'Nefret'i diskalifiye edelim

'Nefret'i diskalifiye edelim
'Nefret'i diskalifiye edelim
Sporumuzda kendini her geçen gün daha fazla hissettiren nefret, artık futbol sahası dışında da hükümranlığını kurdu. Peki bundan nasıl kurtuluruz? Basketbola gönül verenlere sorduk...
Haber: BURAK KURU / Arşivi

2011’in son derbisini geride bırakarak 2012’ye girerken, spor kültürümüzün aslında yerinde saydığını önceki akşam bir kez daha gördük. Sinan Erdem Spor Salonu’nda oynanan Fenerbahçe Ülker- Galatasaray Medical Park basketbol maçı yine ‘sahalarda görmek istemediğimiz hareketler’e sahne oldu. Futbol sahalarında artık yadırgamadığımız şiddet günden güne basketbol salonlarını da istila ediyor. Yıllardır otoriteler tarafından dile getirilen futbol maçlarına ‘olay çıkarmak için’ gelen taraftar profilinin özellikle yüksek önemi haiz mücadelelerde salonları doldurması futbol dışı sporlarda da gerilimli ortam yaşatıyor. Kastedilen gerilim ise şiddetli tezahürat değil, sahaya atılan yabancı maddelerle birlikte koro halinde küfredilmesi. 

Bir milat olsun 
Son olayın ardından Galatasaray Medical Park antrenörü Oktay Mahmuti yaptığı açıklamayla adeta Türk sporundaki herkesi kendine çekidüzen vermeye çağırdı. Her açıklaması sporsevere bir şeyler katan Mahmuti’nin ‘yok aslında birbirimizden farkımız’ minvalindeki açıklaması ise şöyleydi: “Bu görüntülerden mutlu muyuz? Bu hepimizin suçu. Türk sporunu nereye götürüyoruz? Küfrü neden hak ettiğimi bilmiyorum. Benim şahsıma yapılan hiç önemli değil ama maalesef Türk sporunda taraftarlıktan çok nefret ağır basıyor. Spor adamı olarak söylemem gerekirse, Türk sporunda nefret taraftarlığın çok önüne geçmiş. Bu hepimizin suçu. İnsanlara ne verirseniz onu alırsınız. Gazeteleri açtığınızda her yerde şiddet akıyor. Buranın şölen olmasını beklemesin kimse. Türk sporunun gidişatı ne yazık ki iyi değil. Bu olaylar her tarafta yaşanıyor. Hiç kimse bir şey yapmıyor. Bugün bana küfredildi. Yarın bizim salonda Neven’e küfredilecek. Ben bugün bana neden küfredildiğini bilmiyorum. Gazetelerin arka sayfalarında nefret akıyor. Televizyonlar da öyle. Bu şekilde devam ettiği sürece şölen göremeyeceksiniz.” 

Deneyimli hocanın bu itidal çağrısının ardından basketbol sporuna gönül vermiş ve pek çok maçı yerinde de takip ettikleri için bize çözüm yolu gösterebilecek ‘uzman’lara fikirlerini sorduk. İşte görüşler:

Mahmuti’ye kulak verin
CANER ELER: Medya da kendini sorgulamalı 
“Kadına şiddet, okulda şiddet, siyasal şiddet, trafikte şiddet... Sözlüsü, yazılısı, her türlüsü... Siyasi liderlerin tarzından kolluk kuvvetlerinin tavrına, TV’deki dizilerden güya ‘futbol’un tartışıldığı programlara kadar her yere sirayet etmiş durumda. Ama asıl kritik olan bunun artık kanıksanmış olup, tepkisiz kalınıyor olması. Oktay Hoca’nın dediği gibi araba aşağıya doğru gidiyor, kimse müdahale etmiyor. Çünkü herkes o arabanın içinde. Büyük kulüpler karşılaştığında da şiddet olgusu futboldan basketbolda, voleybola, hatta sutopuna kadar bulaşan bir güçte. Bir takımın taraftarı olmak artık namus meselesi ve hatta varoluş nedeni gibi görülüyor. Oluk oluk şövenizm akıyor damarlarımızda. Medyanın bunda rolü çok büyük. İnsanlar izledikleri, dinledikleri ve okuduklarından etkileniyorlar. Bir kere medya başta olmak üzere herkesin kendini sorgulaması gerek. Hep bir kutuplaştırma çabası söz konusu. ‘Total Recall’ filmi güzel bir örnektir buna. ‘Futbol zaten batmış, bari basketbola bulaşmasın’ yöntemiyle de çözülecek bir mesele değil. Eninde sonunda bir şekilde o zehir gelir, enjekte olur. Karantinaya almak çözüm değil, panzehiri bulmaya çalışmak gerekiyor. En basitinden Koç Mahmuti’nin bu sözleri dahi popülizm ve zamanlama hinliğiyle suçlandı. Bu sözler üzerine dahi, sosyal mecralarda iki takım taraftarı sözlü şiddete başvurdu. Bu kadar içimize işlemiş bir olgudan kurtulmak da kolay değil.”

YİĞİTER ULUĞ: Onlara kulak verelim 
Oktay Mahmuti’ye sonuna kadar katılıyorum. Zaten hem o hem de rakibi Neven Spahija maç öncesi birbirlerine şans dilerken kucaklaşarak maç sonrası konuşmalarına önce rakibi tebrikle başlayarak gerçek birer spor adamı tablosu çizdiler. Maçtan hemen sonra NTV Spor’da, yayımlanan ‘Bir zamanlar kardeştiler’ belgeselini izlerken parçalanan Yugoslavya’dan yetişmiş bu iki genç antrenörü daha iyi anladım. Çünkü onlar kardeşin kardeşi bir hiç uğruna katlettiği cehennemi bizden önce gördüler, yaşadılar. Şimdi bizi uyarmaya çalışıyorlar. Ama kulak veren yok.

KAAN KURAL: Korkarım unutulacak 
Bu iş her şeyden önce takım yöneticilerine düşüyor. Sürekli her yenilgiyi, aleyhlerine olan durumu başka faktörlere bağlamaktan vazgeçmeleri gerek. Her seferinde canı yansa bile yetkililer Mahmuti gibi açıklamalar yapmalı, defalarca bunun kabul edilemez olduğunun altını çizmeli. Öncelikle de kendi taraftarını eleştirmeli. Çuvaldızı kendinize batırmadığınız zaman herkes cepheleşiyor. Ama bunu yapmak çok zor elbette. Popülist yaklaşım en güzeli, en kolayı, en avantajlısı. Yoksa mağlubiyete nasıl kılıf bulunacak? Sportif ve idari başarısızlığı sahiplenmek gerekecek. Ama başkasına suç atmak en kolayı. Nefreti körüklemek bütün dikkati başka yöne çekiyor.
Sağduyunun sesi çıkmadan, baskın olmasını sağlamadan, sorumluluk almadan imkânsız bazı şeyler. Açıkçası ben tamamen katılıyorum Mahmuti’ye. Her söylediğine ama en çok da “3 gün sonra unutulacak bunlar” sözüne. Unutulacak çünkü. Son 5 yılda yaşananları bir bir döksek şimdi... En basiti şu anda taraftarın mücadelesini alkışladığı Kaya Peker’le 2009 finallerinde yaşananları hatırlasak bir. Unuttuk ama değil mi? Daha neler neleri unuttuk.

SİNE BÜYÜKA: Tepkinin yaratıcı yolları da var 
Futboldaki gelişmelerle Spor Toto Süper Lig’in tadı kaçmışken, sporseverler gözalıcı transferler, ortaya konan mücadele ve Eurolig heyecanıyla basketbola doyuyordu.
Tarihimizde ilk kez 3 takımla ‘TOP 16’da yer almaktan dolayı göğsümüz kabarıyordu. Ama maalesef sporun en çirkin yüzü holiganizm, başgöstererek aklı selim herkesin canını sıktı. Zaten baskebolun kendi davası var, boş salonlar son birkaç yıldır yeniden dolmuş. Kimsenin şu anda tatsızlığa, spordan soğumaya ihtiyacı yok. Tepki gostermenin daha zararsız, çok yaratıcı ve bambaşka yolları var. Çekişmeli maçlarda ortamın gerilmesi tabii ki doğal. Ama bu gerginliğin parkede kalması gerekiyor. Renklerden önce oyuna tutkun olabilse herkes, kaybetmeyi de kazanmayı da bilse, istenmeyen görüntülere rastlanmayacak. Güzel basketbol gölgelenmeyecek. Biz de hakkını vererek maçın kendisini konuşacağız. Neyse ki bu hatalı tavra tepki gösteren, maç içerisinde yaşanan tatsızlıkları engellemeye çalışanların varlığı, içimize su serpiyor, umut veriyor.