'Mesut Özil'le durumum aynı'

'Mesut Özil'le durumum aynı'
'Mesut Özil'le durumum aynı'

Hayko Cepkin, Arda Turan'ın Erman Toroğlu'yla yaşadığına benzer sorunlar yaşarsa tavrını açıkladı: "Hiç laf kavgasına girmem direkt mahkemeye giderim."

Müzik dünyamızın en kendine özgü renklerinden biri Hayko Cepkin. Aynı zamanda 'Hasta' bir Beşiktaşlı. Bir zamanlar 'Kapalı'nın müdavimi olan sanatçıyla her bir şeyi ve Mesut Özil 'gerçeği'ni konuştuk. Cepkin, Mesut için şunları söylüyor: "Bu çocuk Almanya'da doğup büyümüş. Türk asıllı Alman vatandaşı yani. Ben de Türkiye'de doğmuş bir Ermeniyim. Yani Ermeni asıllı bir Türk'üm. Aynı durum."
Haber: BURCU ESMERSOY / Arşivi

Dünyanın en tatlı, en komik, en akıllı, en değişik, en samimi insanlarından biri Hayko Cepkin. Onu tanıyanlar tanımayanlara anlatırken sanırım bu kelimeleri kullanıyordur. Müziği ve yeteneğiyle ilgili söz söylemek, hatta yoruma kaçmak bana düşmez, zaten okurken göreceksiniz müzik konusunda üç cümleden fazla konuşmadık. Bu röportaj onun çok daha farklı taraflarını göstermenin yanı sıra içinde bulunduğumuz ve sanki dünyanın merkezindeyiz sandığımız küçük, tuttukça daha süper olduğumuza inandığımız spor dünyamıza ve camiamıza nasıl baktığını anlatıyor. O anlatırken, elini kolunu sallayarak davul sesleri çıkarıp tribün atmosferini yansıttı, ben ciddiyetimi korumaya çalıştım. Sonra direnmeyi bırakıp dışarıdan ne kadar komik göründüğümüzü anladım. Bu işe ilk girdiğimde tek desteğim olan bu bakış açımı yıllar geçtikçe kaybettiğimi fark edip kendisiyle geçirdiğim üç saatin tadını çıkardım. Dilerim siz de benim yaptığımı yaparsınız.
Konu spor olunca ilk sorular hep futbolla ilgili olacak tabii. Futbol deyince de son günlerde yaşanan gelişmeler... Mesela en sıcak olay Arda Turan-Erman Toroğlu gerginliği. Erman ‘Hoca’nın Arda’nın sakatlığıyla ilgili sözlerini haber olarak görüp manşete taşıyan medya ve ardından karşı tarafın da istenileni yapıp patlaması.
Bunlara şaşırmamak gerek. Burada işler böyle yürüyor maalesef. Güleriz ağlanacak halimize, çünkü bunun bir de fıkrası var resmen. Hani cehennemde tek zebanisi olmayan millet deriz ya kendimize. Zaten çıkmaya çalışanı çekeriz geri. Daha evveliyatı da var. Demek ki yeni bir durum değil. Bazen bizi rahatsız ediyor. Popüler kültürün etkisi büyük.
Senin de geçmişte buna benzer yaşadıkların var değil mi? Ne yapıyorsun böyle bir durumda?
Dava açıyorum. Hiç laf veya ağız dalaşına girmeye gerek yok. Hemen mahkemeye bırakıyorum işi. Çünkü bunlarla karşılaşacağımı çok iyi bilerek ve bunu kabul ederek girdim bu işe.
Mesela Arda için özellikle geçen sene,“Gitsin kurtulsun bu durumdan” dendi. Belki bu sene gitmediğine pişman olmuştur. Sen hiç “Ya buna değer mi gideyim kurtulayım” dedin mi?
Yok canım öyle bir şey yok. Neden gitsin çocuk? Ya da ben neden gideyim? Benden rahatsız olan gitsin. Hazım meselesi tamamen.
Peki, Erman Toroğlu’nun ‘Her konuyu bu kadar düşük bir seviyeye indirgemesi’nin alıcı bulmasına ne diyeceksin?
Bu iş yine burada böyle maalesef. Yani bu tip konuşmalar gaf ismi altında ilgi topluyor ve alıcı buluyor. İnsanlar bayılıyor bunlara. Erman Toroğlu’nun ilk kez yaptığı veya söylediği şey değil ki bu. Keza Mehmet Ali Erbil örneğinde de durum aynı. Bunları yadırgayıp sonra başka bir ambalajla bize geri sunulduğunda, “Ne kadar güzel harika” deyip geri alan bir milletiz. Hani transseksüelliğe bu kadar karşı olup, sokakta gördüğünde tepki koyup garipseyen, “Olur mu ya erkek adam döner mi? Erkek adam kadın olur mu?” diyen toplumuz. Ama sonra Bülent Ersoy’u ‘Diva’, ‘Zeki Müren’i de ‘Sanat güneşi’ ilan ediyoruz. Çelişki toplumuyuz, bundan güç alıyoruz. Kaos hayatımızın parçası. Türkiye bağımlısı olmamızın sebebi bu. Sürekli olay, tartışma ve hareketlenme var hayatımızda. Adrenalin bağımlısıyız bir nevi. Burada hep ikilem var. Aklını kullanacaksın hep. Ancak bu şekilde kurtulursun, hayatta kalırsın.
Peki sen izliyor musun onları?
Tabii, hiç kaçırmadan. Merak ediyorum bugün ne söyleyecek, ne yapacak diye. Mesela Ahmet Çakar da var, iyice ‘Voltran’ı oluşturdular. Gökmen Özdenak, Ziya Şengül de var. Hele Serhat Ulueren kafaya gelince, program ‘kaçmaz’ kıvamına geliyor. Mahalle kökenli, mahalle ağızlı sohbet hep alıcı bulur, çünkü bundan geliyoruz. Dil olarak ses tonuna ayar vererek “Bana bak, bak, bak şimdi sana ne diyeceğim”diye bir şey söyleyince Ahmet Çakar dinliyorum, “Bakayım ne diyecek?” diye.
Güzel, akıllı bir tarz. Hele Ziya Şengül’ü çok seviyorum, beğeniyorum. Sinan Engin’i de severim. Ne yapıyorlar, ne konuşuyorlar çok merak ederim. Farkındaysan karşılarına program bile konmuyor. Kabul ediliyor bir şekilde. Ama onlar bir şey söyledi diye de galeyana gelip ‘Allah Allah’ diye elime taş sopa alıp saldırmam. Ya da statta arıza çıkarmam.
Son gündem maddelerinden biri de Mesut Özil. Onu da unutmamak gerek. Sen ne düşünüyorsun Mesut hakkında? Özellikle Türk Milli Takımı’nı tercih etmediği için çok tartışıldı.
Unuttuğumuz bir şey var. Bu çocuk Almanya’da doğup büyümüş. Türk asıllı Alman vatandaşı yani. Ben zaten Türk, Ermeni, Almancı, gurbetçi ayırımından da rahatsız bir insanım. Örneğin ben Türkiye’de doğmuş bir Ermeniyim. Yani Ermeni asıllı bir Türk’üm. Aynı durum. Bana Türkiye gelip, “Bizim milli takımımızda oynar mısın?” dediğinde, Türkiye’yi tercih ederim tabii ki. Onun durumu da aynı ama nedense bize ters geliyor. Ama bunu yermeye, bunu kabul etmemeye hakkımız yok.

O MU BU MU?
Arda Turan mı olmak istersin, Erman Toroğlu mu? Arda Turan tabii ki.
Mesut Özil mi, Nuri Şahin mi?
Mesut Özil.
Karl Marx mı, Karl Lagerfeld mi?
Karl kim? Marx tabi ki!
Kenan Sofuoğlu mu, Kenan İmirzalıoğlu mu?
Sofuoğlu tabii ki!
Sergen Yalçın mı, Mehmet Demirkol mu? Sergen Yalçın.
Guti mi, Quaresma mı? Guti.
Quaresma mı, İbrahim Üzülmez mi? İbrahim!
Sabri Sarıoğlu mu, Aysun Kayacı mı? Feridun Düzağaç!

YARIN: BEŞİKTAŞLILIĞI NEREDEN GELİYOR?