Şampiyonluğun Öyküsü (3)

Tuncay Şanlı, saha içinde ve dışında her zaman duygularıyla hareket ettiğini söylüyor.

Fotoğraf: Muhsin Akgün



Samandıra, gerçekten evi gibi. Bizim 'ilah' böyle yaşıyor. 'Sahici mi?' diyoruz yıllardır, sahici. Evin oğlu olmaktan çok mutlu ama, fedakârlıklarının farkına varılsın istiyor.

Yazı Dizisi
Haber: FERYAL PERE / Arşivi

Samandıra, gerçekten evi gibi. Bizim 'ilah' böyle yaşıyor. 'Sahici mi?' diyoruz yıllardır, sahici. Evin oğlu olmaktan çok mutlu ama, fedakârlıklarının farkına varılsın istiyor. Samandıra Prensi'nin ayağına takılıyor gözüm, Hakkı Yalçın 'saçlarını ayaklarıyla tarayan adam' yazdığı için midir, bilemedim. Baş parmağının tırnağı zedeli. Kim bilir ne acımıştır. İçim eriyor... Zaten bacakları, kolları incecik. Formayı giyip, topu ayağına alınca büyüyor. Bu çocuklara ne çok şey yüklüyoruz!
Erkek çocukların, çocukluk hayallerinin tepesinde Milan, Barcelona var. Bizler de öyle demiyor muyuz, "bir maç seyrettik ki, o zaman bizimki futbol mu?" Gitsin, kendisi için iyi olacaksa derken, kendimizden esirgiyoruz Tuncay'ı. Belki bizler de hak ediyoruzdur 'ıslama köfte bölge sorumlusu'nu her hafta izlemeyi...
Şu sıralar ismi Olympiyakos'la, Milan'la anılıyor. Belki de gelecek sezon Fenerbahçe'de göremeyeceğimiz 'al yanaklı' Tuncay'la geçen sezon son anda kaybedilen şampiyonluktan bu yılki olaylı Galatasaray maçına, hatta ıslama köfte tarifine kadar birçok konuda konuştuk.
Feryal: Senden bahsederken gözleri dolan birinden selam getirdim sana. Tam başka bir şey konuşurken bir delikanlı geçti karşısına üstünde sen ve Kezman'ın sus fotoğrafı vardı. Konuşmasını kesip gene seni gösterdi. "Çok seviyorum ben onu" dedi.
Tuncay: Lefter mi?
Feryal: Evet, inanamazsın biliyor musun?
Tuncay: Lefter, geçen sene sonlara doğru bana tesisten ulaştı. Dedi ki "Ya ne olur bir şeyler yapın, kapımın önünde davul çalıyorlar" dedi. O kadar üzgündü ki telefonda... Tabii biz de üzüldük son maçı kaybedince geçen sene.
Feryal: Ama o seni çocuğu gibi o kadar çok seviyor... Bazen bunaltıyoruz sevgiden boğuyoruz sizleri, hepsinin farkındayım ama seninle ilgili çok tuhaf bir durum var. Senin gitmenle kalman konusunda. Senin için en iyisi neyse o olsun. Bunu kolay kolay söylemiyoruz. Yani "ne demek gitmek, nereye gidiyormuş, buradan iyi yer mi var" gibi burnumuzu kaldırıyoruz. Çünkü bazen kendimizi dev aynasında görüyoruz. Ve konu olan o gencecik futbolcuyu hiç düşünmüyoruz. Sana gelince gözlerim görmüyor aklım şaşıyor durumu oluyor bütün taraftarda ve bilmiyorum ki, gitmese, "biz nasıl dayanırız" cümlelerinden sonra 'ne istiyorsa' noktasına geliniyor... Sen bunu nasıl yaptın, bunu yaparkan ne yaptın bize?
Tuncay: Beş yıllık futbol hayatıma baktığımda Fenerbahçe'de yaptığım şeyler hep duygularımla hareket ettiğim için oldu diye düşünüyorum. Çünkü bir şeyleri gösterme adına veya seyirciyi kazanma adına değil de, veya kendini kanıtlamak için değil de duygularımla hareket etme adına bir şeyler yaptım. Bu arada Tümer abi geliyor...
(Kaset dönüyor bu arada Tümer abi yüzünden ropörtajı yarıda kestik... Hava güzel...)
Tuncay: Yarıda kalmıştık.
Feryal: Çok sahici bir şey yaşattın bize o doğru yani.
Tuncay: Dedim ya abla, sahaya çıktığımda da saha dışında da hep duygularımla hareket ettim. İçimden nasıl geliyorsa öyle davrandım. Dışarıda sivil olduğumda da saha içinde de. Sivil derken dışarıdaki hayatımda çünkü saha içinde farklı bir konumdayız. Dışarıda kendimi farklı görmüyorum herkesle eşitim. Bir de Fenerbahçelilik duygusu buna karıştığı zaman... Çünkü uzaktan izlediğiniz, uzaktan takip ettiğiniz, gönül verdiğiniz veya sevdiğiniz bir takımın içerisindesiniz. Bunu hayal etseniz de bazen başarmak çok zordur. Ben o formayı giydiğim için hep duygularımla mücadele ettim. Yani hiçbir zaman profesyonelliğimi ön plana atmadım.
Feryal: Bir de kalp krizi geçirttiğin anlar oldu bize. Bakınız: Olay yeri İnönü Stadı, iki sene önce. Kleberson'dan sonra 1-1 gitmekteyken hayat, son dakikada senin golden sonraki yüzünü ve yerde kıvrandığını gördükten sonra ben kendimi aşağı atacaktım oralardan. Ne oldu diye?
Tuncay: Anlatmama imkân yok, o duyguyu yansıtma imkânım hiç yok. Golden sonra belki ayağımın atması kasığımın yırtılması belki o anki duygudan sevgiden sevinçten dolayı da olabilir. O an herkes üzerime atladı, tamam, ama kendimi o kadar çok kasmışım ki o kadar çok seviniyorum ki o yüzden de bir sakatlık anı geçirdim. Ama tabi o golün atmosferi anlamı çok farklıdır. 90+2'de ezeli rakibiniz olan Beşiktaş'a gol atıyorsunuz. Nasıl sevinmezsiniz ki, Allah'tan o an beni tutmuşlar orada. Kim bilir neler yapacaktım, Can tuttu beni galiba. Yani cezalar olmasa ben her halde tribüne falan da çıkardım. Yani o duygularla da hareket edince sokakta gidermiş gibi bir anda saldırıyorsun. Her futbolcuya sorun ne kadar teknik olursa olsun ne kadar iyi futbolcu olursa olsun o duyguyla hareket etmediği zaman zevk alamaz.
Feryal: Milyonlarca delikanlının göz koyduğu, milyonlarca insanın tapındığı bir iş yapıyorsun sen. Bunun farkına varıyor musun, tadını çıkarabiliyor musun? Çünkü Fenerbahçe kadar büyük bir yerde bazen "Off artık çok yoruldum, çok sıkıldım" söyleme hakkı hepimizde var, ama sende bir fazla var.
Tuncay: Sadece kendinle konuşma hakkı var. Kendine onu sorma hakkı var. Ben hep şunu söylerim; tamam, maddi olarak kazanıyorsunuz konum olarak çok iyi yerdesiniz, Fenerbahçe'de oynuyorsunuz, Milli Takım'da da. Ama o insanların sevgisini hiçbir şeyle alamazsınız. Bu kadar fedakârlık, bu kadar isyan, 'lanet olsun' dediğiniz anlarda bu sevgiyi gördüğünüz zaman tamamen kapanıyor, her şeyin üstü örtülüyor ve zevk alıyorsunuz, çünkü insanlar sizi seviyor ve değer veriyor.

* * * * *
Lefter: Benim kadar hasta Fenerbahçeli yoktur
(Dünden devam)
Feryal: Çok doğru, içinden niyet etti mi... Unuttuk bir kere, geçen sene 14 Mayıs'tı... Denizli'de şampiyonluğu kaybettiğimiz o gece maçı izlemiş miydiniz?
Lefter: Hayır, izlemek de istemiyorum. Çünkü ben Fenerbahçe'nin hiçbir maçını izleyemiyorum. Komalara giriyorum, haplarla yaşıyorum.
Bakın sinir ilaçları hepsi, bunlarla yaşıyorum, ilaç nedir bilmiyordum. Denizli olunca, mecburi doktor "Alacaksın, yoksa yolcusun abi" dedi.
Feryal: Allah korusun, yok öyle bir şey!
Lefter: Allah Allah, öyle dedi. Ben de alıyorum idare ediyorum ne yapayım?!
Feryal: Son olarak bir şey söyleyelim, şu Büyükada faslından da olabilir.
Bu seneki şampiyonluktan da olabilir. Bu sene 'işte Fener' dediğiniz bir şey hatırlıyor musunuz?
Lefter: Demez miyim yaa... Benim kadar hasta bir Fenerbahçeli olacağını tahmin etmiyorum. O kadar seviyorum ki Fenerbahçe'yi, o kadar bağlıyım ki... Kalbimden söylüyorum bunları.
Ve her akşam Allah'ıma dua ediyorum. 'Allah'ım bu sene de ver' diye.
Yatıyorum kalkıyorum istediklerimi içimden söylüyorum Allah'ıma.
Çok şampiyonluklar gördük...
Feryal: İyi bir şey değil mi Fenerbahçeli olmak?
Lefter: Tabii ki! En büyük takım Fener, en büyük Fener!
Feryal: Çok teşekkür ederim.
Lefter: Rica ederim.
Fenerbahçe'sinden söz ederken gözünün içi gülüp, aynı anda yaşları da süzülen başka bir yüz gördüm mü bilmiyorum, ama şu anda pek güzel anlıyorum.
Mihribancım, kimsen ve her nerede yaşatılıyorsan, aşk kâğıda yazılmıyor! Gerçekten. Her iyi insana, Lefter kadar sevildiğini görmeyi diliyorum. Hadi, Samandıra saati. Hem Lefter'in selamı var, hem de konuşulacak çok şey. Köşkü var idman sahasına karşı, al yanaklının!

  • YARIN: Galatasaray maçındaki ders