Şampiyonluğun Öyküsü (6)


2006' da kaçan şampiyonluğun travması yeni sezonun tezahüratlarına da yansıdı...


Fenerliliğin sefasını babalarımız sürdü, cefasını çekmek bize düştü!


Avusturyalı işçilere selam: Kara deryalarda bir Fenersin!


Yazı Dizisi
Haber: FERYAL PERE / Arşivi

Sisli bir gece yarısında/ıssız bir sokak ortasında/kırık bir lambanın altında/dalmışım sevdalara/neler geçti aklımdan bilsen/yaşlar damladı gözlerimden/anladım ki ölene kadar/Fenerbahçe düşmeyecek dilimden!
Bol gollerle başlayan ve Vestel Manisaspor'dan beş haftada alınıp sonuna kadar lider götürülen 2006-2007 sezonunun 'travmatik' etkiler taşıyan tezahüratı bu.
Türkiye'nin en görkemli stadyumu, ısıtılan koltuklar, para pul derdini hissettirmeyen bir yönetim, pırıltılı oyuncular ve pek çok detayın konfor sunduğu bir hayat.
Ama delikanlı, zaman olarak sisli geceyi, mekân olarak ıssız sokağı, üstelik kırık bir lambanın altını seçiyor, sevdaya dalmak için. Saracoğlu'nda, Abdi İpekçi'de, kararlı ifadelerle binlerce Fenerli bu besteyi tekrarlıyor. Bebeğe bakar gibi bak der ya fotoğrafçılar yüzlere melek ve mutlu bir ifade yerleşsin diye, bu hüzünlü şarkıyı söyleyenlerde aynısı var.
(Muhtemelen en büyüğü otuzunu sürmekte olan Cefakâr Kanaryalar grubu, kendilerine niye bu adı seçtiklerini sorduğumda, aynı ifadeyle "Pendik maçından sonra" diye cevap veriyorlar. "Babalarımız Fenerliliğin sefasını sürdü, bize bunları görmek düştü!" Adlarını hâlâ değiştirmemişler prensip gereği, ama böyle cefa dostlar başına!)
'Bizim mahalle'de hayat iyi
"Her branşta şampiyonluk hatta Evropa'da" gibi, zaten söylenmesi, hedeflenmesi tuhaf olmayan vaat, başa bela oluyor. Basketbol, voleybol, yüzme, kürek, futbolda 'bizim mahallede' hayat iyi gidiyor. Sınırlar ötesinde kimse yok buralardan, olsun, ilk tökezlemede Fenerbahçe azarlanıyor. Diyelim gördüğü en büyük şehir Mardin olan Midyatlı Fenerliye 'Avrupa'da başarı olmazsa, neyleyim köşkü, neyleyim sarayı' sıkıntısı yapıştırılıyor.
O sıralarda moda cümle "Bitse de kurtulsak şu 100. yıldan!" Futbolda puan kayıpları, kayırılan rakipler, aleyhte kararlar, zaten geçen yıldan sarkan korunaksız ruh halini tetikliyor. Rakiplerin çok zahmeti gerekmiyor, eski cümlelerini tekrarlamaları yetiyor. Federasyonun başı ve organları aynı kişiler, üstüne, iletişim sakarlıkları tuz biber ekiyor.
Saracoğlu'nda beraberlikle biten Beşiktaş maçında tribünler suskun. AZ Alkmaar maçında Alex ıslıklanıyor. Hoyrat üsluplar gazete köşelerinde ve ekranlarda. Kırgın ahali, piyangosunu almaya ve Fenerium'u vergi rekortmeni yapmaya devam ederken, geçen seneki (ne geçeni, geçmez sene!!!) hicrandan kurtulacak bir ışık arıyor. O pankartın algılanması, tam da o günlere rastlıyor: Kara Deryalarda bir Fenersin! İç açıyor. Hatırlatıyor. Şimdi yeni bir şarkı lazım! "Çocuklar inanın" söylediklerine bin pişman edilen ahali - çünkü mesela Kanal D Ana Haber Bülteni'nde, Beşiktaşlıların daha önceden söyledikleri haber olabiliyor.
Nazım Hikmet'in ve Edip Akbayram'ın Fenerli oluşları mecburi bir tekzip olarak ertesi gün minicik yayımlansa da, Fenerlilerdeki çabuk vazgeçme huyu burada da hizmetimizde- yeni notalar arıyor. Güneş gibi doğuyor Kıraç o günlerde. (Malum her şey sahada kazanılmıyor!) Geleneksel Samandıra ziyaretleri, baklava tepsileri, Sabiha Gökçen karşılamaları, çiçekler, pota, file, şiirler, verilmeyen penaltılar günleri.
Bu arada Federasyon Başkanı'nın "O hakem Galatasaray'ın penaltısını da vermemişti. O zaman niye konuşmadınız?" demeci tarihe geçiyor.
Fikstür bile kıyamamış
Biz demeçsiz nasıl yaşarız ihtiyacı varsayılan vatan evlatları, benzer cümleler ve kavgalara mahkûm.
Ama Kıraç "Yüz yaşında mutlu ol Fenerbahçe" demiş bir kere.
Kayseri ve Trabzon'daki golleriyle az kredili Deivid de Souza da anlamış. Beşiktaş, Trabzonspor, Galatasaray müthiş fikstüründen, muradına ermiş Fenerbahçe.
Klarnet ve darbuka ile de çalınan Cihat'lar, Lefter'ler, Can'lar, Fikret'ler bir yanda, eğitimli seslerden Fazıl Say senfonisi hemen yanıbaşında.
Yüzler gülüyor. Taraftarız biz/süreriz sefa günleri artık. Saracoğlu'ndaki veda gününde, besbelli fikstür de kıyamamış ki, rakip Ankaragücü. Sarı ve lacivertten başka bir renk yok. Şampiyon olunca Fener, enflasyon düşermiş, piyasa canlanırmış. Öyle diyor ekonomistler. Hayatının merkezine alıp kanaryalarını, senin ışığında yürüyoruz dermiş gençler, kara deryaların fenerine.

* * * * *
'Fenerbahçe Cumhuriyeti'nin isim babası Yalçın Doğan mı?
İşte, tarihe ışık tutacak bir ayrıntı! Yıllar önce, Ankara'dan eski arkadaşı Ersin Salman'ı arar Doğan. 'Fenerbahçe tarihindeki ilginç noktaları, Fenerbahçe'nin hikâyesini anlattığı bir kitap' hazırladığını ve adını koyarken birlikte bir beyin fırtınası yapmak istediğini söyler. İstanbul'a, Ersin Salman'ın sahibi olduğu Ajans Ada'ya gelir. Fenerbahçesi söz konusu olduğunda hayatının ve beyninin her kapısını her daim açan Ersin, ekibi toplar. Yalçın Doğan'la birlikte iki gün üst üste yaratıcı toplantılar yaparlar. Çıkan elliye yakın işin arasından, biri parlamaktadır. Hem çekici, hem de Fenerbahçe'nin konumlanmasına ipuçları veren bir tanımdır, 'Fenerbahçe Cumhuriyeti'. İlk yayımlandığında, Cumhuriyet gazetesine çok tiraj getirdiği bilinir. Kitap olur. Çok yankı bulur. Benimsenir. Her kritik ve sıradışı tarif gibi, böler! Fenerliler pek beğenir benimser, Fenerli olmayanlar burnu büyüklüğün zirvesi olarak yorumlar. Marşlar bestelenir, dev pankartlar yaptırılır.
Beşiktaşlı Yalçın Doğan, Fenerbahçe Cumhuriyeti'nin mucidi olarak bilinir. Ersin, bir-iki hatırlatır, bu ismin birlikteyken çıktığını ve bunu belirtmesini rica eder. "Aaa, tamam" cevabını almasına rağmen, duymaz Doğan'dan. Sitemsiz, sevimli bir hatırlatma yapmak ister. Rakibi alkışlayan ender Saracoğlu sakinlerinden Ersin Salman, hafif ataklarda burda tekrarlayamayacağım ayak bağlayıcı cümlesini, gol tehlikesinde ise Condoleezza Rice (kara büyü) haykırışını esirgemeden, çok maç kazandırdığı için teşekkür olarak bu dizide yer alır!!!

- BİTTİ -