Memleketimden futbol manzaraları

Totaliter rejimle yönetilen ülkelerin birinde sağlık bakanı, halka açık bir yerde konuşma yapıyormuş. Ön sıralardan biri bakana 'Aptal' demiş. Vatandaşı tutuklamışlar ve 20 yıl ceza vermişler.
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

Totaliter rejimle yönetilen ülkelerin birinde sağlık bakanı, halka açık bir yerde konuşma yapıyormuş. Ön sıralardan biri bakana 'Aptal' demiş. Vatandaşı tutuklamışlar ve 20 yıl ceza vermişler. Beş yılı bir devlet görevlisine hakaretten, 15 yılı da bir devlet sırrını açığa vurmaktan... Geçen hafta içinde Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören, eski teknik direktörleri Del Bosque'ye 6.7 milyon avro ödemelerine karar veren CAS'ın (Uluslararası Spor Mahkemesi) kararına itiraz etme yolunda kamuoyuna şu 'muhteşem' açıklamayı yaptı: "Bu, Türkiye'nin meselesidir, herkes bize yardım etmeli." Pardon ama bu Türkiye'nin meselesi değildir, tıpkı yukarıda bahsi olunan fıkradaki gibi Beşiktaş yönetiminin bir sırrının açığı vurulmasıdır. Siz İspanyol teknik adamla neredeyse kapitülasyonları hatırlatan bir anlaşma yapın, sonra biz Türkiye olarak bu derdin peşine düşelim, o kadar boş vaktimiz olduğunu sanmıyorum.
Öte yandan hakemliğine inanılan bir grup 'adaletsever'den oluşan jüriye sahip CAS için, kendisi de bir hukukçu olan Asbaşkan Levent Erdoğan, "CAS'ta kararı bakkallar ve kasaplar veriyor" yorumunda bulunarak, kendi çapında hukuk tarihine geçti. Bu, bence ayrı bir skandal da, asıl önemlisi bu kulübü yönetenlerin kasaplarla ne alıp veremediği. Hatırlanacağı gibi yakın geçmişte de Nevzat Demir, Del Bosque için 'Yeniköy kasabı' benzetmesinde bulunmuştu. Benzetmeler ilginç de, ne yazık ki o 'kasaplar', Siyah-Beyazlı yönetimi, ince ince doğruyor ve 'Demirören hükümeti', her geçen gün 'bir deri bir kemik' kalıyor.
Hani Liverpool'la PSV sıradandı
Geçen hafta, Şampiyonlar Ligi'nde ikinci tur mücadeleleri sonlandı. Galatasaray'ın grubundan çıkan iki takım, Liverpool ve PSV Eindhoven hatırlanacağı gibi, geçen yılın finalistleriyle eşleşmişti. Sonuçta Barcelona ve Arsenal, bu turda lige veda ettiler, Benitez ve Koeman'ın öğrencileri çeyrek finalist oldu. Her konudaki cahilliği ayyuka çıkmış olan spor basını, sezon başındaki eşleşmelerde Liverpool ve PSV'yi aşağılamış, 'Galatasaray bu takımları havada karada yener' türünden yazılar döşenmişti. İki takım şimdi çeyrek finalde eşleşti, yani sonuçta Olimpiyat Stadı'nda birkaç ay önce konuk ettiğimiz bu iki ekipten biri yarı finale uzanacak, böylelikle cehaletimiz bir adım daha artarken, 'Hiç de kötü takımlara elenmemişim' diyecek olan Galatasaray'ın üzüntüsü de bir nebze azalacak.
Spor basını dedik de; pazar günü kimi gazeteler Alex'in Konyaspor karşısında iyi oynamasını ve bir de gol atmasını, basından gizli olarak sözleşme imzalamasına bağlamışlar. İfadeyi aynen taşıyorum: "Brezilyalı yıldız, Konya karşısındaki futbolu ile sorunlarını rafa kaldırdığını gösterdi. Bu da 'Alex iki yıllık imza attı. Açıklama haftaya' iddasını getirdi." Düz bir mantık kullanıyorum; yani diyelim ki bir spor yazarı iyi yazılar yazmaya başlıyor, biz bunu 'Hımm, gazetesiyle birkaç yıllık daha imza attı' diye mi yorumlayacağız. Eğer böyle bir yorum gerekiyorsa da, yıllardır kötü yazılar yazanların ve yalan haberler yapanların, hâlâ o gazetelerde çalıştıklarını nasıl açıklayacağız?
Son olarak, iki hafta önce Sakarya'da 'Tatangalar'ın öncülük ettiği bir taraftar dayanışmasına gerçekleştirilmişti. Akabinde taraftar grupları, gazetelerde ve televizyonlarda kavgayı geride bıraktıklarını açıklamıştı. Ne oldu, iki hafta sonra herkes kapıya bıraktığı kimliği yeniden aldı. Sakarya-Kayseri maçında hakeme kızan Yeşil-Siyahlılar, koltukları söküp sahaya attılar, Ankara'da da 'Anadolu dayanışması', maç öncesini, esnasını ve sonrasını cehenneme çevirdi. Kötü olan nokta şu: Ne yazık ki onlar da futbolu seviyor, biz de... Ve ne yazık ki hep onların sesi çıkıyor.