'Sıfır-sıfır'ın aşağılanan onuru

Süper Lig'in 13. haftasının ardından dikkat çektiğim bir eğilim, ilk yarının sonunda, pekişmiş görünüyor: Sıfır-sıfırın yeniden doğuşu! Ligin ilk yarısında toplam 19 maç golsüz sonuçlandı.
Haber: TANIL BORA / Arşivi

Süper Lig'in 13. haftasının ardından dikkat çektiğim bir eğilim, ilk yarının sonunda, pekişmiş görünüyor: Sıfır-sıfırın yeniden doğuşu! Ligin ilk yarısında toplam 19 maç golsüz sonuçlandı. Antalyaspor'un 5, Sakaryaspor'un 4, Bursa, Denizli, Ankaraspor'un 3 maçı 0-0 bitti. 0-0 yüzü görmeyen tek takım: Galatasaray. Her lig haftasına sağlam bir 0-0 düşüyor (tam olarak 1.05). Tüm maçların yüzde 12.4'ü demektir.
A ve B sınıfı Avrupa liglerinin üzerinde bir 0-0 oranı bu. En saygın beş ligde tüm maçlar içinde golsüz bitenlerin oranı şöyle: İngiltere yüzde 8.4; İspanya yüzde 6.2; İtalya yüzde 9.4; Almanya yüzde 7.6; Fransa yüzde 11.5. B sınıfı liglerde, tüm maçlar içinde 0-0 oranının yüzde 9.5 olduğu Avusturya ve yüzde 9.3 olduğu Yunanistan hariç, 0-0'ın marjinalleşmeye gittiğini görüyoruz: Hollanda yüzde 3.8; Portekiz yüzde 4.3; İsviçre yüzde 4.4; İskoçya yüzde 7; Belçika yüzde 7.6. C sınıfı diyebileceğimiz liglerin ise çoğunda, tüm maçlar içinde 0-0'ların oranı yükseliyor: Sırbistan yüzde 14.5; Rusya yüzde 12.9; Ukrayna yüzde 12.5; Çek Cumhuriyeti yüzde 11.7; Polonya yüzde 11.6; Romanya yüzde 10.5; İsveç yüzde 9.8.
Bol sıfırlı şampiyonluklar
0-0'lardaki artışın, Türkiye 1. Ligi'nin kendi tarihsel seyri içinde bir kırılma olduğunu vurgulamalıyız. Zira üç puanlı sisteme geçilen 1987/88 sezonundan beri, hafta başına düşen 0-0'lık maç sayısı, 0.73'ü geçmemişti (1997/98). Son 18 sezonun sadece dördünde, 0-0'lar hafta başına 0.7'ye ulaşmıştı zaten. Her hafta en az bir 0-0'a rastlanması, iki puanlı sisteme özgü 'skor gerçeği' idi. Galibiyete iki, beraberliğe bir puan verilen 28 sezon boyunca, hafta başına 'gerçekleşen' 0-0 sayısı 1,05'in altına düşmedi; 10 kez de 1.5'e yükseldi. Trabzonspor'un şampiyonlukları, bol 0-0'lı şampiyonluklardır. Bordo-Mavililer 1983/84'te sekiz, 1979/80'de 10, 1978/79'da 11 kez 0-0 berabere kalmıştı! 11 adet 0-0, bu dalda rekordur ve rekorun bir şampiyona ait olması kayda değerdir.
0-0'ın 'ontolojisine' geçelim. 0-0, futbolun eğlence endüstrisi nazarındaki zayıf karnını simgeler. Endüstriyel futbolun giderek daha çok gözettiği 'müşteri memnuniyeti'nin karşısındaki en büyük tehdidin alametidir. "Bir gol bile göremedik" diye homurdanarak stattan ayrılan veya televizyon başından kalkan seyirci-müşteri, endüstri patronlarının kâbusudur; kendilerini bozuk gıda satarken yakalanmış tüccar gibi hissetmelerine yol açar. Müşteri-seyircinin en açgözlüsü olan ABD'li spor tüketicisini futboldan caydıran başlıca etken, skorun yapısal olarak düşüklüğüdür; beyzbolun, basketbolun, Amerikan futbolunun iki-üç haneli rakamlarına alışkın o seyirci, 0-0'ı basbayağı bir skandal, küstahça bir provokasyon olarak görecektir elbet.
Beraberliğe hürmet
Beri yandan, futbolun bamtelidir 0-0. Başka hiçbir sporda, iki rakibin de skorunun 'sıfır'da kaldığı bir sonuç, 'sonuç' olma haysiyetine sahip değildir. (Başka bazı toplu-kaleli sporlarda da teorik olarak
0-0 mümkündür ama sadece teorik olarak.) Genel olarak beraberliğe hürmetkâr olan futbol, 0-0'ın da hukukunu tanır. Burada bilhassa korunan, gol yememenin hukukudur. Gol yememek, sıfıra karşı oynamak, başlı başına bir değerdir.
Almanların bir futbol nüktesi var: 'Sıfır-sıfır bitti. Tam tersi bir sonuç da olabilirdi.' 0-0'ın tam tersi ne olabilir ki! Ama bu nükte boş değildir; her beraberlik gibi 0-0'ı da bir tarafın 'kazandığı', diğer tarafın 'kaybettiği' bir netice olarak okuyabilirsiniz. 0-0'lık bir maç, 'hiçlik' değildir. Pekâlâ nefis bir taktik mücadele, bir direniş seyirliği olabilir.
Temkin partileri
İbrahim Altınsay, 13. hafta yazımdan sonra, 0-0'ın karanlık yüzünü hatırlatan bir yazı yazmıştı. Nasıl inkâr edebilirim, 0-0'lık maçların önemli bir kısmı çekilmezdir sahiden. 'Önce yenilmeme' derdindeki teknik direktörlerce kilit üstüne kilit vurulmuş oyunlar, kabız 'temkin partileri', usandırıcıdırlar. 1994 Dünya Kupası finalinin -inadına ABD'de oynanan!- 0-0'ına hangi futbolsever hakkını helal etmiştir? Şüphesiz, 0-0 birinci tercihimiz olamaz.
Fakat 0-0'ı caydırmaya dönük daha fazla zorlamalara kalkışmak, futbolun doğasını bozacaktır. Gerçi 'otantik' haliyle futbol gol oburuydu, golün azalması endüstrileşmenin ilk evresiyle ortaya çıkmıştı; fakat bu durum artık kendi 'doğallığını' oluşturdu ve bugün, 0-0 ihtimalinin hayatta kalması, endüstriyel futbol karşısındaki son kalelerden biri gibi geliyor bana. Çünkü futbolu 'karşılıksız' sevmenin, skordan bağımsız olarak oyunu seyretmeyi sevmenin bir imtihanıdır, 0-0'lık bir maçı izleyebilmek, ondan kâm alabilmek...