Şiddetten nefes alamıyoruz

Ömr-ü hayatımızda ilk kez cuma gecesi oynanan bir derbiye tanık olduk.
Haber: Barış Tut / Arşivi

Ömr-ü hayatımızda ilk kez cuma gecesi oynanan bir derbiye tanık olduk. Çapsız ligimizde doludizgin ilerleyen yenilgisiz lider Beşiktaş ile parlak oyunlar sunamamakla birlikte son haftalarda gittikçe toparlanan Galatasaray'ın İnönü'deki buluşmasına, futbol düzeyi ve sonuçtan çok, meşalelerin maçı katletmesi damgasını vurdu. Hakemin saptadığı ve izleyicilere yansıttığı kadarıyla toplam 15 dakika duraklamıştı oyun. 55'te Kapalı'da yakılmaya başlanan meşalelerin dumanları tüm sahayı kapladı ve skorbord 65'i gösterdiğinde dağılmamıştı. Oyuncular seçilir gibi olduğunda bu kez eski açık tribünün köşesindeki Beşiktaşlı taraftarlar
onlarca meşaleyi tutuşturdular. Hakem üçlüsü santra yakınlarında bir araya geldi, ama alanı terk etmedi, anonslar yapıldı. Sönmekte olan meşaleler Galatasaraylı taraftarların üzerine atıldı, onlar da buna kendi meşalelerini fırlatarak yanıt verdiler. Skor 0-0'dı ve sergilenen futbolun kalitesizliği ve uyandırdığı kasvet hooliganları bu gösterilerine itmiş olabilirdi. Yaşam karşısında sarılınan futbolun sıkıcı olmasına hiç katlanılamıyordu işte.
Maçtan iki saat önce, Kadıköy'deki Beşiktaş vapur iskelesinin girişinde bir adam alçak sesle açık tribün bileti satmaya çalışıyordu. Vapuru bekleyen Beşiktaşlı çoğunluğun arasındaki Galatasaray formalı birkaç genç dikkat çekiciydi. Kaç zamandır bir derbinin iki rengini bir arada göremediğimizi hatırladım. Kavgasız gürültüsüz Beşiktaş'a ulaşıldı.
'Felipe' formalı nostalji
Beşiktaş'tan stada kadarki yürüyüş sırasında onlarca Beşiktaşlı'nın önünde ilerlemekte olan 'Felipe' formalı bir Galatasaraylı, bir süre sonra küfürlerle karşılaşınca elinde taşıdığı montunu giymek zorunda kaldı. Caddenin diğer tarafında da aynı anda buna benzer bir olay yaşanmış ve aynı şekilde sonlanmıştı. Şiddetseverlerimiz arasındaki küçük hoşgörü deneyleriydi bunlar, üstelik rakip taraftara saldırmadan durabilmek geçmiş dönemlere göre enikonu bir aşama sayılabilirdi: On iki yıl önce Galatasaraylı bir grup serseri, maçla ilgisi bulunmayan, tek 'suçu' boynuna bir Juventus atkısı takmak olan genç bir mühendisin güpegündüz canına kıymıştı.
İnönü Stadı'nın kapalı tribüne taşınmış basın tribününe girdiğinizde sizi bir tuhaflığın beklediğini hemen fark ediyorsunuz. Kapalının en üstünde 'önemli kişiler'in locaları bulunuyor, ortaya basın görevlilerinin bölümü yerleştirilmiş, en altta da Beşiktaşlı taraftarlar hiç oturmamacasına bağırıp çağırıyor. Benim yerim taraftarlarla basın tribününün ayrıldığı yerin sınırındaydı. Maçın kritik anlarında hemen önünüzdeki adamların dönüp hoşlarına gitmeyen hakem kararlarından sizin sorumlu olduğunuzu bildirmesi taraftar-basın kaynaşmasının postmodern bir biçimi olarak algılanabilir.
Oyuncular ısınmak için çıktıklarında tıklım tıklım tribünlerde büyük bir hareket gözlenmedi. Takımlar sahaya hakemlerle birlikte seremoni düzeninde geldiklerinde rakibe özel bir baskı oluşturulamayıp evsahibi takım da yeterince coşkuyla alkışlanamayınca Beşiktaşlı taraftarlar 'ilgilerini' Fatih Terim'e yönelttiler. Akla zarar verebilecek çeşitlilikte küfrün ardından, kulübeye doğru ilerleyen Galatasaray teknik direktörüne maytaplar yağdırıldı. Eylem öyle bir noktaya vardırıldı ki maytaplardan biri Lucescu'nun kulağının dibinde patladı. Rumen hoca tepkisini başını iki yana sallayarak gösterdi. Beşiktaşlılar teknik direktörlerinin gönlünü almak için tezahürata başladığında, menajer Sinan Engin Galatasaray yedek kulübesinin önünde taraftarlarının maytap atmasını önlemeye çabalıyordu.
Karşılaşmanın teknik analizini herkes yaptığından 90, daha doğrusu 105 dakikayı 'futbol şansı cuma gecesi gol istemiyordu' şeklinde
özetleyip geçmekle yetiniyorum.
Kafayı Ayhan'a taktılar
Özetle golsüz, tatsız, Türkiye'deki mücadeleci futbolun tipik bir örneği sayılabilecek bir karşılaşmaydı. Beşiktaşlılar'ın kulübedeki Terim'e ve sahadaki Ayhan'a kafayı takmaları, desteklerinin görkemiyle nam salmış bir taraftar grubuna hiç yakışmadı. Galatasaraylı oyuncuların berabere biten bir maçtan duydukları sevinci gizlememeleri de doğrusu şaşırtıcıydı. Beşiktaş'a yenilmemek, etkili bir özgüven aşısı olabilir Sarı-Kırmızılılara. Maçın sonucu yalnızca Fenerbahçeliler'i hoşnut kılmakla kalmadı, ligin heyecanının korunmasını arzulayanların da yüzünü güldürdü. Ligde her sezonun tüm takımları içine alan bir öyküsü vardır. Oynanan futbolun kalitesi yüzleri ekşitirken, doruklarda tek başına kalmış adamın öyküsü hiç de iç açıcı ve sevimli gelmeyecekti kitlelere.
Derbilerin istatistik kayıtlarına bir golsüz beraberlik daha eklenirken, seyircinin oyuna olumsuz müdahalesinin üç boyutlara ulaşmasının örneğiydi 2003'ün son Beşiktaş-Galatasaray karşılaşması.
Futbolun çehresi her geçen gün biraz daha solarken statlar nicedir bir yabancılaşma yeridir yalnızca.