Lucescu, 'sıfır hata'ya doğru...

Beşiktaş'ın, Lazio kazasını atlattıktan sonra, son haftalardaki yükselen grafiği Siyah-Beyazlılar'ın, Gordon Milne dönemindeki meşhur 'üçlemesi'ni tekrarlama yolunda olduğunun sinyallerini şimdiden veriyor.
Haber: CENGİZ ALPMAN / Arşivi

Beşiktaş'ın, Lazio kazasını atlattıktan sonra, son haftalardaki yükselen grafiği Siyah-Beyazlılar'ın, Gordon Milne dönemindeki meşhur 'üçlemesi'ni tekrarlama yolunda olduğunun sinyallerini şimdiden veriyor. Rumen büyücünün şifalı iksirlerinin başarılardaki etkisi özellikle son üç maçta gözler önüne serildi. Trabzon beşlemesinin ardından gelen Juventus zaferi ve son olarak Gakkoşlar'ı fena halde domine ettikleri bir başka deplasman zaferiyle üç maçta 12 sayı buldu Kara Kartal. Bunlardan yedisinin dışarıda rakip kalelere servis edilmesi de şöleni daha da şenlendiren deplasmatik plazmalardı.
Beşiktaş, 'Gökler hâkimi Gordon'la ünlü 'üçlemesi'ni yakalamadan önce hayal kırıklıklarıyla dolu sezonlar görmüştü. 1966-67'de Spajiç'le üçüncü kez lig şampiyonluğunun sevincini yaşayan Kara Kartal, daha sonraki 14 sezon boyunca aynı zevki, tadamamak üzere dipfrize kaldırmıştı. Derken 1981-82'de Miliç'in kumandasında canlanıp şampiyonluk hasretini dindirdi. 1985-86'daki Stankoviç başarısından üç mevsim sonra bu kez ortaya İngiliz Mister çıkageldi. 1989-90'da peşindeki Fenerbahçe'nin 5 fazlası, 75 puanla perde açılıyordu. Ertesi sezon yine beş puan birden geri düşen Galatasaray'ın önünde 69 puanla finişi göğüsledi. 'Üçleme'nin son perdesi 'Gordon ve Kartalları'nın lig tarihine 'yenilmez armada' olarak geçmesine de yol açıyordu.
Christoph Daum'la 1994-95 zaferinin ardından bu kez yeniden yedi yıllık uykuya yatan Beşiktaş, geçen seneki 'asla pes etme' ruhuyla, Luce'nin kumandasında 10'uncu şampiyonluğunu kucakladı. Rumen profesörün talebeleri bu mevsim bir öncekine oranla çok daha etkili futbol oynuyor. Gol yiyip geri düşmek gibisinden sendromlar yaşamıyor. Galatasaray'ın yükselme devrindeki 'dominant' futbolunun daha değişik versiyonuyla çok sayıda gol pozisyonu üretebiliyor. Luce, 'savunma ağırlıklı' diye eleştirilen futbol anlayışı sonucunda attığı 24 golle karşılaşma başına üç sayılık ortalamayı yakalarken, yorumcuları yeni yorumlara itekleyiveriyor.
Aksesuvarları değiştirdi
Geçen senenin şampiyon ekibine ufak tefek aksesuvarlar ekleyen teknik patron, rakipleri Daum ve Terim'in aksine takımın omurgasını zedelememeye çalışmanın semeresini gördü. 'Madem oynatmayacaktın, yenileri niye transfer ettin!' suçlamalarına kulak asmayan tilki kadar kurnaz, kurt kadar boynu kalın Luce, 'hak bildiği yolda tek başına yürümeye' devam etti. Cim Bom'un başında olduğu dönemde ifade etmiştim, yenilememde mahzur yok. Lucescu, görüşümce, ucuz denilebilecek malzemelerden nefis ziyafet sofraları kurmasını beceren çok yetenekli aşçıya benziyor.
Fazla vıdı vıdı etmiyor. Kadrosunun yeterince derin olduğunun, kulübesinin şu anda en etkili yedeklerden oluştuğunu çok iyi biliyor. Ancak bu konuları fazla dile getirmemeyi de çok iyi beceriyor. Ne var ki bu, bir tür 'takım saklama' yöntemi diyebileceğimiz farklı formalarla nereye kadar
ulaşabileceğini, son Elazığ deplasmanında, 'kör gözüm parmağına' dercesine sahada gösterdi. Öyle ki ideal 11'inin neredeyse yarıya yakın elemanı dinlenirken, Gakkoşlar'a karşı 'atılan taşlara dayanıklı' yeni bir formasyon çıkarmayı becerdi. Birbuçuktan giderek iki ekibe ulaşmanın anayasası, Luce'nin Beşiktaşı'nda olduğu gibi 'takım ruhu'ndan geçiyor.
Ahmed Hassan ve genç Okan'la başlamaması, dinamo İbrahim'i besiye çekip Ada yolculuğundan sonra gevşememesi için Sergen'i ilk 11'de sahaya sürmesindeki formüller şirket sırrı sayılır. Bu rotasyonların İngiltere kadrosu için kafasını kaşıyan Güneş'in önünü çok açtığından, zihne berraklık verici operasyonlar. 'Yüzünden nefret akan' İlhan Mansız'ın fırsatçılığı da göz önüne alındığında 'Güneş'in seçimi'nde en büyük asistanlığı Rumen profesörün yapabileceği söylenebilir. Sevecenlikle tedaviye kalkanın önce kendisini sevmesi gerek.
Luce'nin, sadece İlhan Mansız gibi, sağa sola saçtığı kırmızı kartlarla çevreyi kirleten bir kramponun, ancak futbolla rehabilite edilmesi yönteminin yanı sıra, diğer pek çok basiretli davranış biçimleri de diğer meslekdaşlarına ışık tutmalı. Aslında ışık ortada, mesele bakmasını, görmesini ve öğrenip uygulamasını bilmekte. O kadar zor değil, di mi!
Cim Bom ve Gakkoşlar
Galatasaray'da pek eşine menendine rastlamayan bir kötüye gidiş peydah oldu. Mesele, iyi futbol oynamamaları, Terim'in takımı çok fazla kurcalaması, Olimpiyat Stadı'nın antipatikliği değil. Daha vahimi taraftarın takımını yuhalaması. Fatih Terim'e pet şişe atan, Mondragon'u, Hasan'ı yuhalayanlar, rakip taraftarlar değil, bizzat Cim Bomlar. Bir ruhbilimci, toplumbilimci, tribünbilimci çıkıp da olup biteni açıklayıverse keşke...
Gakkoşlar'ın Beşiktaş'ı taş yağmuruna tutması asla sahiplenilecek bir davranış değil. Aksine, 'bu kendini bilmez birkaç bin kişinin, arkadaşları tarafından derhal dışlanması şart. Sahan kapatılacak, seyircisiz oynatılacak. Ziyarete gelmiş şampiyon ekibe, misket bombası gibi sürekli taş atmakla, multiple orgazmlar mı yaşanıyor, belki de! Galatasaray ve Elazığ taraftarlarını bir fıçıya koyup karıştırsan, ortaya bu kez kendi takımını taş yağmuruna tutacak denli ucubelerin çıkması kaçınılmaz olacak. 'Ey Türk gençliği...'nin haline bak. Bak da utan...
Ahkâmcıbaşı sallıyor
Yayıncı kuruluşun vazgeçilmez ahkâmcıbaşıcı, alışılageldiği üzre yine sallıyor. Bu hafta da Galatasaray'ın Olimpiyat Stadı'ndan Ali Sami Yen'e dönmesinin şart olduğunu ifade ederken 'Zaten Olimpiyat Stadı, Ali Sami Yen'e göre daha büyük. Galatasaraylı futbolcular eski stadlarına alışkın oldukları için...' diye salladı. Ali Sami Yen Stadı, Avrupa stadlarının ortalaması sayılan 105x68'den az bir şey küçük, 105x65'dir. Atatürk Olimpiyat Stadı'nın ölçüleri de milimi milimine 105x65'dir. UEFA'nın resmi kitapçığında yazılı bu. Olimpiyat'ı büyük gösteren sahası değil, atletizm pistleri yüzünden, mücavir alanın geriye doğru yaygınlığıdır. Yiyelim, içelim hesabımızı bilelim arkadaş...