Milliler güle oynaya

Avrupa Futbol Şampiyonası grup elemelerinde mücadele eden Milli Takım, İngiltere maçı öncesi son rakibi olan Liechtenstein'ı sahasında rahat geçti: 3-0
Haber: AHMET ÇAKIR / Arşivi

Aslına bakarsanız bu maçtan çok Makedonya - İngiltere karşılaşması bizi göklere zıplatacak bir mutluluk yaratabilirdi. Ama önce Miloşevski öyle akıl almaz bir gol yedi ki, bu pozisyonu Malatya'daki arkadaşlarına anlatmakta büyük sıkıntı çekecektir. Ardından akılsızca bir penaltı üç gün üç gece oynansa gol atamayacak durumda gözüken İngiltere'ye üç puanı getirdi. Bize de, 'işimize bakalım' durumu doğdu.
Bu sabah karşılaşmayla ilgili görüşümü soran bir televizyon kanalına, "İlk yarıda 3-0 yapar, maçı da aktif dinlenmeyle tamamlarız" demiştim. Sadece beş dakika farkla bu durum gerçekleşti. Şenol Güneş'in uyarılarına uygun olarak Milli Takım zayıf rakibi karşısında en azından maçın başında görev ciddiyeti içindeydi. 14. dakikada Tümer'le başlayan atak yine onun şık vuruşuyla ağlara giderken, Tuncay'ın golde yüzde 50 hissesi vardı. Golden sonra rakip takımın yine kendi alanından çıkmamaktaki ısrarı, Tugay Kerimoğlu'nun sürekli top kayıpları, Tümer'in de çabuk oyundan düşmesi ikinci gol için epeyce beklememize yol açtı. Bu arada 34. dakikada Ergün'ün vuruşunun kale alanı içindeki Tuncay'dan geri dönmesi talihsizlikti. 40. dakikada Tuncay Şanlı'nın orta alandaki çalışkanlığıyla kazanılan topta Okan Buruk'un sağ çaprazdan 'orta mı yapıyor' diye bakılan topu ağları buldu: 2-0. Aslına bakarsanız Milli Takım daha güçlü rakipler karşısında da fazla bir şey oynamadan gol bulma özelliğini kazandı. Ancak ikinci yarının başında Rüştü Reçber'in degajından Hakan Şükür'ün nefis kontrolü sonrasında attığı gol belki de futbol tarihimizde ilk kez başarılan bir işti. Bu maçta kalesinde yüklü bir işşizlik ödeneğini hakeden Rüştü bu sıkıntısını gol pası veren kaleci olarak giderdi.
Bundan sonraki dakikalarda artık Milli Takımın oyun disiplinin sürdürebilmesi çok güçtü. Başta Tugay olmak üzere bazı oyuncuların çok sevdiği halı saha futbolu için de zemin uygun değildi. Sürekli top kayıpları oyunu çekilmez bir hale getirdi. Nitekim bunu Şenol Güneş de farkedip, oyuncu değişikliği yaptı. Ancak balans ve konsantrasyonu bozulan Milli Takım 'şu işkence bitse de gitsek' havasından bir türlü kurtulamadı.
Tuncay'ın talihi yoktu
Doğrusunu isterseniz biz de yan yana koyduğumuz iki televizyondan birini görev sıkıntısı, ötekini 12 Dev Adam coşkusuyla izledik. Ancak millilerimizi bunun için kınamanın da bir anlamı yok. Çünkü bu kadar zayıf bir rakip karşısında 3-0'dan sonra daha ciddi oynamanın olanaksızlığını kabul etmek gerekir. Maçın ilginç yanlarından biri şu oyuncu arkadaşlarından daha iyi ya da kötüydü demenin güçlüğüydü. Belki Tuncay ve Okan'ın gayretleri, Ümit Davala'nın dönüşü, Hakan Şükür'ün şık golü bu karşılaşmanın akılda kalacak küçük notlarıydı. Savunmada kaptan Bülent ve Alpay'ın iş disiplinini de bunlara eklemek mümkündü. Tuncay'ın büyük çabasını golle süsleyemeyişi de herhalde bu maçın tek talihsiz tarafıydı.
Sonuçta Milli Takım idmanda dahi yorulmadığı maçtan, herhangi bir kazaya uğramayı şöyle bırakın üç farklı galibiyeti bile yeterli görmeyen anlayışla çıkmayı bildi.