Şiddette ada örneği ve sorular

Türkiye'de bugünlerde maalesef sık sık telaffuz edilen 'futbol ve şiddet' kelimeleri yanyana anıldığında, akla ilk gelen ülkelerden biri, kuşkusuz İngiltere.
Haber: ZAFER ARAPKİRLİ / Arşivi

LONDRA - Türkiye'de bugünlerde maalesef sık sık telaffuz edilen 'futbol ve şiddet' kelimeleri yanyana anıldığında, akla ilk gelen ülkelerden biri, kuşkusuz İngiltere. Şiddetin önüne geçebilmek ve hem statlarımızda hem de statların dışında bu beladan kurtulabilmek amacıyla alınan önlemler konusunda da, İngiltere'nin deneyiminden yararlanmak çok önemli.
'Futbolun beşiği' olarak anılan bu ülkenin, aynı zamanda futbol terörünün de anavatanı ve en büyük 'ihracatçısı' olduğu da gözönüne alındığında, hem sportif hem asayiş hem de sosyolojik açıdan bu toplumun ne aşamalardan geçtiğini ve konunun üzerine nasıl gidildiğini anımsamakta yarar var.
1946 yılında 33 kişinin izdihamda öldüğü, 400 kişinin de yaralandığı Bolton Wanderers-Stoke City maçının sonrasında, 1971 yılında yine taşkınlık ve izdihamda 66 kişinin öldüğü 140 kişinin de yaralandığı Celtic-Glasgow Rangers trajedisini unutamayan Britanya'da, holigan taşkınlığı sonucu 39 kişinin canına malolan 29 Mayıs 1985 'Heysel Faciası'nın acısı ve 15 Nisan 1989'da yine izdihamın neden olduğu ve 96 kişinin can verdiği Hillsborough-Sheffield olayı, futbol alanlarına bir çeki düzen verilmesi gereğini gündeme getirdi.
İngiliz yetkililer, 1989'da yürürlüğe giren bir yasa (Football Spectators Act) ile öncelikle statlara giriş çıkışı ve bu mekanlarda maç seyretmenin adabına ilişkin düzenlemelere yoğunlaştılar. Daha sonra 2000 (Football Disorder Act) ve 2001 yıllarında eklemeler ve değişiklikler yapılan bu yasada, taşkınlığın önlenmesinin en iyi yolu, kulüplerin 'kayıtlı taraftar kimliği' ile stada giriş çıkış yapılması uygulamasına geçmesi olarak saptandı. Bu da bizde 'kombine bilet' diye anılan uygulamayı teşvik etti. Böylece, suç işleyenin bileti iptal edilerek stattan men edilmesi daha kolaylaştı. 1989 Hillsborough faciasının ardından, izdihamı önlemek için 'ayakta seyir' uygulamasına da son veren yasal düzenlemeler, polise ve stat görevlilerine de daha geniş yetkiler tanıdı.
'Steward' ve polisin sınırı
Futbol statlarının içinde ve dışında şiddet olaylarına karışanların saptanmasını ve bu kişilere çok uzun süreli çeşitli yasaklar getirilmesi, daha sonraki yıllarda da yurtdışındaki turnuvalara holiganların gitmesini engellemek için pasaportlarına el konulması gibi uygulamalar, hiç kuşkusuz İngiliz yasalarının en güvendiği unsurlardan oldu.
Ancak İngiltere ile Türkiye arasındaki en önemli farklılığın, stat içindeki güvenlik ve düzenin bu ülkede polis tarafından değil kulübün 'steward' adı verilen (gözaltına alıp polise teslim etme yetkileri ile donatılmış) kendi görevliler ordusu ile sağlanıyor olması. Hatta, stat dışında bile polisin aldığı güvenlik önlemlerinin bir bedeli var. Bu bedel de kulüp tarafından karşılanıyor. O yüzden, karşılaşma öncesinda, sırasında ve sonrasında polis neredeyse minimum sayıda orada bulunuyor. Sadece olay çıkması durumunda, polis teşkilatı, gerek gördüğü sayıda polis ekibini bölgeye sevkediyor.
Çünkü hesap vermek zorundalar
Örneğin, son yılların en gergin maçlarından Leeds United-Galatasaray maçında görev yapan polis sayısı sadece 300'dü. Çünkü, polisin maaşını veren yerel yönetimler, halkın vergilerini ne zaman nereye harcayacağı konusunda hesap vermek durumundalar. Türkiye'de ve İngiltere'de polisin yetkileri birbirinden farklılıklar göstermesine rağmen, İngiltere'de polisin 'Futbol Yasası' kapsamında çok daha geniş yetkilerle donatılmış olduğu bir gerçek. Ancak Türkiye'de 'hatırlı ve ensesi kalın' yöneticinin adeta 'polisin elinden adam alma' gibi bir yetkisi olduğunu unutmamalı.
İngiltere'de ise böyle birşeyi kimse hayal bile edemiyor.
Kimlik taşıma zorunluluğu bulunmayan İngiltere'de tanınmış holiganları yakalamak, polis kameraları ve fotoğraf karşılaştırması ve de ardından görece uzun sürebilecek bir kimlik tesbiti ile yapılabiliyor. Türkiye'de ise kimlik taşıma zorunluluğunun bulunması, bu konuda çok daha rahat bir uygulamaya olanak sağlayabilir.
'Besleme taraftar' sorunu
Türkiye ve İngiltere arasındaki en önemli fark ise kulüpler ile taraftar gruplarının 'perde arkasında' organik ilişkileri. Önemli bir kısmı, şirket statüsündeki kulüplerin 'avanta bilet' uygulaması ile 'besleme taraftar' ya da 'bindirilmiş kıta' istihdam etmesi İngiltere'de mümkün değil. En önemli nokta ise polis içinde futbol suçları ile ilgili uzmanlaşmış özel birimler ve bir database (veri tabanı) oluşturulması ve bunun titizlikle güncellenmesi. Polise ve savcılara verilecek özel yetkiler ve bu yetkilerin 'müdahalesiz' uygulanması da işin en can alıcı unsuru. Kısacası, İngiltere'de her türlü yasal önleme ve sıkı uygulamaya rağmen, şimdilik sadece stat içlerinde istenen sonuç alınabilmiş durumda. Sokaklardaki futbol terörünü hala engelleyemeyen bu ülkeden, yine de alınacak çok dersler var.