Şampiyonluğun Öyküsü (5)


Roberto Carlos, Scolari, Sol Campbell, eh biraz zahmet Morientes-Le Guen! Yok mudur sızıları azaltacak 'sızma' haberler? Şenliği ve travmasıyla bir bütün olan ahali, belki de ilk kez, güne ortalama beş yıldız düşürülen haberlere itibar etmedi.

Yazı dizisi
Haber: FERYAL PERE / Arşivi

Roberto Carlos, Scolari, Sol Campbell, eh biraz zahmet Morientes-Le Guen! Yok mudur sızıları azaltacak 'sızma' haberler? Şenliği ve travmasıyla bir bütün olan ahali, belki de ilk kez, güne ortalama beş yıldız düşürülen haberlere itibar etmedi. İç sıkıntısı, Aziz Yıldırım'ın istifasını geri almama ihtimaliydi.
Yollar yürümekle aşınmadı! Açlık grevine gidenler, aralıksız gözyaşı dökenler, kendilerini 'yetim' sananlar, baba abi-bey-reis-başkan hitaplı mektuplar döşenenler 'travmatik' yaz mevsiminde, çoktan Denizli'yi unuttular. (Az sonra, gene hatırlayacaklar!) Gerçekten, dokunaklı günlerdi. Ve Hıncal Uluç, ısrarla dönecek yazıyordu. Travma sahipleri, Galatasaraylı Uluç'a belki de tarihte ilk kez inanmak istiyor, hepten gamlı baykuşlar ise "Bak yaptığına, döneceği varsa da, o yazdı diye dönmez. 'Karışmasanıza kardeşim' diye figan ediyorlardı.
Evet, bırakın da tadını çıkaralım günleriydi. Ne de olsa cümleten
üzülme ihtiyacı da var, genlerde.
Aziz Yıldırım döndü. '1. Zico kuşatması' başladı. Transferler beğenilmedi. Gene herkes, dayatılan üç-beş cümle etrafında dönmeye devam etti.
Ri'ziko' yaratıcılığından 100. yıl zulmüne uzanan, gencecik delikanlı ve hanımların 'bağışıklık sistemi'ni zayıflatan salvolar, 'görmüş geçirmiş' nesli de savunmasız bırakıyordu. Formül basitti: En kızdığın yazarları oku, sinirlen, onların cümlelerini tekrar et. En 'düşman' bulduğun yorumcuları izle, sinirlen, inanma ama tekrar et! (Yoksa yaşamanın kanunu mu buu!)
Biz travmayı çok sevmiştik
Of of, bir yanım yüzyıl sıkıntısı, öte yanım umut (Tuncay, Lugano, Edu, Marco, Kejo, Zico) dolu! Düşük omuzlar, kırık sesler, gene de içten
içe inançlar, ama pek yakıştı bu travma memleketime!
Biraz da abartırsak, Fenerbahçelilik ruhuna saygıyla, 'Biz travmayı çok sevmiştik!'
Geçince, söylemek böyle çok kolay. Biliyorum. Bir de tabii, melali anlayan nesle aşina olduk!
Böyle bir kazanç var.
Tek isim gibilerdi. Gürhan gitmişti ama kalıp değişmedi. İzmir'deki turun sahiplerinden biri olarak, son dakikalarda Sivasspor adına attığı golle döndü. Olcan Kerim, Tuncay abilerinin tarifiyle 'sivil' hayatta da hep birlikteydi. Bir de ana kuzusu 17! Can Arat. Bir ara o da dışarıya, 'staj'a gitmişti.
Uzakta eğitim aldılar
Ne var canım, Prens Charles'ın çocukları da uzaklarda eğitim alıyor, tahta hazırlanıyorlar, bizimkiler gibi. Gençler 15'er dakikalık oyunlarla,
o da arada bir şimdilik, gözleri şenlendiriyorlar. Bu sütunun yabancısı olmayanlar, performans kriterlerini bilirler. Canolcankerimgürhan, kendini yere atıp dört takla atan, fark ettirmeden rakibin canını acıtan ve elleriyle hakeme n'aptım ki masumiyet kisvesine bürünen çocuklar değiller.
Dünyadan haberdarlar. Kendilerine seçtikleri örneklerde 'sporcu' kimlikliler öne çıkıyor.
Formalarını seviyor, büyüklerini sayıyor, bir de 90 dakikalık sevinçlerde olmak istiyorlar, bütün genç oyuncular gibi.
Denizli'de çok üzüldüler. Alex'in ıslıklanmasını çok yadırgadılar, hatta ürktüler. Kredi / işlem hacmi, bu arenada ne kolay tüketilirmiş gördüler. Şimdi çok mutlular neyse, sözcüleri Can Arat'ın tarifiyle...
İzmir.. Oh çektiğimiz gün
"100.yılın bütün yükünü omuzumuzdan attığımız gün.
Orda anladık yeniden, şampiyonluktan başka herşey yalan!" Ama şarkı öyle değil Canım Can, "dünyada ölümden başkası yalan!" Neyse, şu günlerin tadını çıkarıyorlar onlar da. Her şey yalan mı, tek gerçek şampiyonluk mu gerçekten?
Türküm/doğruyum/çalışkanım/ 'yasağım'la okula başlar her küçük çocuk gibi, Fenerli küçükler de. İslam Çupi ezberlerler sonra: "Fenerbahçe büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür, ne şampiyonluk büyüklüğüdür. İşte adı konamaz!"
Duvara astıkları yazıları anladıkları gün, hayat ne zengin olacak. Zengin dedim de aklıma geldi. Önce Tatangalar, sonra Fenerli forumlarda görüp çok güldüğüm cümle: "Sevdik de ne oldu, Efes Pilsen zengin oldu!"
Cuma gecesinden bu yana, bazı ekler, düzeltmeler gerekecek bu hissiyata!
Efes Pilsen, Fenerbahçe taraftarını sınırlı sayıda tutma hakkını kullanmadı. Abdi İpekçi'de, yılların üstüne erkek basketbol takımı, kupasına Efes Pilsen centilmenliğiyle, coşkun seslerle ulaştı. Unutmamalı.



'En farklı' taraftar
Onu ilk görüşümüz, iki yıl önceki Ankaraspor deplasmanıydı. Dr. Altan'la aynı zamanda fark etmiştik. Kucağında Alex bakışlı oğlu Eşref'e kulağını dayıyor, çevreden gelen seslere göre tezahürat yapıyor ya da endişeleniyordu. (Ki boldur endişe, kanarya kalplerinde!) Erdal Azgın, maalesef hiçbir tedaviye cevap vermediği için, klasik anlamda 'görmeyen' bir Fenerbahçeli idi. Çok klişe olacak ama, başka türlü de nasıl anlatılır ki, aslında gördüğünü sanan çok kişiden daha iyi durumdaydı. Onun Fener'i seslerle, oğlunun aktarmalarıyla var. Şampiyonlukları doyasıya kutluyor. Ama aşkta hep şenlik yok ki, nesi eksik ki zaten, 'travma'yı da doyasıya yaşıyor!!! İki gün önce de bana müjdeyi verdi, yazılarımı artık 'kendisi' okuyormuş.
Teknoloji nelere kadir! Görme engelliler için özel bir okuma programı geliştirilmiş. Şakıyan sesine, yutkunmaktan, aynı şenlikli tonla cevap veremiyorum. Bu yılı sorunca, henüz tam bir kutlama yapamadıklarını, ama oğlunun da inatla Galatasaray maçını anlatmadığını söylüyor. '2-1 yendik' deyip susuyormuş. Babasını koruyor, detay anlatmayarak. Eşref'i utandırmayı başardığımız için, utanıyorum.

  • YARIN: Kara deryalarda bir 'Fener'sin!