk yarısında sergilediği olağanüstü ofansif performansla herkesin hayranlığını kazanan takım Vestel Manisa, ancak son hafta rahat bir nefes alabilmişse...
Haber: AHMET ÇİĞDEM / Arşivi

Gerçek bu: ligin ilk yarısında sergilediği olağanüstü ofansif performansla herkesin hayranlığını kazanan takım Vestel Manisa, ancak son hafta rahat bir nefes alabilmişse, bu ancak sözü geçen takımın savunma kurgusu eksikliğiyle açıklanabilir. Ligin sürpriz takımlarından Kayserispor, bütün turnuva boyunca asla ofansif bir zaaf yaşamamış, buna karşılık takım savunma ruhunu kaybettiğinden olmadık maçları mağlubiyetle kapatmış ve istediği yerde olamamıştır. Herkes gördü ki, geleneksel olarak hücum takımı hüviyetini barındıran Fenerbahçe, aslında, şampiyonluğu kritik maçlardaki savunma direnciyle elde etti. Beşiktaş, yalpalayarak götürdüğü ligi, savunmasındaki istikrarsızlık nedeniyle kaybetti. Erciyes'in inadı kendilerine hem kupayı kazandırdı hem de lige başka bir heyecan getirdi. Antalya, savunmadaki zaaflarını gideremediği için, teknik direktörünün iddialarına rağmen küme düşmek zorunda kaldı. Örnekleri çoğaltmak mümkün.
Savunmayı öğrenmek
Derwall'in Galatasaray'ı Türkiye'ye, üçlü savunma ve bol personelli orta sahayla oynamayı öğretmiş ve böylece orta alandaki mücadeleyle oynanan yeni Avrupa futboluna entegrasyonu kolaylaştırmıştı. Sonraki yılların Galatasaray'ı, dörtlü defansı, çizgi savunmasını ve işlevsel orta sahayı örnekleyerek Türk futboluna katkıda bulundu. Bugün ligin orta sıra takımlarının kazandığı futbol alışkanlığını ancak savunma yapmayı öğrenmekle açıklayabiliriz. Elbette halen birtakım sorunlar var ve bunların olması tabii. Çünkü, bu anlayışa uygun futbolcuların yetişmesi ve öne çıkması biraz zaman alacak. Bütün mesele, doğru personel seçimi. Konya'nın, Ankara'nın, Gençlerbirliği'nin yani, yukarıyı zorlayan takımların, personel seçimlerinde yeterince özenli hareket etmemesidir bu sorunları yaratan. Transfer sezonu içerisinde ümit edilir ki takımlar bu gerçeğe uygun bir biçimde hareket ederler.
Çünkü savunma yapabilmek, ancak savunmayı defansa teslim etmemekle mümkün olabiliyor; bu da orta alanın katkısını gerektirdiğinden, bu alana yapılacak yatırımların titizlikle ele alınması zorunluluğunu getiriyor. Yalnızca defansa yönelik kritik müdahalelerin yapılması bir şey garanti etmez. Fenerbahçe'nin Aurelio'lu, Appiah'lı orta alan asabiyetidir arkada oldukça sorunlu görünen savunmayı kurtaran.
Gerçekçi olmak gerekirse, takımların ofansif yatırımlarının mali bir rasyoneli de yok. Zira herkes biliyor ki hücum hattında hayati katkılarda bulunacak futbolcular dünyanın her yerinde pahalı. Oraya alınacak futbolcuların, işlevsel olması değil, oyunun kaderini değiştirmeleri beklenilir. Bu beklentiye cevap verecek futbolcularda yaşanan kıtlık, salt yetenek eksikliğiyle açıklanamaz. Kariyerini futbolda gören herkes, esas meselenin başka türlü bir yönelimden geçtiğini görüyor. Herkes parıltılı bir hücum oyuncusu, tutkulu bir santrfor olamaz ama oyunun hakkını veren bir orta saha oyuncusu olabilmek için futbol fundamentali ve emek zenginliği başlangıç için yeterlidir. Türk futbolunun bir üst düzeye çıkabilmesini sağlayacak olan da budur.
Kimse Türkiye'de ofansta oynayacak futbolcuların sayısal azlığından ya da nitel eksikliğinden bahsedemez, buna rağmen, Milli Takım hızla Avrupa'nın C sınıfı bir takımı olmaya sürükleniyorsa, bunun nedeni, savunma anlayışının ligin bile gerisinde kalmasında aranmalıdır.