Nedir bu Emre'yle alıp veremedikleri?

Daily Mirror bir bulvar gazetesi. Dolayısıyla haberlerinin nasıl bir inandırıcılığı olabilir? Kim bilir, Türk basını bu 'bilgiyle' hareket ediyor ve Emre Belözoğlu hakkında haber yapan bu gazetenin yazdıklarını sayfalarına taşırken, futbolcumuza karşı yapılan bir komplonun izlerini sürüyor.
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

Daily Mirror bir bulvar gazetesi. Dolayısıyla haberlerinin nasıl bir inandırıcılığı olabilir? Kim bilir, Türk basını bu 'bilgiyle' hareket ediyor ve Emre Belözoğlu hakkında haber yapan bu gazetenin yazdıklarını sayfalarına taşırken, futbolcumuza karşı yapılan bir komplonun izlerini sürüyor. İşte bu noktada da yine kendimize ait komplekslerimizle yüz yüzü gelme fırsatını buluyoruz.
Emre Belözoğlu kimdir? Yetenekli bir futbolcudur, başarılıdır, ünü ülke dışına taşmıştır ama ne yazık ki gerçek bir birinci sınıf
oyuncu değildir, süreklilik arz etmez, sık sık sakatlanır, bu yüzden de yakın geçmişte özellikle Inter'de sık sık forma giyme şansını elde edememiştir, başlarda bir Roma maçında gösterdiği performansın dışında akılda kalıcı bir hatırası yoktur. Newcastle seçimi tartışmalıdır ama yine de kendi bileceği bir iştir. İngilizlerin ona komplo kurma ve ırkçılık suçlamalarını sıkça gündeme getirme niyetlerinin altında bir şeyler aramak ise hem ahmakçadır, hem cahilcedir, hem de basın ahlakı açısından yalancılığın dik âlâsıdır.
İngiliz muhabirin meslek tanımı
Pazar günü Fanatik gazetesinin 'Dünyadan' bölümünde Emre'ye yönelik yapılan son ırkçılık suçlamasına ilişkin bir haber yer alıyordu. Londra'dan bildiren Edip Adanır, haberi yapan Daily Mirror muhabiri John Cross'la konuşmuş. Cross, Emre'yi beğendiğini ve Premier Lig'de Newcastle için çok faydalı olacağına inandığını söylemiş. Ama iş ırkçılık konusuna gelince de açık yüreklilikle şu gerçeğin altını çizmiş: "Bu konuda bildiklerimi yazmazsam ben ırkçı konumuna düşerim." Ne yazık ki bizim yakada yer alanlar, işte bu gerçeği ısrarla ıskalıyorlar. Gazeteci kendince doğru bildiğini yazacak, içine atmayacak, paylaşacak. Ama iş galiba bu bilginin içe atılması ya da paylaşılmaması değil, mesele kendince bilinenlerin yanlış bilinmesinden kaynaklanıyor. Başka bir coğrafyada 'Arap' ya da 'yamyam' diye karşısındakinin rengiyle dalga geçmek ırkçılığa girer. Bu yüzden de zamanında Mehmet Ali Yılmaz'ın futbolcusu Kevin Campbell'a söyledikleri de, siyahi oyuncuda benzer etkiyi yapmıştı. Emre konusuna gelince, o klasik söyleme sığınalım: Mahkemeye (İngiltere Futbol Federasyonu'na yani) intikal etmiş bir davada yorum yapamayız. İngiliz adaleti, futbolcumuz hakkında 'nihai' kararını versin, biz de o zaman serinkanlı bir muhakemeye gidebiliriz...
Kurşun ata ata, bıçak çeke çeke
Stephen Appiah, Fenerbahçe formasını ilk kez Everton'la yapılan hazırlık karşılaşmasında giymişti. Ganalı yıldızı, Olimpiyat Stadı'nda oynanan ve kurşun atılan bir maçta ağırlamıştık ilk kez. Geçen hafta AZ Alkmaar maçında tribünler Alex'le olan sevgi ilişkisini yeniden gözden geçirirken futbolcunun akın yaptığı kanadın birkaç metre ötesinde de kimi taraftarlar arasında bıçaklı bir hesaplaşma yaşanıyordu. Gana ya da Brezilya'nın sosyal ikliminde de bu tür hesaplaşmalar vardır ve bu iki yıldız da, muhtemelen bu türden olaylara geçmiş futbol serüvenlerinde şahit olmuşlardır. Ama biliyoruz ki, bu 'az gelişmiş' ülkelerin yıldızları, aslında o kanlı geçmişlerinden kaçarak bugünlere gelmişlerdir. Kuşkusuz o milyonlarca dolar vererek huzurlarımıza getirdiğimiz isimlere, daha iyi misafirperverlik göstermeliyiz. Ama asıl dert misafirperverliğimizin boyutları değil.
Tıpkı işkence meselesinde olduğu gibi amaç AB, Avrupa ya da cümle âlem bizi yanlış tanımasınlar diye değil, kendimize gerekli olduğu için bir tavrımızın olmasıdır. Kulüp yönetimleri, bıçaklı taraftarlarıyla ilişkisini yeniden gözden geçirmediği, 'Aman bir Avrupa maçında yaşanan bu olaylar basına, şuraya buraya yansımasın, ceza almayalım' tavrıyla meseleler geçiştirilmeye çalışıldığı sürece, bütün bu yaşananlar ve yaşanacaklar, 'Futbolumuzun bir gerçeği' olacak. Bu gerçek de, günün birinde bir maça gitmenin bedeli hayatınızı kaybetmek anlamına da gelebilir, demektir.