Nistelrooy attı, Messi kurtuldu

Yahut şöyle demek mümkün: Espanyollu Tamudo, kendisini takımının tüm zamanlarda en çok gol atan futbolcusu yapan ikinci golüyle, Barcelona'yı ve Messi'yi şaibeli bir şampiyonluğun utancından kurtardı.
Haber: AHMET ÇİĞDEM / Arşivi

Yahut şöyle demek mümkün: Espanyollu Tamudo, kendisini takımının tüm zamanlarda en çok gol atan futbolcusu yapan ikinci golüyle, Barcelona'yı ve Messi'yi şaibeli bir şampiyonluğun utancından kurtardı. Gerçi, doygun ve müreffeh Barcelona taraftarlarının kameralara yansıyan yüz ifadeleri bize başka bir hikâye anlatıyordu ama, yine de, Barça'nın, işler bu kadar trajik bir hal almışken Messi'nin bütün masumiyetini götürebilecek bir golle şampiyon olması kabul edilemezdi.
Benzetmenin hiçbir mantığı yok; Maradona'nın attığı gol, Falkland ortadayken, hakikaten ancak 'tanrının eli'yle atılmış olabilirdi ama Messi'nin golü bayağı Messi'nin eliyle geldi. Üstelik bir lig şampiyonluğu, hele bu lig La Liga'ysa, neresinden bakılırsa bakılsın bir Dünya Kupası karşılaşmasından özgül ağırlığı itibarıyla çok farklıdır ve daha çok yürek yakar. Önünde pırıl pırıl ve uzun bir kariyer olan Messi'nin bu şaibeli golle imgelerimize yerleşmiş olmasını unutabiliriz ve yetenek karşısında, esas olarak, zaten unutmak da zorundayız.
Real Zaragoza'nın Real Madrid'e, Espanyol'un Barcelona'ya bu kadar direnmeleri ve bu direnci oyunla kanıtlamaları, La Liga'nın neden bu kadar değerli olduğunu anlatmaya yeter. Fakat, Real ve Barça'nın sandıkları kadar iyi olmamalarıdır esas mesele. Özellikle Barça'nın fırtına gibi bir sezonu, büyük bir ihtimalle kupasız kapatacak olması, Liverpool karşısında yaşadıkları dramın tesadüfi olmadığını da göstermektedir. Camp Nou'da Ronaldinho'nun yokluğu, Barça'yı normal oyununu sahaya koymaktan uzaklaştırmış olabilir belki. Yine de, sıradan bir takımdan değil, Barça'dan bahsettiğimizi unutmamak gerekir.
Real şampiyon gibi
Böyle kritik bir maçta adı ve işlevi ne olursa olsun bir futbolcunun yokluğunu kapatamadılarsa, kendilerini dev aynasında görmekten vazgeçmeliler. Ancak ben bu futbol vakasını, Zaragoza ve Espanyol tarafından değerlendirmeye daha yatkınım.
Özellikle Espanyol'un ya Real Madrid'in dostu yahut Barça'nın dostu olarak kendisi olmaya izin vermeyen bir söylentiye bir kere daha son verdiğini düşünüyorum.
Real Madrid, önümüzdeki hafta evinde Mallorca'yı yenip şampiyon olursa (Barça'nın ligden düşmesi kesinleşen Gimnastica karşısında puan kaybetmeyeceğini, deplasmanda oynasa bile, varsayarsak) bundaki aslan payı bitmiş denilen bir takımı ayağa kaldıran Capello'ya ait olacaktır. Bir kere daha belirtmek gerekirse, iyi teknik direktör, ilkeleri ve oyun anlayışı ne olursa olsun, futbolcularından da öğrenmeye tenezzül eden ve yanlış yaptığını kabul eden teknik direktördür. Mazaret bulmak kolaydır.
Capello'nun verdiği ders
Beckham'ın tekrar kadroya çağrılması, zaman zaman Raul ve Guti'nin, hatta Emerson'un kenarda tutulması da dahil, sezon başındaki bütün ezberlerinden vazgeçen ve elindeki kadroyu sonuna kadar kullanmayı deneyen Capello, yine önemli bir teknik direktörlük örneği sergilemiştir. Burnundan kıl aldırmayan bir 'ben bilirimciliğin' temsilcisi sayılan Capello, bilmenin değil, 'öğrenmenin' daha değerli olduğunu ve ancak böyle sonuç alınabileceğini de belgelemiştir. Etrafımızda her şeyi bilen, öğrenmeye kapalı, ezberini bozmayan ve sonuçta hep tökezleyen teknik direktörlerin Capello'dan bir şeyler öğreneceğini umabilir miyiz?