Selçuk İnan: Galatasaray'dan ayrılacaktım

Selçuk İnan: Galatasaray'dan ayrılacaktım
Selçuk İnan: Galatasaray'dan ayrılacaktım
"Mancini döneminde, Fenerbahçe'yi 1-0 yenmemeize rağmen tribünlerden tepki almıştım. Hocaya beni çıkarmasını rica ettim, 'kavga etti' dediler. Formamı yere atmadım, Tugay hocaya verdim. İlk defa Galatasaray'dan ayrılmak istedim..."

Galatasaray takım kaptanı Selçuk İnan, 4. yıldızın öyküsünü Milliyet Gazetesi için kaleme aldı.

Başakşehir maçı o kötü gidişatın sonu gibiydi. Dibe vurduk. Onun ötesi yoktu. Abdurrahim ağabey yeni gelmişti. O maçta onlar bile ümitsizliğe kapılmıştı. Abdurrahim Ağabey, Ali Ağabey ve Başkan , ilk günden “Ben size güveniyorum” demişlerdi. Aramızda sorunları çok iyi çözdük. Hep şunu söylerim: İyi oyuncular olabiliriz, iyi mücadele edebiliriz ama asıl önemli olan sevgidir. Sevgi ve saygı her zaman başarıyı getirir. İlk günden bu tohumlar atıldı diyebilirim.
Kasımpaşa maçı çok iyi oynamadığımız ve sadece skoru aldığımız bir maçtı. 4 senede ben çok geri dönüş yaşadım. Galatasaraylılığın vermiş olduğu bir şey. Galatasaray’da bu; hep böyle... Belki başka takımlar geri çekilip, rakibi beklemeyi çok iyi biliyor. Sonra da rakibin bir zaafını bulup değerlendirmeyi... Galatasaray bunu hiç yapamadı.

"KARABÜK DÖNÜM MAÇI"

Galatasaray hep saldıran, oynamaya çalışan, gerçekten maçı kazanan ve koparan bir takım oldu. Bu geri dönüşler aslında bunun bir eseri... Bazı zamanlarda geri çekiliyorsunuz. Acaba diyoruz biz de böyle oynayabilir miyiz? Bakıyoruz ki olmuyor. İkinci yarı, neyimiz var neyimiz yok maçı kazanmak için sahaya yansıtıyoruz.
Karabük maçı, bizim için dönüm maçlarından biriydi. Çünkü deplasmanda maç kazanmak önemliydi. Uzun zaman olmuştu. Dış sahada Balıkesir ve Başakşehir’e kaybetmiştik. Şampiyon olmak istiyorsak, deplasmanda da kazanmamız gerekiyordu. O maç çok önemliydi ve kazanmasını bildik.

"BENİM İŞİM BU"

İçerideki Trabzon maçı sanırım Ersun Hoca’nın da Trabzonspor’un başında ilk maçıydı. Çok tehlikeli olacağının farkındaydık. Aramızda konuşmuştuk. Maça iyi de başlamıştık. Bazen iyi mücadele eder ve oynarsınız. Ama şans da yanınızda olmalı. Çok şanssızdık. 3 tane duran toptan gol yedik. Sezon başında bu konuda çok büyük zaaflarımız vardı. Kendi aramızda da konuşuyorduk bunu. Maalesef o maçta da dikkatli olamadık.
O maçta tepkiler olmuştu. Bizim analiz hocalarımız var. İstatistikleri çıkarıyorlar. En çok koşan, pas yapan da bendim. Top kaybetmeyen de... Bir orta saha oyuncusundan insanlar bunu isterler. Benim işim bu...
Tabii ki bu bölgenin bir oyuncusu olarak gol atmaya ve asist yapmaya çalışıyorum. Ama önemli olan, takımın dengesini korumam, takıma iyi oyun oynatabilmem, iyi defans yaptırabilmem... Benim önceliğim hep bu olmuştur. İnsanlara bunu anlatamıyorsun. İnsanlar her şeyden etkilenebiliyorlar. O maçta bile yuhladılar ki 3 tane duran toptan gol yemişsen ne yapabilirim?

" FENERBAHÇE MAÇINDA AYRILACAKTIM"

İki sene şampiyon olmuş, 5 kupa kaldırmıştım. Mancini döneminde, Fenerbahçe maçını 1-0 kazanmamıza rağmen tribünlerden tepki almıştım. Başka insanların, Galatasaray’ın başarısız olması için işe Selçuk’la başlaması normaldi. Evet, ben kötü olursam Galatasaray düşüşe geçecekti. İnsanları etkilediler ve bunu başardılar. Yuhlanmak, hele ki Fenerbahçe maçında ve 1-0 önde iken yuhalanmak beni çok üzdü. Hayatımda hiç kimseye nankörlük etmedim. Nankör insanlarla da hiç işim olmadı. Hep vefalı oldum. Gittiğim takımlarda da maddiyattan çok; vefaya, hatıra, gönüle önem verdim. Galatasaray’a gelirken de böyleydi. Böyle bir olay yaşandıktan sonra açıkçası ilk defa Galatasaray’dan ayrılmak istedim.

İlk bu olay yaşandığı zaman, ‘İnsanlar herhalde artık beni sevmiyor’ dedim. Çok fazla duygusalım. İnsanların beni sevmediğini, istemediğini düşündüm. Çok kötü bir durumdaydım. Mancini’ye beni çıkarması için rica ettim. Ama sonrasında, ‘Kavga etti’ dediler. Hayır etmedik. ‘Sen takımın kaptanısın’ dedi. İnsanlar bana bunu yapamaz dedim. 1-0 öndeyiz üstelik. Formamı da yere atmadım. Çıkarıp Tugay hocaya verdim. Bunu düşünecek insanım ben. Tugay hocaya, 'Adamlar istemiyor, ne yapayım?' dedim. Ondan sonra Başkan Ünal Aysal beni yanına davet etti. 2 gün sonraydı. Çok büyük paraları kenara bırakıp geldiğimi söyledim. Ama bu kadar başarılı olduktan sonra insanların benden nefret ettiğini düşünmeye başladığımı anlattım. Ne oldu bilmiyorum ama o kadar etkilemeyi başarmışlardı ki. Başkan’a ayrılmayı düşündüğümü dile getirdim. Başkan ise, 'Gerçek Galatasaraylılar her zaman senin arkanda' dedi. Aslında o maçtan sonra, gerçek Galatasaraylı olduklarına inandığım bir çok insan aradı. Başkanımız, 'Sen bu takımın kaptanlarındansın. Biz seni çok seviyoruz. Yaptıkların ve nasıl geldiğin ortada. Nasıl bir adam olduğun da ortada.. Ben sana sadece nasıl güvendiğimi ve inandığımı göstermek istiyorum. Gerçek Galatasaraylıların ricası bu ve 5 yıllık sözleşme yapalım' dedi. Bir dakika bile ayrılmamı düşünmediklerini söyledi. O kadar güven verip etkiledi ki beni, hiç para bile konuşmadım. 'Böyle düşündüğünüz için teşekkür ederim başkanım' dedim. 'Bana umut verdiniz' dedim. ‘Bir hafta süre veriyorum ve düşün taşın, kararını ver’ dedi. İlk sinir anındaki düşünce, daha sonra kayboluyor tabii. Bizi o kadar çok seven insan var ki. Ben de Galatasaraylıyım. Hiç düşünmeden imza attım.

"FUTBOL BAZEN ACIMASIZ"

Trabzonspor maçından sonra Şampiyonlar Ligi’nde Anderlecht ile oynadık. Belki de Şampiyonlar Ligi’nde bu sezonki en iyi maçımızdı. Hatta ligdeki maçlara baktığımızda bile en iyilerden biriydi. Hakemler kötü yönetim gösterdi. Yeri gelmişken bu konuyu biraz açmak istiyorum. Taa Fatih hoca döneminden başlayan bir sorun. 1-0 mağlup iken çok önemli pozisyonlar bulduk. Net gol atabileceğimiz pozisyonlar vardı. Hakem çok artniyetli olduğu için olumsuz etkilendik. Son dakikalarda benim tarzıma uymayan bir şekilde kırmızı kart gördüm. Ben yapmam öyle şeyler aslında. Bir laf vardır, herkesin kullandığı laf. Özellikle de yabancıların. Verilmeyen bir faul sonrası kendimi tutamayıp söyledim ve kırmızı kart gördüm. Yanlış bir şeydi tabii. Yerden yere vuruldum. 3 dakika vardı maçın bitimine. Bir şey bulmak isterseniz bulursunuz. O maçtan sonra yönetim bir karar alarak Prandelli ile yolları ayırdı. Hamza hocanın gelişi bir dönüm noktası oldu. Prandelli’ye bir parantez açmak lazım. Gerçekten çok iyi bir insandı. Ben odasına çıkarken çok duygulandım. Yüz yüze konuştuğunuzda bütün sırlarını dökebileceğiniz bir adam. O kadar iyi bir insan. Futbola bakışı biraz yalnız başınaydı. Başarılı olmasını çok istedim. Her konuda hep yanında oldum. Futbol bazen böyle acımasız. Bizim de yarın ne olacağımız belli değil.

KAPTANLIK KONUSU

Mancini’den önce, Sabri ve Hakan Balta’dan sonra üçüncü kaptandım. Mancini, Sabri’den sonra benim çıkmamı istedi. Bunu Hakan’a söyledi, o da anlayışla karşıladı. Sabri de çok fazla oynamadığı için genelde ben kaptan olarak çıkıyordum. Sezon başında Sabri’nin, yaşamış olduğu talihsiz bir olay vardı. Ne olduğunu kimsenin bilmediği. Prandelli geldiğinde ‘Benim kaptanım sensin’ dedi. Ben de takım arkadaşlarıma sordum her zamanki gibi. Böyle bir yola girdik. Tabii kaptanlık yapmanın zor tarafları da var.

"DEVRE ARASI KAMPI YANLIŞTI"

Devre arası kamp, bana sorarsanız yanlıştı. Doğruyu söylemek gerekirse hoca da bununla ilgili bir özeleştiri yapmıştır. Çok önemli iki oyuncumuz Burak ve Semih’i sakat verdik. Belki 5-6 ay boyunca çok çok zorlandılar. İyileştiler ama sonra yeniden sakatlandılar. Çok özverili davrandılar ama çok uzun bir zaman onlardan yalnız kaldık ve yararlanamadık. Bu da bizim için bir dezavantajdı. Programdan dolayı iyi de hazırlanamadık. Ama en az kayıpla geçtik bu dönemi.

"BAKİ KALAN TARAFTAR"

Galatasaray’da çok önemli kupalar kazandım. Mesela Fenerbahçe Stadı’nda tarihte ilk defa kupa kaldırdık. 4 senede 3 şampiyonluk kupası çok az kişiye nasip olur. Şükürler olsun. Ama bu sene kaptan olarak 4. yıldızı takmak belki de benim hayatım boyunca çocuğuma, torunlarıma anlatacağım çok güzel ve gurur verici bir olay. Taraftarlarımıza bunu yaşatmamız çok önemliydi. Biz tabii ki bu işi kendimiz için yapıyoruz. Ancak olayın özü onlar, yani taraftar. 4-5 sene sonra bende bir taraftarım. Önceden de taraftardım. Oyuncular, hocalar herkes gelip geçiyor. Aslolan, baki kalan taraftarlar...

"DUYGUN YARSUVAT 'FUTBOLU BİLMİYORUM' DEDİ"

Başkan Duygun Yarsuvat bize futbolu çok iyi bilmediğini söylerdi. Ama yalnız da bırakmadı. Sürekli yemeklere götürdü. Yanımıza geldi, destek verdi. Her zaman, “Siz Galatasaray’ın oyuncularısınız. Sahada size Galatasaraylı gibi durmak yakışır. Oynarken ne olursa olsun her zaman mutlu olun, hep gülün” diye söylemleri oldu.

"ALBAYRAK'I AYRI BİR YERE KOYALIM"

Yönetim seçim kararı alınca biz aslında iyi bir duruş sergiledik. Bunlardan etkilenmemek için sürekli birbirimizle konuştuk. Onlar da o kadar iyi organize ettiler ki, giderken bile sürekli olarak yanımızdaydılar. Bizim etkilenmemiz için ne gerekiyorsa yaptı Ünal Aysal ve ekibi. Ondan sonra ise Duygun Yarsuvat ve ekibi. Abdurrahim Albayrak ve Ali Dürüst. Burada belirtmeden geçemeyeceğim, son seçimlerde bile hepsi o kadar iyi yönettiler ki süreci. Abdurrahim ağabeyi yönetici olarak başka bir kenara koyalım. Zaten görevinin bütün gereklerini yapıyor sağ olsun. Bir ağabey ve insan olarak bize çok büyük katkısı oldu. Bütün sorunlarımızla ilgilendi. Kendi işini gücünü, ailesini unuttu. Her gün yanımızdaydı ve sorunlarımızla ilgilendi. Onun gözlerine bakmanız motive olmanız için yeterliydi. Ali Dürüst’ü de ayrı tutamam. Bize çok katkıları oldu. Sağ olsunlar, var olsunlar. Şampiyonluk pastası varsa herkese eşit bölerim ben. Herkesin emeği geçti bu sene."