Peki buna ne diyeceğiz?

Çünkü bu futbolcular, Ambrosini, Gattuso, Seedorf ve Pirlo (Pirlo tabiatıyla bu çizginin dışında tutulabilir, en azından görüntüsü farklı) Türkiye'de kabul gören bir futbol tabiriyle 'kazma topçu' sınıfına giriyor.
Haber: AHMET ÇİĞDEM / Arşivi

Çünkü bu futbolcular, Ambrosini, Gattuso, Seedorf ve Pirlo (Pirlo tabiatıyla bu çizginin dışında tutulabilir, en azından görüntüsü farklı) Türkiye'de kabul gören bir futbol tabiriyle 'kazma topçu' sınıfına giriyor. Hatta Gattuso'nun tercih ettiği saç şekli ve futbol sahasındaki 'amok hissiyatı' için, başka sıfatlar bile bulunabilir. Yine de bir gerçeği değiştiremeyiz: Defansındaki zaaflarına rağmen ilk maçı olağanüstü mücadele ederek kazanan Manchester, rövanşta, bu kazmalarla aşık atamadığı için finale çıkamadı. Ronaldo, Giggs ve Rooney, takımları orta sahada direnemediği için hiçbir hücum zenginliği geliştiremediler. United'ın maç boyunca bulduğu en önemli fırsatın Fletcher tarafından kullanılması da bunun göstergesiydi. Buna karşılık Milan'ın resmen sadece Pippo Inzaghi'nin ilerde bulunduğu bir maçı ezici bir üstünlükle sonuçlandırması, maç boyunca daha fazla gol pozisyonu bulması orta sahasının zaferiydi, hücum hattının değil. Yetenek bakımından farklı niteliklere sahip olsalar bile, Kaka'nın, Ronaldo'ya kazandığı moral zafer, kendisi kadar, arkadaşlarının direncine bağlanabilir.
Özetle, Milan rakibini, bir vakitlerin Galatasaray'ını hem boy hem de en olarak hatırlatan orta sahasıyla perişan etti. Ferguson, maç sonrasında, 'kısa kaldıklarını' kabul etti. Bu da bir şey. Çünkü Türkiye'de bu kısa kalma meselesini hâlâ anlamayanlar var. En yakın örnek Galatasaray mesela.
Burası farklı
İki sezondur Galatasaray'a ne oynattığını bir türlü anlayamadığım; şimdi adını hatırlamakta zorlandığım bir Kuzey ülke takımına UEFA Kupası'ndaki elenişi, bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde neredeyse sürünerek var oluşu, kendisi için kritik hiçbir maçı kazanamayışıyla Gerets'in Galatasaray'daki tercihlerine bakılırsa, "Burası farklı" denilebilir. Bugün Arda çok iyi başladığı bir sezonu kenarda bekleyerek geçiriyorsa, takımdaki diğer gençler futbolları üzerine ufacık bir ekleme bile yapamadıysalar, Gerets'in buradaki sorumluluğunu atlayabilir miyiz? Eğer Arda, kanatta kullanılmak yerine, Pirlo gibi, top dağıtan, alan dolduran, ofansı bütünleyen bir futbolcu olarak eğitilse, bundan Türk futbolu kazançlı çıkmaz mıydı? Şimdi elimizde çok yetenekli, çok parlak bir futbolcu olmaz mıydı? Olabilirdi ama Gerets, tıpkı neredeyse hiç olmayan kademe anlayışıyla hücum oynayacağım diye Sabri'yi defans dörtlüsünün sağında kullanmakta ısrar ettiği gibi, Arda'yı da kanattaki şark hizmetinde kullanmakta ısrar etti. Böylece her iki futbolcu, ancak günlerinde olduklarında takımlarına katkıda bulundular ama Galatasaray'ın oyununa katkıları giderek azaldı.
Korkak Ancelotti
Bir vakitler yalvar yakar Türkiye'ye getirilen, gösteri bittikten sonra da geri dönen Ancelotti'nin bilmediğini, Zico ya da Gerets biliyor olabilir mi? Yahut daha 'geriden' soralım; Terim'in elinde neredeyse tanınmaz bir kimliğe bürünen Milan, hâlâ aşağı yukarı aynı kadroyla son üç yılda iki kez Şampiyonlar Ligi finali oynayabiliyorsa, bunu Ancelotti'nin korkaklığına mı bağlamalıyız?
Eğer öyleyse, öyledir; demek ki korkmak Ancelotti'nin işine yarıyor. Alın bakın Serie A'da Milan'ın oynadığı maçlara; azıcık kendi alışkanlığının dışına çıktığında, Ancelotti'nin hep başının ağrıdığını göreceksiniz. Bu takım, o kadar çaresiz bir takım haline gelmişti ki, hücuma azıcık katkısı olsun diye Real Madrid'den neredeyse kovulan Ronaldo'ya dünyanın parasını ödemeye bile gönül indirmişti. Şimdi geldikleri yere, kazmalarla geldiler. Bunu bir yere yazın.