'Sarı-Kırmızı' ihtimaller üzerine

Mondragon-Xavier, Bülent, Frank De Boer, Hakan Ünsal-Abdullah, Ergün, Revivo, Hasan Şaş-Arif, Hakan Şükür.
Haber: BAĞIŞ ERTEN / Arşivi

Mondragon-Xavier, Bülent, Frank De Boer, Hakan Ünsal-Abdullah, Ergün, Revivo, Hasan Şaş-Arif, Hakan Şükür. Önümüzdeki sezon Galatarasay'ın (ideal değil ama) muhtemel kadrolarından biri bu... Yaş ortalaması 31.45! Daha sezonun başlamasına haftalar varken dedikodu kazanını kaynatacak, birçok taraftarın yüreğine daha şimdiden kasvetler oturtacak bir 11 bu. Hak verilecek yanı da yok değil bu eleştirilerin... Artık futbol demlerinin sonunu gören tekaüt yıldızları 'büyük transfer' makyajıyla kadroya katmak, kim ne derse dersin son derece riskli bir teşebbüs. Sadece oynadıkları oyunun düzeyindeki yıpranmayla değil, kişilikleriyle de hırpalanan bir araba futbolcudan şampiyonluğa oynayabilecek, Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olabilecek bir kadro devşirmek hakikaten zor iş. Hele de bu taşın altına elini sokan kenar adamının da aynı dertten (taktiksel ve kişisel yıpranma) mustarip olduğu düşünülürse...
Tabii ki işin bir de öteki yüzü var. Yukarıda adı geçen veteranların dışında, hırslı gepegenç bir Galatasaray ihtimali de yok değil. Volkan'ı, Cihan'ı, İlker'i, Ümit Karan'ı, Sabri'si, Berkant'ı, Orhan'ı, Ömer'i, Murat'ıyla bambaşka, dipdiri bir takımla da sahada görebiliriz Galatasaray'ı. Hatta klişe kullanarak söyleyelim: Kurt Hoca Terim, gençlerle, tecrübelileri kaynaştırıp bir sentez de ortaya koyabilir.
İhtimaller çok yönlü ve çok bilinmeyenli.
Ama futbol denen oyunu izleme pratiği olan herkesin bildiği bir şey var: Eğer elinizde eski bir 'yıldız' varsa onun yetenekleri, sadece anlık pırıltılar olarak da kalsa, cezbedicidir ve ne yapıp edip ondan yararlanmak istersiniz. Hafızalarınızı birazcık didikleyin, bu konuda bir dolu örnek bulursunuz: 80'li yıllarda, Fenerbahçe tribününde hiç de batıl olmayan bir inanç vardı: Maradona gelse Müjdat'ı kesemez! Bu yüzden, Terim'in muhtemel sentez çabası her an tezin ya da antitezin mızıkçılığa kayması ile sonuçlanabilir ve hedeflenen kimya; psikolojik ve fizikî zorluklara direnemeyebilir.
Bütün bunların ötesinde son transferle birlikte Galatasaray kadrosunun bir başka özelliği daha beliriyor. 'Türk yıldızı' olarak gittikleri yurt dışı deneyimlerinde mutlak bir başarısızlıkla dönen Hakan Ünsal, Arif, Hakan Şükür, Baliç ve daha gidemeden dönen Hasan Şaş; yaşları itibariyle kariyerleri düşüşe geçen Xavier ve De Boer; kadir-kıymetlerinin bilinmediğini düşünen Revivo, Abdullah, Baliç... Bütün bu isimler futbol hayatlarında hem zirveyi hem de düşüşü yaşadılar. Tıpkı Fatih Terim gibi. Şimdi de muhtemelen hep birlikte son başarı durağı olarak gördükleri Galatasaray'da 'küllerinden doğmaya' çalışacaklar. Hiç şüphesiz bu, Galatasaray için olumlu bir sinerji yaratma şansı olabilir ve UEFA şampiyonu konsepti tekrar nefes alabilir. Ama bu kahredici ve intikamcı hırsın başarı kadar, hüsranı da tetikleyici bir yanı vardır. Üstelik, herhangi bir aşamada çöküş başladığında, kartopu gibi büyüyen bir etkiyle tahrip gücü yüksek bir yıkıcılığa teslim olmak ve derhal unutulacak bir sezon yaşamak da ihtimaller dahilindedir. Kaldı ki, adı geçen isimlere sabrı gıdım gıdım gösterecek olan taraftarla, Ali Sami Yen'den uzak gurbet ellerde bir motivasyon yakalamaya çalışmak, devenin hendekle yaşadığı zorluklara da benzeyebilir.
Velhasıl zor bir dönemin eşiğinde hem Galatasaray hem de Galatasaraylı. Post - Lucescu döneminin sorunları, mali sıkıntılar yetmezmiş gibi (belki de bunların sonucu olarak), eskilerden yıldız yapmakla, yuhalama aşamasına geldiği yıldızlara vicdanında boş yer açmaya çalışmakla, maça gitmek için dağ bayır aşmakla uğraşacak koca bir sezon. Sonucunda büyük ödüle ulaşırlar mı bilinmez. Ama geleceğe umutla bakmak için o da yetmeyebilir gibi sanki.
İki Galatasaray da mümkün yani. Birincisi klasik bir aksiyon filmi karesi... Önce zirveyi görmüş, sonra hüsrana uğramış bir boksör olarak Rocky'nin, 'Eye of the Tiger' şarkısı eşliğinde onur mücadelesine dönen şahlanışına benzer bir şekilde, Galatasaray veteranlarının 'biz ölmedik' mücadelesi... İkincisi ise yine bir geri dönüş hikâyesi ama bu sefer söz konusu olan korku filmi karesi. Olimpiyat Stadı ayazlarında her hafta
'Freddy'nin Kâbusları.'
Asıl soru da şu belki: Böylesi bir risk Galatasaray'dan ziyade başka bir camianın harcı olarak bilinmez mi!