Seni Gençler'e yâr etmezler!

Yayıncı olmanın rakiplerine sağladığı süper avantajlarla tahkim edilmiş 'İnhisar kanalı', külhanbeyi üslubuyla futbol incileri saçmaya devam ediyor. Yıllardır gelenekselleşmiş bu lisan ve davranış bozukluklarından kurtuluş yok.
Haber: CENGİZ ALPMAN / Arşivi

Yayıncı olmanın rakiplerine sağladığı süper avantajlarla tahkim edilmiş 'İnhisar kanalı', külhanbeyi üslubuyla futbol incileri saçmaya devam ediyor. Yıllardır gelenekselleşmiş bu lisan ve davranış bozukluklarından kurtuluş yok. Çimlerin kanal sahibi elemanına göre bu sezonun en iyi top oynayan takımı Gençlerbirliği'nin şampiyon olmasına imkan yokmuş. Niye? Çünkü "Gençlerbirliği'ne sarı, kırmızı iki tokat çekerler, otur ulan yerine derler"miş... Tophane bitirimi üslubuyla, yıllardır kulağımızı pervasızca kirletiyor ahkâmcı. Dahası bu kahve aksanının kendisine reyting sağlayan bir üslup olduğuna da inanıyor. Bu 'ulan, anadın mı' ve daha nice varoş kokulu ahkam giderek tahammül edilmez hale geliyor. "Seyretmezsin olur biter" demesi kolay da yapması pek değil. Adı üstünde 'inhisar kanalı' işte. Yayıncı kuruluş olmanın doğurduğu rüçhan hakkı sonucunda görüntüler tekelde.
Diğer kanallara az buçuk resim dağıtıp gerisini kendileri yayınlıyor. Yayınladıkları da bizim 'haber' dediğimiz şeyler. Her maça gidemeyeceğimize göre, olup bitenleri anlamak için 'Akıt Uğur akıt... Şimdi dur Uğur dur... Devam et Uğur devam et...' yavelerine katlanmak zorundayız. İşte bu bakımdan 'Benim üslubum bu arkadaş. Beğenmezsen başka kanala zıplarsın' demenin alemi yok. Mesleğimiz spor gazeteciliği olduğu sürece, inhisarlar idaresini de seyredeceğiz, çevreye saçtıkları kirlilikten şikayetçi olma hakkımızı da kullanmayı sürdüreceğiz.
Gençlerbirliği'nin yakaladığı enerjik ritmi nereye kadar sürdüreceği konusu devlet ekranında da tartışıldı. Ersun Yanal genç olmasına genç ama hiç de deneyimsiz değil. Tripleks ateş altına alındığında bile 'üç silahşörler' ona bir türlü 'Fenerbahçe'yi düşünürüm' ya da 'Hakemler önümüzü kesiyor' dedirtemedi.
Geçen haftanın kolböreği imalatçısı Cavcav, terbiyesizliğinin üstünü örtmek için maça rakip başkan Doğan'la ellerinde çiçek buketleriyle çıktı. Ama yine de Celal beyin 'stad terörü yüzünden başkanlığı bırakıyorum' açıklamasını engelleyemedi. 80. yaşgününü coşkuyla kutlamak isteyen Gençler, daha 44. dakikada Ömer'in kırmızı kart görmesiyle eksildi. Koca bir ikinci yarıyı 10 kişiyle oynamak zorunda kalan Yanal'ın cengaverleri zorlu Gaziantep'ten üç puanı söke söke almayı başardı.
Ersun hoca ekranda taraftar desteğinin yetersizliğinden yakınırken haklıydı. Gençlerbirliği'nin ortaya koyduğu çağdaş futbol böylesine ilgisizliğe hiç mi hiç layık değil. Başkentliler'i biraz Nihat'ın Real Sociedad'ına benzetiyorum. Haftalarca lider gitmelerine rağmen bir türlü şampiyon olacaklarına akılları kesmedi. Yanal'da da benzer tereddütler var gibi. Taraftarsızlığın yanı sıra deneyimsizliğin de çizgiyi önde bitirmeyi engelleyen önemli faktörler arasında olduğunu dile getirdi.
Aslında bu bir özgüven meselesi. Gazete sayfalarında sütunların biraz daha fazla açılması kadar özgüven sağlayıcı bir başka motivasyon da asla bulamazsınız. Ersun Yanal her ne kadar 'şampiyon oluruz' ya da 'şampiyon olamayız' kelamını kullanmadıysa da 'hedefimiz Şampiyonlar Ligi'ne katılmak' diyerek noktayı koydu. Bu amaca iki ekip ulaşacak. Bunun sonucunda zirve mücadelesindeki tempoya ilerleyen haftalarda yürek dayanmayacak.
Gençler Avrupa takımı olur mu?
Başarılı takımının sezon sonunda içinin boşaltılabileceği görüşüne de karşı çıktı Yanal. Fenerbahçe'de çalışmayı her profesyonelin düşündüğünü de ifade etti etmesine ammavelakin şu anda hedefi olan bir takımda görev yaptığını ve bu yüzden 'her durumda' Gençlerbirliği'nde kalacağını vurguladı. Bu durumda Sarı-Lacivertliler'in kendilerine yeni bir teknik direktör aramaları gerekecek. Zaplarken bir yerde 'Daum örneği' kulağıma çalındı.
Bakarsın Oğuz Çetin'i de yeniden Christoph'un yardımcısı yaparlar. Oluyor böyle şeyler yani... Yanal, altyapı, organizasyon yönünden çağdaş düzeye erişen Gençler'in 'artık Avrupa takımı olmasını istiyor'. İyi güzel de Avrupa takımı demek Euro kupalarda takır takır oynayıp rakipleri öğüten ekip demek. Salt organizasyon mükemmelliği, tribün huzuruyla rakibi baskı altına almayan sakin atmosfer ise Avrupa bileti almaya yeterli değil. Bunun için 'son büyük' Trabzon örneğini günümüze uygulamak gerek. Onlar da nice engellemelerle karşılaşmalarına rağmen hepsini alt edip mutlu sona defalarca ulaşmayı becerdi. Yani önce medya denen kudretin bu işe aklı basacak. Medyan yoksa sen sıfırsın arkadaş, anadın mı...



Fener cumhuriyeti cadı kazanı gibi...
Oğuz Çetin, geçen hafta yaptığı yanlışlığı ya bile bile sürdürüyor, ya da biz herşeyi tersinden anlıyoruz. Sekiz maçta 12 puan kaybı büyük başarısızlıktır' diyen bir hocadan değil de başka kimden sorulur bunun hesabı! çetin daha sonra takımda büyük revizyona gidileceğini söylüyor. İstersen Fransa ihtilali yap! Ali Şen'in isim babası olduğu 'Fenerbahçe Cumhuriyeti'nin temellerinde ciddi çatlaklar oluştu. Oyuncular maç sırasında bile birbiriyle kavga ediyor. Çetin, bir yandan mukavelesinin yeniden 1.5 seneliğine uzatılmasını isterken, bir yandan da feci kan kaybını bizzat dile getiriyor. İnhisar kanalında biri Fenerbahçe'nin en erken iki yıl sonra düzelebileceğini söylerken, diğeri hayal aleminden çıkıp gerçekçi olmalarını öğütlüyor. Son hüküm ise en ilginci: 'Yıllardır Fenerbahçe'ye en büyük kötülüğü Fenerbahçe medyası yapıyor'muş! Hadi bakalım! Sanki o medyanın en kudretlisi kendileri değil de Liechtenstein kanalı...


Ofsayt mısın Karan aman aman...
Haftanın revaç gören bir tartışması da İstanbulspor maçında Ümit Karan'ın attığı ilk golde ofsayt olup olmadığıydı. Pazar günkü gazetelerin hemen hepsinde Karan'ın ofsayt olduğu ileri sürülüyordu. Konu üzerinde görüş birliğine varılamadı. İnhisarcı 'Ümit'in ayakkabısına' dikkat çektikten sonra 'ofsayt değil' kararına vardı. Gazeteler 'ofsayt değil' dese, bu kez tersini iddia edecekmiş gibi bir his uyandırmadı da değil doğrusu. Devlet ekranı da pozisyonun mutlak ofsayt olduğunda oy birliğine vardı. Fatih Terim ise başarılı her erkeğin ardında bir kadının olduğunu inanmadığını söyledikten sonra, 'Bence kadınlar hep önde gitmeli' diyerek centilmenliğini gösterdi.