Olimpik rüzgârlar altında

Galatasaray'ın 'yeni cehennemi' diye adlandırılan Atatürk Olimpiyat Stadı'ndaki ilk maçında, günün kahramanı rüzgârdı. Aslında bu stadı böylesine poyraz-lodosa yönelik yapanlara, olimpiyat madalyası vermek gerek! Burada yapılacak olimpiyatlarda, bu koşullarda kazananların rekorlarının iptal edilmesi işten bile değil.
Haber: İzlenim CENGİZ ALPMAN / Arşivi

İSTANBUL - Galatasaray'ın 'yeni cehennemi' diye adlandırılan Atatürk Olimpiyat Stadı'ndaki ilk maçında, günün kahramanı rüzgârdı. Aslında bu stadı böylesine poyraz-lodosa yönelik yapanlara, olimpiyat madalyası vermek gerek! Burada yapılacak olimpiyatlarda, bu koşullarda kazananların rekorlarının iptal edilmesi işten bile değil. Gerçekten baş ağrıtan, top yavaşlatan, insanı orta kulak iltihabı yapan bir rüzgâr...
Belki de tüm bunlar, bizim buraya, maçtan üç saat önce gelmemiz yüzünden kaynaklanıyor olabilir. Aslında Olimpiyat Stadı dünkü trafikte, TSYD'nin Levent tesislerinden çıkışı itibariyle, değil İnönü Stadı, Mecidiyeköy'den bile daha yakın sayılacak bir konumda. Levent'ten 'yeni cehenneme' gelmek yarım saat bile sürmedi.
Rüzgârı, izlenimlerin tepesine almayı milli görev addettik. Ancak bu yeni Ali Sami Yen'de beni şahsen mutlu eden randevular da yaşadım. Mektepdaşlarımdan Alpaslan, Canavar Arif ve Arap Kemal'le yeniden görüşmenin lezzeti apayrıydı. Demek ki, en azından kırk yılda bir stat değiştirmek şart, eski dostlarla yeniden toplaşmak için...
Sami Yen'in iki katı
Yurdum insanı, motorize ya da piyade olarak Aslan'ın yeni stadına sökün ediyor. Maçtan beklenen haberler arasında, kaç seyircinin bu dağ başına geleceği, en az skor kadar önem taşıyor. Yayıncı kuruluş bir ara sanıyorum, 60 bin kişiden söz etti. Ancak bence bu abartılmış bir rakamdı. Yine de gözlemlediğimce, Olimpiyat Stadı'ndaki Cim Bomlu sayısı Mecidiyeköy'ü rahat rahat ikiye katlayacak kadar fazlaydı. Maç başlamadan önce Özhan Canaydın'ın sergilediği alışılmamış centilmenliği dile getirmek isterim. Başkan, yeni stadın basın tribünündeki meslektaşlarımın tek tek ellerini sıkarak, "hoşgeldiniz" dedi. Çok güzel bir şey. Bravo tertip.
Karanlık dakikalar
Kadrolar ekrana yansıdığında Sakıp Özberk'in hazırlık maçlarında çok etkili bir futbol sergileyen Bakadal'ı yedeğe çekmesi büyük bir sürprizdi. Aynı biçimde Fatih Terim'in, Berkant'ı zoraki forvet olarak Hakan Şükür'ün yanına salıvermesi, Galatasaray'ı evinde oynadığı maçta 4-5-1'e döndürmesi de soru işaretleri taşıyordu. İlk yarıda rüzgara yenik düşen sadece Galatasaray değil, tribünlerden haykırıldığı halde kuvvetli esintiyle sağa sola saçılan tezahüratlardı aynı zamanda... Bu yeni statta poyraza karşı ne kadar az yersen, ikinci yarı öne geçme şansın o denli artar. Hakan Şükür'ün eşitliğiyle devre arasında soğuyan tribünler ateşlendi. Hemen ardından elektrikler gitti. Hakan ikinci golü bulmasıyla birlikte, yeniden 'yarı-karanlığa' gömüldük. Olimpiyat ruhunda böyle kesintiler normal sayılıyor herhalde...
Zaten jeneratör marifetiyle aydınlatılan koca statta, karanlığın futbola iki kez dur demesi, oyunda ne tat bıraktı, ne tuz...
Yazının başında gecenin kahramanı rüzgâr demiştik ama, elektrik kesilmesi onu da yendi. Gel de bu statta olimpiyat yap... Ya da çarşamba gecesi Şampiyonlar Ligi'ne giden eleme maçında CSKA Sofya sınavına çık.
İkinci karanlıkta, "Yolumuz uzun, bir an önce kalkıp otoparktaki arabımızı bulsak" diyenlerin sayısı hayli kabarıktı. "Gelirken hepimiz farklı saatlerde geldik. Oysa dönüşte herkes stadı aynı zamanda terk edecek" diye düşünmüş olmalılar. Doğru... Her gelişin bir dönüşü var.