Millileri abartmamak gerek

Eğer bir teknik direktör, dört gün arayla ve iki farklı mantıkla, iki ayrı dizilişi sahaya sürüyor ve bu iki maçtan dört puanla dönüyorsa, burada bir teknik direktör 'katkısından' söz edilebilir elbette. Bu konuda bir mesele yok.
Haber: AHMET ÇİĞDEM / Arşivi

Eğer bir teknik direktör, dört gün arayla ve iki farklı mantıkla, iki ayrı dizilişi sahaya sürüyor ve bu iki maçtan dört puanla dönüyorsa, burada bir teknik direktör 'katkısından' söz edilebilir elbette. Bu konuda bir mesele yok. Ve yine eğer, iki maçta da, sonucu doğrudan belirleyen goller açık kaleci hatalarından gelmişse, bu vakit, o kalecilerin katkısından da bahsetmek zorundayız. Futbol bir hatalar oyunu, bazen kaleciler, bazen defans oyuncuları, bazen hakemler, bazen de teknik direktörler hata yapabilirler. Dolayısıyla hataya dayanarak oyunu anlamak ve anlatmak bir tür kolaycılık olabilir. Öyledir de. Gelgelelim, Yunan ve Norveçli kalecilerin yediği gollerin bir Türk kalecisi tarafından yenilmesi durumunda, başına neler geleceği ve haklarında nelerin söylenebileceği, daha 'kanlı' bir münazara konusu olmayacak mıdır?
Otto Rehhagel, Avrupa Şampiyonası'ndan bu yana takımını hiç olmazsa
oyun olarak yenilemek istiyordu; futbolcularının formsuzluğu ve sakatlıkların çokluğu nedeniyle Türkiye'nin geleneksel tutuk futboluna müracaat edeceğini, kalabalık bir orta saha ve etkisiz bir santraforla oynayacağını tahmin ederek, karşılaşmaya oldukça ofansif bir dizilişle başladı. Fakat mesele burada işte; Yunanistan 'öyle' oynamayı bilmiyor, 'öyle' oynayabileceği futbolculara şimdilik sahip değil. Üstelik, Fatih Terim, Rehhagel'in atağına karşılık vermiş, öyleyse hodri meydan demişti. 4-1'lik skor, her iki teknik direktörü doğrulamış ya da yanlışlamış sayılmaz. Ancak her iki teknik direktör de bu hafta en azından bir kere, 'abartmamak gerek' demiş olmalıdır. Rehhagel, Türkiye maçından, Terim'se Norveç maçından sonra.
Sabri tercihi tartışmalıydı
Terim, Yunanistan maçına çıkardığı kadroyu hangi düşünceye dayanarak çıkardı, bilemeyiz; ancak Norveç maçındaki kadro, bu düşüncenin zaten çok paylaşılabilir bir mahiyetinin olmadığını göstermiştir. Sabri'nin sağ ayağıyla defansın soluna tayin edilmesinin yarattığı tabii neticenin, takımın neredeyse bütün dizilişinin değişmesi oluşu, tıpkı milli takım teknik direktörü gibi bize de 'abartmamak gerek' deme imkânını vermiştir. Üstelik böyle dizilerek, milli takım daha fazla gol pozisyonu bulmuş değildir. Sabri'den daha fazla verim almış da değildir. Kalesinde bulduğu iki golse, bu düzeydeki bir Norveç için bile piyangodan daha ucuza mâl olmuştur.
Volkan'ın, yâni normal mevkiinde ve normal bir beceri düzeyiyle oynayan bir futbolcunun, oyun ne için ne ifade ettiğini kanıtlaması sanmam ki meseleye bakışımızı değiştirmiş olsun. Yıllarca iyi niyetiyle orada nefesi tükenen Ümit Özat'ın niye tutunamadığını da hâlâ anlayamıyoruz bu nedenle.
Son bir not da Hakan Şükür için. Milli takıma bu kadar katkıda bulunan bir futbolcunun, kendi gölgesiyle bile mücadele edebilmesini imkânsız kılan bir fizik dirençsizliğe rağmen, hâlâ esas adam konumunda tutulması, hem bu futbolcu hem de arkasında görev bekleyen arkadaşları için ümid kırıcı olsa gerektir.