Maracana'ya giden bütün yollar kapalı

Maracana'ya giden bütün yollar kapalı
Maracana'ya giden bütün yollar kapalı
Maracana Stadı'nın etrafında izlediğim 3. maç hem çok erken, hem pazar günü, hem de iki Avrupalı arasında oynandığından sokaklardaki coşku düzeyi bir hayli düşüktü
Haber: VOLKAN AĞIR - volkan.agir@gmail.com / Arşivi

Dünya Kupası'nda ev sahipliği yapacağı maçların 3.'sünü takip etmek üzere Maracana Stadı'nın etrafındaydım bir kez daha. Bu kez bileti olan bir arkadaşım sayesinde maça girme imkanım da olduğu için bambaşka bir heyecanla gittim. Rahat rahat sohbet ederiz diye de maçtan 1 saat önce buluşmayı kararlaştırdığımız için geç kalmamak için her zamankinden farklı bir yolla metro yerine taksiyle gittim Maracana'ya. Daha önceki maçları da takip ettiğim bir arka sokakta indim. Polisin maçtan 1 saat kadar evvel stadyum ve çevresindeki bağlantı sokaklarını kapattığını biliyordum. Bağlantı sokaklarını kullanarak stadyuma doğru sadece biletliler girebiliyordu. Yani biletin yoksa kaldırımda tribün yapmak da yasaktı. Ama daha önce polis kordonlarını karambollerde aşmıştım, yine aşardım. Bir sokağı denedim olmadı, diğerini denedim olmadı, bir başkasını denedim yine olmadı. Girişleri zorlarken saat de ilerlemişti. Saat 12.30'a yaklaşırken internet üzerinden haberleşmek için açık bir bar bulup arkadaşıma internetten mesaj atıp yaşadığım zorluğu ilettim. Belki 12.45'e kadar bekler de ben de o sırada girerim, buluşur ve maça gideriz.

Biletler karaborsada 4000 Real

Bütün polis kordonlarını denerken bir ara Arjantinli ve Şilili taraftarlar gibi depara kalkarak barikatları da aşmayı düşünmedim değil. Ama sonradan onların yakalanıp 72 saat içinde ülkeyi terketmeleri istendiği aklıma geldi. İçeri girmek için tek çaremin bileti olan birilerine yamanmak olduğuna karar verdim. Gelen gidene, “Fazla biletiniz varsa beni de şu polis barikatından ileriye alır mısınız?” demeye başladım. Kimisi “Bir yürü git” tadında tepki verirken kimisi anlamazdan geldi. Kulaklarımı açmış sağda solda, “Bilet isteyen var mı?” diyen karaborsacı arandım. Biletler için 4000 Real istiyorlardı.

Sokaklarda coşku yoktu
Maçın başlamasına 10 dakika kala stadın etrafına girmeye çalışırken sokakları da gözlemliyordum. Brezilya'da saat 13.00'tü. Maracana Stadı'nın etrafında izlediğim 3. maç hem çok erken, hem pazar günü, hem de iki Avrupalı arasında oynandığından sokaklardaki coşku düzeyi bir hayli düşüktü. Özellikle İspanya – Şili mücadelesini takip ederken Şilililer'in muhteşem coşkusunu tecrübe ettikten sonra etrafta coşkulu birkaç Belçikalı, Rusyalı görememek çok can sıkıcıydı. Maça girme imkanını da, maçın ruhunu stadyum etrafında tatma imkanını da kaçırıyordum ve sinirim de bozulmuştu. Maça 5 dakika kala paralel sokakta maçı izleyebileceğim bir yer bakındım. O sırada otobüs durağındaki bir amca ile maç bilet pazarlığına başladım. 1000 Real dedi bilet için. “Önce bileti görelim amca” dedim, göstermedi. “Gel otur” diyip durdu. Bileti göster ısrarıma cevap veremedi. 200 realden fazla vermem, 5 dakikan kaldı sen bilirsin diyip gittim.

Maç varken televizyonu kapatan taş olur!

Brezilya'daki büfelerde damak tadımıza da uygun yağlı hamur işleri boldu. Ucuzundan iki tane kapıp oturdum maçı izlemeye. 10 dakika ya geçti ya geçmedi bir anda kanal değişti. Yanlışlıkla olmuştur diye kısa bir süre bekledik. Maça geri dönülmedi! Dükkan sahibi bildiğiniz kanalı değiştirdi! Sabah kuşağı programına geçtiler baya baya! İçerisinin kalabalıklaşmasına ve normal müşterisinin de alışveriş yapamamasına sinirlenmiş bir hali var gibiydi. “Ama müdür Dünya Kupası oynanıyor, ne yapıyorsun allah aşkına!” diyerek ayrıldım oradan da ve hemen karşı kaldırımdaki bara geçtim. Yer yoktu, ayakta tamamladım ilk yarıyı. Maç oynanırken yanda iskambil oynayan amcaların keyfine eğlencesine ise değecek yoktu.

Sıkıcı bir ilk yarı olmuştu. Karşılıklı birer tane tehlikeli girişimi olmuştu. Maracana sokaklarında izlediğim en sakin maçtı. İkinci yarı başka bir mekana geçtim. Önümdeki Amerikalılar maç boyu görüş açımı kapattıkları gibi ekrana bile bakmadan “New England Revolution mı?” yoksa “Columbus Crew mi?” diye tartışıp dururken ataklarını arttıran Belçika'nın Hazard'ın pasında Origi'nin ayağından bulduğu gol ile yerimden fırladım.


Türkler her yerde

Kırmızı Şeytanlar'ın maçı 3 puanla nihayete erdirmesinin ardından sonra polis barikatlarını aşarak stadyum etrafına varma çalışmalarıma bir kez daha başladım. Yaklaşık 1,5 kilometre uzaktan dönerek varabildiğim metroya giden üst geçitten stadyumun kaldırımlarına varabildiğimde içimi önce bir sevinç kapladı. Sonrasında ise FIFA'ya bir güzel sövdüm. Halkın olan sokakları halktan gasp etmekti bu yaptıkları. Uzun süredir böyle bir muameleyle yaşamaktan dolayı canım zaten bir hayli sıkkındı. Birkaç Belçikalı ile sohbet edeyim, varsa bir Beerschot'lu taraftar ile Açık Radyo'dan sevgili dostum Dirk Vermeiren için anı fotoğrafı çektireyim diye etrafı kolaçan ederken Beşiktaş ve Ankaragücü formalılarla karşılaştım. “Aha Türk!” diyerek yanlarına yaklaşıp selamlaştım ve sohbet ettim. Özel bir bankanın çalışanları olarak organize olup gelmişler Dünya Kupası'na. 6 günlük gezilerinde Belçika - Rusya maçını izleyip döneceklerini öğrendim. Bankanın müdürü Hakan Varol Bey, daha önce 2010'da da çalışanlarını Dünya Kupası maçına götürmüş. “Dünya Kupası'nda Brezilya'da olmak bambaşka bir duygu” diyen Hakan Bey için Maracana'da futbol mabedinde olmak büyük bir keyif. Türkiye 'nin katılmadığı bir turnuvada favorisi olmadığını söylerken “Bugünkü Rusya'yı gördükten sonra Türkiye'nin burada olmaması büyük eksik” dedi. Son performanslara bakınca da Almanya'nın kupayı kazanacağını düşünüyor.

Belçika'nın şansı çeyrek finale kadar

Sokaklarda yüyürken bu sefer bir Belçikalı ile sohbete daldım. Dimitri de Pues, Venezuela'da doğmuş. 13 yıl Nijerya'da , 24 yıl Gana'da yaşamış. Brezilya'da ananas bahçeleri var. Gana'daki şirketlere danışmanlık yapıyor. Belçika'nın her iki maçına da gitmiş: “Genelde defansif oynuyoruz. Kontraatak takımıyız. Takım umutlarını yüksek tutmak istemiyor. Çok iyi oyunculara sahibiz ama Van Buyten dışında hepsi tecrübesiz” diyerek kötü oynanan oyunun ardından yine de şanslarının olduğunu iletiyor de Pues. Final bileti için de başvuru yapmış ama FIFA ona sadece çeyrek finale kadar bilet satın alma hakkı tanımış. “FIFA heralde Belçika'ya çeyrek finale kadar gitme şansı tanıyor” dedim, “Portekiz çıkarsa işimiz zor”dedi. Bu gidişleyse karşılarına son 16'da Almanya çıkacağa benziyor.

Anlaşıldığı üzere ben maça giremedim. Bileti olan arkadaşım ise Natal'dan Rio'ya uçuş olmadığı için gelemedi. Dünya Kupası düzenleyen bir ülkede maçların oynandığı iki şehir arasında uçuş olmadığı için yolculuk yapılamıyor.