Popovich: Türkiye'de çalışmış bir efsane

Popovich: Türkiye'de çalışmış bir efsane
Popovich: Türkiye'de çalışmış bir efsane
Yiğiter Uluğ, 'basketfaul' isimli basketbol dergisine verdiği mülakatta, San Antonio Spurs'ün efsanevi koçu Gregg Popovich'i anlattı.

radikal.com.tr - San Antonio Spurs’ün efsanevi koçu Gregg Popovich, basketbol dışında çok geniş ilgi alanları olan bir isim. 1972’de Hava Kuvvetleri Akademisi’nden mezun olup ilk görevini Diyarbakır’da yapan Popovich, aynı zamanda Ortadoğu ’ya da çok hakim. Yazarımız Yiğiter Uluğ, tanıdığı Popovich’i anlatıyor.

Spor sahalarında gördüğümüz isimler genel olarak saha dışına çıktığı zaman ‘aynı yaratıcılığı’ veremeyebiliyor. Yaptıkları iş haricinde hayata bakışları ve farklı alanlardaki bilgileri nadiren onları takip edenlerin ufkunu açıyor. NBA takımlarından San Antonio Spurs’ün efsanevi koçu Gregg Popovich, bunun tam aksine oyuncularını yönlendirmedeki etkileyiciliğini saha dışında da sunuyor. Popovich’in bilinmeyenleriyle ilgili yazarımız Yiğiter Uluğ, ‘basketfaul’ isimli basketbol dergisine verdiği mülakatta, Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel’in yönetiminden, onunla olan mesaisine, Türkiye Futbol Federasyonu’ndaki çalışmalarından, spor basınındaki işlerine kadar pek çok konuya değinirken, Gregg Popovich’e dair anılarını da aktardı. Mülakatın ‘Popovich ile ilgili bölümünü’ aktarıyoruz. (Söyleşinin tam metnini (http://basketfaul.com/makale/27291/yigiter-ulug-roportaji-basketfaul-dergisi.html) adresinden okuyabilirsiniz.)

Uluğ, “Gregg Popovich ile kişisel dostluğunuz biliniyor. Bu dostluk nasıl başlamıştı?” sorusuna şu cevabı veriyor: “Belki hatırlarsınız, 1996 yazında Türkiye’de Avrupa Ümitler Basketbol Şampiyonası yapılmıştı. O organizasyonda gönüllü olarak çalışmıştım. Türk Milli Takımı’nın da yer aldığı ilk tur maçları Bursa’daydı ve ben medya merkezinden, basın tribününden, istatistiklerden sorumluydum. O günlerde bazı NBA takımları için scout’luk yapan Hollandalı arkadaşım Rob Meurs, geleceğini daha önceden bildirdiği için kendisine maçları rahatça izleyebileceği bir yer ayırmıştım. Turnuvanın ilk gününde ben basın merkezinde istatistikleri çoğaltmakla uğraşırken, Rob çıkageldi. Yanında uzun boylu, beyaz saçlı bir adam…

Rob “Bu, San Antonio Spurs’ün genel menajeri Gregg Popovich” diye tanıttı. O güne kadar hiç NBA Genel Menajeri görmemişim, bir dudağı yerde, bir dudağı gökte, en az üç metre boyunda acayip bir yaratık bekliyorum, karşıma bermuda şortlu, bisiklet fanilalı bir adam çıkınca afalladım. El sıkıştık, salonun çok kalabalık olduğunu, içeri giremediğini, kendisine yardımcı olup olamayacağımı sordu. İşte Pop’la tanışıklığım böyle başladı.

İLK GÖREV YERİ DİYARBAKIR

Muhabbetin daha beşinci dakikasında “Burada en iyi İskender nerede yenir?” diye sorduğu anda, sıradan bir Amerikalı ile karşı karşıya olmadığımı anladım. Dersini çalışıp gelmişti. Konuştukça Türkiye’nin coğrafyası, tarihi ve uluslararası politikadaki yeri konusunda söyledikleriyle beni hayretten hayrete düşürüyordu. Hamama gitmek istediğini söylüyor, Eski Kaplıca’nın kaç yıllık olduğunu soruyordu. Ertesi gün öğle yemeğinde Uludağ’a çıkıp, mangaldaki kuzu pirzola eşliğinde sohbete dalınca, misafirimizin Air Force Academy’den mezuniyeti sonrası 1972 yılında ilk görev yerinin Diyarbakır olduğunu, o zaman Türkiye’den, Türk insanından, Anadolu’nun kültüründen ve en çok da halılarından etkilendiğini öğrendim.

Bilgisinin kaynağı anlaşılmıştı ama o, sürekli okuyan, araştıran, meraklı bir insandı. Dolayısıyla, bildikleri yıllar öncesinin Doğu Anadolu’suyla sınırlı kalmamıştı. Turnuva bitmeden mutlaka İznik’e gidip, çinilerle ilgili bilgisini derinleştirmek istiyordu örneğin...
Sonrasında hep sıcak ilişkiler içinde olduk. Mail’leştik, bazen uzun telefon konuşmaları yaptık ve basketbol sayesinde hemen her yıl yeryüzünün bir köşesinde karşılaştık. Onun sayesinde RC Buford’la, Hank Egan’la, Larry Brown’la, Mike Brown’la, Avery Johnson’la, Tim Duncan’la, Roy Williams’la tanışma şansı buldum. 2001’de Avrupa Şampiyonası için geldiğinde, asistanı Mike?Budenholzer?ile birlikte federasyonun düzenlemiş olduğu “Coaching Clinic”te görev aldı ve üç gün boyunca Ataköy Ahmet Cömert Spor Salonu’nda kan-ter içinde kalana kadar kendi basketbol felsefesini, doğrularını anlatmaya çalıştı.

TÜRK BASKETBOLUNU UZAKTAN TAKİP EDİYOR

Normalde, NBA’de şampiyonluk kazanmış bir koçu böyle bir iş için davet ettiğinizde, business class uçuşlarını, otelini, yemeklerini karşılar, üzerine de sıkı bir ücret ödersiniz. Pop, bunların hiçbirini istemedi. Kendi aldığı biletlerle geldi, otelinin parasını ödedi ve son akşam, yediğimiz veda yemeğinde bunu öğrenen Kemal Erdenay, kendisine bir hediye verince (o saatte nereden buldu, bilemiyorum) mahcubiyetten hafifçe kızardı.

Arkadaşım diye söylemiyorum, o hiçbir NBA koçuna benzemez. Oyuncularına da daha birinci dakikada kendisine yapacağı her uyarının onu daha iyiye götürmek için olacağını söyler. Zaten örnekler ortada. Pek çok NBA oyuncusu en iyi sezonlarını onunla çalışırken yaşadı. Buna ilaveten, birlikte çalıştığı insanlara ailesinin bir bireyi gibi davrandığı için, zor günlerinde her türlü yardıma koştuğu için de diğer NBA koçlarından ayrılır. Tanıdığım en ünlü ve aynı zamanda en mütevazı insan o… Türk basketbolunu uzaktan takip ediyor ama şimdi pek inanmayacağınız bir şey söyleyeyim: Biz Pop ile bir araya geldiğimizde pek basketbol konuşamıyoruz. Bana sürekli başka konularda sorular soruyor. Türkiye’nin dış politikası, izlediğim son filmler, Papa’nın Arjantinli olması vs. Onun hayatı o kadar basketbolla kuşatılmış ki, iş dışına çıktığında biraz nefes almak ve başka şeylerden söz ederek kendini tazelemek istiyor.”