Önümüzdeki koşulara bakacağız

Önümüzdeki koşulara bakacağız
Önümüzdeki koşulara bakacağız
İstanbul Maratonu'na katılanlar arasında İbrahim Altınsay da vardı. İşte Altınsay'ın Asya'dan Avrupa'ya koşusundan izlenimleri...
Haber: İBRAHİM ALTINSAY / Arşivi

Boğaziçi Köprüsü’nün ortasına kadar bir rampa var. Burayı kalabalığın arasından slalom yaparak geçiyorum. Köprüden sonra Beşiktaş çıkışına kadar giderek dikleşen bir yokuş çıkıyor önüme. Ritmimi iyice düşürüyorum ve yürümeye gerek kalmadan buraya da varıyorum. 

KENDİMİ DİNLİYORUM
Ardından Barbaros Bulvarı’na kadar, arabayla giderken fark etmeyeceğiniz, fazla dik olmayan ama çok uzun bir rampa var. İşte burası kritik; daha sık nefes almamalıyım, kalp atışlarım yükselmemeli, gücüm tükenmemeli… Vitesi iyice düşürüyorum. 

Sonunda Barbaros’a kıvrılıyoruz. Artık dik ve uzun bir iniş var önümde. İpten boşanmış gibi koşarsanız bedeninizin bütün gücü dizlerinize ve tabanınıza biner. Büyük adım atarsanız, hele ayakkabınız da kötüyse tabanlarınız falaka yemiş gibi olur… Bedenimi geri atıp kısa ve sık adımlarla ama hızla iniyorum burayı.
Aşağıda 5000 metre çizgisi var. Saatime bakıyorum 40 dakikaya yakın. Bedenim devreden çıkıyor, zihnim hesap yapmaya başlıyor. 10 bini 1 saatin altında tamamlamam çok zor artık. İkinci 5000’i 20 dakika dolayında koşmam gerek. Gerçi parkur bundan sonra düz gidiyor ama benim de %50 hızlanmam gerekecek. 

O zaman ruhum devreye giriyor. “Yaparsın sen bunu diyor, zorla, ne olacak” diyor bir yanım. Öteki yanımsa daha sporcu: “Tempon çok iyi, hiç zorlanmadın, böyle devam et, bir koşucu gibi en hızlı olduğun anda bitir, finişin yakışıklı olsun”. 

Benim için estetik önemli. Ritmimi hiç bozmuyorum. Karaköy’de 9000 çizgisini gördüğümde Eminönü’ndeki Finiş’i de görüyorum. En yüksek hızıma çıkıyorum. Biraz geç. Çok rahat ve mutlu bitiriyorum ama... Sertifikamı aldığımda derecemi öğreniyorum; 1 saat 4 dakika 3 saniye. Sevdiğim rakamlar bir araya gelmiş. Doğum günüm yani. 

MEMLEKETİ DİNLİYORUM

Buraya kadar anlattıklarım benim iç koşum. İstanbul Maratonu gibi özel bir günde koşunca ülkemi de seyrediyorum. 

En şık giysileriyle, en hoş havalarıyla ve etrafa bakışlar atarak yeni burjuvazimiz bu olayı çoktan sahiplenmiş gibi. Belli ki spor salonlarından ya da Boğaz kıyısı koşularından gelmişler. Ellerinden son model telefonlar düşmüyor. Kendi derecelerini telefonlarındaki uygulamalardan an be an kontrol ediyorlar. İyi koşuyorlar ama stratejileri yok gibi; bir hızlanıyorlar, bir yürüyorlar. 

Tabii her olaya anında adapte olan halkımız da var her yanımda. Kimisi gücü yettiğince koşuyor. Okullu kızlar çok iyi ; “kızlı erkekli koşuyoruz” diye yazmışlar tişörtlerine ama belli ki erkekleri çoktan geride bırakmışlar. 

Halkımızın bir kısmı Halk Yürüyüşü’ne tenezzül etmemiş, 10 bin yarışında yerlerini almış. Göğüslerinde yarışçı numaralarıyla ablalar köprüde aheste aheste yürürken dedikoduya dalmışlar. Kahvaltı edenler mi ararsın, çoluk çocuk köprüde piknik yapanlar mı? Bazıları kayıt olmaya bile zahmet etmemişler, seyrana çıkmışlar. İşin garibi ben bir kilometre falan koştuktan sonra karşılaşıyorum bu insanlarla. Ne zaman oraya ulaşmışlar, belli değil. Halkımızın yeni olayları benimseme gücüne pes diyorum ama hayran olmadan da edemiyorum. 

Bedava köprü gezisi varken kim yol boyunca sıralanıp koşuları yüreklendirir ki? Halkımız çıkmış evinden köprüsünün, caddelerinin keyfine varıyor. 

DÜNYAYI DİNLİYORUM
Yol boyunca destek verip alkışlayanların çoğu turist… Koşuda en disiplinli ve ciddi koşanlar da yabancılar. Önlerine bakıp kurdukları stratejiye göre koşuyorlar.
Zaten koşunun başında maratoncuların yanından geçerken görüyorum; 77 milletten koşucu var. Öteki koşularda da… Sertifika almak için masaların önüne yığıldığımızda yanımda Belçikalı bir koşucu Güney Amerika’dan gelen bir grupla sohbete dalıyor, onlara Meksikalı bir çift de katılıyor. Hiçbiri profesyonel değil. Yarıştan heyecanla söz ediyorlar, organizasyonu değerlendiriyorlar. İzmirli bir çift ve Antalyalı bir kadın koşucu onların sorularını cevaplıyor. 

Görülüyor ki İstanbul Maratonu, İstanbul şehri hattâ bu ülke sadece orada yaşayanların değil, bütün dünyalıların. Herkes her ülkeyle ilgileniyor, onların sorunları hakkında söz hakkına sahip. Devletlerin ülkeyi tecrit çabaları, başkalarına karışma hoyratlığı yok burada. Herkes bu dünyanın insanı. 

SONUÇ
Başlangıç ve bitiş noktaları farklı bu organizasyonu hazırlayıp yürüten ve aynı anda dört büyük koşuyu sığdıranlara helal olsun. Çok büyük iş başarıyorlar. 

Koşudan bir gün önce katıldığım “Yenilsen de Yensen de” programında uzman arkadaşlar, “yol kenardakilerin desteği çok önemli” dediler ya, ben de her alkışlayanla el vuruşmaya özen gösterdim. Ama İnönü Stadı önünde minik ellerini sıktığım bizden iki küçük çocuğu unutmayacağım. Onları büyümüş ve boyunlarına Olimpiyat madalyası takmış olarak hayal edeceğim hep. 

Sonrası? Mart başında Antalya’da “Runtalya” varmış diyorlar. 10 bin ve yarı maraton koşulacakmış… Kayıtlar ne zaman başlıyor acaba?