Mavilim Mavişelim, Londra'da buluşalım

Mavilim Mavişelim, Londra'da buluşalım
Mavilim Mavişelim, Londra'da buluşalım
Kimdi hatırlamıyorum. 'Kaç yaşında olduğun değil, kaç dünya kupası gördüğündür asıl önemli olan' demişti.
Haber: BAĞIŞ ERTEN / Arşivi

Kimdi hatırlamıyorum. "Kaç yaşında olduğun değil, kaç dünya kupası gördüğündür asıl önemli olan" demişti. Sanırım atasözü olması gerekirken TDK'nın gözünden kaçmış. Bu özlü sözün bugüne tercümesi Şampiyonlar Ligi ikinci tur maçları olmalı. Bu seviyede kaç maç seyrettik memleket olarak? Üçü Galatasaray olmak üzere toplam dört! Yani emekliyoruz hepimiz. Önce bunu bir aklımıza sokalım. Ama şunu da iyi biliyoruz. Türkiye bu tadı seviyor. Daha önce üç kez çıkmışız, üçünde de iç sahada galibiyet var, üçünde de İstanbul'da umut var. 

Ama dün öyle başlamadı oyun. İlk yarım saati olmayasaydı-olmazdı'larla geçirdik. Eboue kaptırmasaydı... Drogba hemen ertesinde topu iyi kontrol etseydi... Sneijder, ama özellikle de Selçuk bu kadar kötü gününde olmasaydı... Hajroviç plaseleyi iyi yapsaydı... Ama işte bir futbol maçı diz döverek, ya da kesitler üzerinden spekülatif kurgular yaparak kazanılmıyor. Ve ne olursa olsun şu acı gerçek değişmiyor. Mücadele edeceksin. Her nerede oynanıyor ve oynatılıyorsa... 

Gene de tüh çekmek geliyor insanın içinden. Keşke o ilk yarım saat tam bir felaket kıvamında olmasaydı. Tamam rakip Chelsea, tamam Mourinho var başlarında, tamam Mavililer İngilizlerin bu seviyede tek umudu... Fakat ilk yarının büyük bölümündeki dağınıklığın mazareti değildi bunlar. Sadece bunlar geçerli olsa o güzelim ikinci yarı da olmazdı. Zaten Mancini de bunu kabul etmiş olmalı ki, hemen camı kırıp, orta sahaya acil durum takviyesi yaptı. İyi ki de öyle oldu. O andan sonra dengelendi oyun. Köprüden önceki son çıkışta takım toparlamaya başladı ve rot-balans ayarı sağlandı. 

Başlangıçtaki otuz dakikayı tekzip eden bir havada geçti son perde. Chedjou'nun golü, atmosferin Chelsea üzerindeki etkisi, artan isteklilik ve baskı... Ve Hajroviç'in nefis şutu, orta sahanın dinamizmi... İşte karşımızda sahalarımızda görmek istediğimiz kalıbına uygun bir Galatasaray! İlk yarıda ağzımız açık izlediğimiz Willian ve Hazard bile normalleşmiş, oyunun ruhu Sarı-Kırmızılılara dönmüş. Hele de hem gerçekten hem de metaforik olarak Umut da oyuna girmişken... Ama bir tane daha gol gelmedi. İngilizlere bu turda dördüncü yenilgisini tattıramadık. Olsun. Hesap daha kapanmadı. Tarih yazmak için futbolun beşiğinden daha iyi adres var mı? 

Maç öncesi yabancı spor kanalı Bein Sports'a görüş verdim. Drogba'yı sordular. "Hala yapacak bir şeyi kaldı mı" dediler. "Bu ülkeye gelmiş en karizmatik oyunculardan biri olarak daha söyleyecek sözü vardır, merak etmeyin" diye cevapladım. Sanırım Londra'yı bekliyor Fildişi'nin Büyük Reis'i. Bu skordan sonra Sarı-Kırmızılılar için de bir tarih yazacaksa bunun adresi futbolun beşiği olsa gerek... 

NOT: Her zamanki alışkanlıkla memleket meselelerini yazıya malzeme yapayım diyordum. "Pencere açıldı..." diye türküye başlayayım, Chelsea'nin golünü ne yapıp edip sıfırlamak gerek diyeyim, "Mourinho da dinlenmiş, endişeye mahal yok" diye teselli edeyim... Ama gelmiyor insanın içinden. Bir zamanlar Adalar İtfaiyesi'nin girişinde yazdığı söylenen ve Atatürk 'e atfedilen sözle bitirelim: "Memleket alevler içinde."