Ormanda derler ki 900 Kanarya gücünde

Açık konuşalım, Ankaragücü bu senenin ters köşesi. İştahla girdikleri 'transfermarket'te ne bulurlarsa garaja (13 oyuncu!) indirip, eski ve...
Haber: BAĞIŞ ERTEN / Arşivi

Açık konuşalım, Ankaragücü bu senenin ters köşesi. İştahla girdikleri 'transfermarket'te ne bulurlarsa garaja (13 oyuncu!) indirip, eski ve yedek parçalarla sanayiden filinta gibi çıkan arabalar misali zımba gibi girdiler lige. Ama işte o motorla bir yere kadar. Dün akşamki maçın ciddi bir bölümü haybeye geçtiyse bunun asıl müsebbibi onlardı. Oynamaya değil, hiçbir şey oynamamaya ve oynatmamaya, mümkünse oyunu dondurmaya gelmiş gibiydiler.
Fenerbahçe ise bunu bekliyor, biliyor olmasına rağmen, sezon başından beri olduğu gibi hep aynı şarkıdan girdi fasıla. Etkisiz ve mattılar. Seyirci de bunu bildiğinden mi, yoksa ramazan kriterleri nedeniyle 'mahalle baskısına' direnemediğinden mi bilinmez, teşrif etmemişti maça. Sanırım dünkü maç herkes için bir an önce bitmesi gereken bürokratik bir formaliteydi. Öyle de savuşturuldu zaten. İlk yarım saat için bir şey söylememiz şartsa, 3'te 'madem Zico aynı takımı sürüyor, biz de aynı golü atalım' diyen 'ortalayan Kezman-uçan Roberto Carlos' sözde gol girişimini kayıt düşelim. Maç bir ara o kadar sıkıcı bir tonda gider oldu ki, Malezya futbolunu düşünmeden edemedim. O kadar yani!
Penaltıydı ama...
Hafakanlar basmak üzereyken oyuna nefes aldıran şey bir penaltı tartışması oldu. 32'de İbrahim Ege'nin ceza sahası sınır boyunda Roberto Carlos'u düşürüşü penaltıydı aslında. Ama hakem, olay yeri ekibine bile gerek kalmadan çimlerden izleri sürüp faili ve fiili bulabilecekken süzemedi pozisyonu. Reaksiyon sayesinde açığa çıkan sinir ve hırs bir anda tempo da getirdi. Gol de bu gidiş yolundan geldi. Alex kornerden kesti ön direğe, Aurelio zaten o bölgeye gol koşusunu çoktan yapmıştı: 1-0. Hevesin devamı da geldi. Golden sonra Ankaragücü'nün mengeneyle sıkıştırdığı oyun dengesi azıcık olsun gevşeyince pozisyonlar da kucağımıza düşer oldu. 41'de Kezman neredeyse kontrataktan gol bulacaktı - ki dünkü Ankaragücü'nden bir kontra çıkarmanın ne demek olduğunu bilemezsiniz. 45'te ise daha neti geldi.
O 'bindirme harekâtında' golü atamamış olmaları biraz şansızlık, biraz da Kezman'lıktı.
İkinci devre ispat yükü Hans Peter Briegel'e geçmişti. Gol yollarına giden delilleri toplaması, bir eylem planı bulması gereken onun takımıydı. Oysa tersi oldu. Şevke gelen yine Fenerbahçe'ydi. Gole en yakın an ise 48'de geldi. Alex'in denediği o gol girişimini ancak IQ testi açıklayabilirdi. Bu zeki hamle gol olmadı, lakin heves kesmedi Sarı-Lacivertliler. İkinciyi bulup oyunun sonunda gereksiz spazm sorunları yaşamak istemiyorlardı belli ki! 67'de Asafa Powell misali bir depara kalktı Roberto Carlos. Sadece bu koşu bile gol kadar güzeldi neredeyse. 74'teki korner de nihayete ermeyince anlaşıldı ki tabela değişmemekte direniyordu. Son 15'te stres faktörü yükselmesin diye hem Ali'yi hem Kazım'ı aldı Zico. Maçı bitiren gol de Wederson pasıyla Ali'nin ayağından geldi: 2-0. Oysa hiç gerek yoktu. Maç çoktan bitmişti.
Dünkü maç iki takım için de veri değildi. Ankaragücü belli ki böyle maçları hedef görmüyor ve ona göre oynuyor, daha doğrusu 'oynamıyor-oynatmıyordu'. Fenerbahçe ise gayet iyi biliyordu ki Moskova'da her şey bambaşka olacaktı.

FENERBAHÇE: 2
Volkan 6
Önder 6
Lugano 7
Edu 6
R. Carlos 8
Deivid 7
(Selçuk 90) -
Aurelio 7
Deniz 6
Wederson 7
Alex 6
(Ali 75) -
Kezman 4
(C. Kazım 75) -

ANKARAGÜCÜ: 0
Serkan 6
Yasin 5
Emre 5
Da Silva 6
İlkem 6
Mustafa 5
(M. Erdoğan 71) 4
İbrahim 5
(Augustine 86) -
M. Duruer 6
Cem Can 6
A. Dursun 4
(Jaba 53) 5
Bebbe 6

GOLLER: Aurelio (36), Ali (90+1)
SARI KARTLAR: Kezman, Lugano / Da Silva, Emre
Stat: Şükrü Saracoğlu - Hakemler: A. Durmaz, S. Kaya, S. Gençerler