Spor basını Moldova maçını nasıl yorumladı?

Maça hızlı ve atak başladık, erken bir golle rahatlama peşindeydik. Ancak alışılmış duran toplardan kolay gol yeme hastalığımız bu gece de nüksetti...

Ömer Üründül (Sabah):
Maça hızlı ve atak başladık, erken bir golle rahatlama peşindeydik. Ancak alışılmış duran toplardan kolay gol yeme hastalığımız bu gece de nüksetti... Puan kaybına tahammülümüz olmayan bir dönemde yine 2 puan bırakmak tabii ki bizi iyice zora soktu. Artık Yunanistan maçında üç puan almaktan başka çaremiz yok.

Erman Toroğlu (Hürriyet):
Moldova takımının daha önceki maçlarını bizim teknik ekipten kim izledi bilemem. Onların en büyük özelliklerinden biri uzun taç atışı. Golü de taçtan yedik. Böyle bir taç atışında öncelikle kalecinin çıkıp o topu alması, defansına bırakmaması lazım. Eğer alamayacaksa, o kalecinin ceza alanı içindeki elleri kolları bana niye lazım ki?... Biz teknik, taktik ve bireysel olarak bu Moldova takımını çözemedik. Ama onlar bizi iyi ezberlemişler. Eğer maçtan önce teknik direktörleri Igor Dobrovolsky ile konuşmamı kameraya çekip yüz ifadesini size izletebilseydim, adamın neticeyi maçtan evvel gördüğünü sizler de görürdünüz.

Mehmet Demirkol (Milliyet):
Şunu artık kabul edelim: Avrupa'da bizden daha kolay gol yiyen milli takım yok. Her maç aynı golü daha da acayip şekilde yemeyi başarıyoruz... Tamam... Korner tamam, olabilir. Serbest vuruşa da itirazımız yok. Başımızın üstüne. Ama taç... Taçtan gol yedik dün. Gittikçe geliştiriyoruz acayip gol yeme becerimizi. Serbest vuruş, korner ve nihayet taç. Tamam futbol bu, taçtan da yenir. Ama yiyeceksen İngiltere'nin, Fransa'nın taçından yersin. Hatırlatayım "Moldova'dan gol yedik, taçtan". Böyle bir acayiplik olur mu?... Ve asıl soruyu soralım: Bu takım, Terim'in devraldığı takımdan herhangi bir açıdan daha iyi mi? Herhangi küçük bir detayda Şenol Güneş ya da Ersun Yanal'ın takımından bir adım öne geçebildi mi? İlla Dougal, illa Nikopolidis, illa Mhyre mi lazım?

Rıdvan Dilmen (Milliyet):
Moldova'da Fatih Terim'in yaptığı en büyük hata savunma yapacağı belli olan rakibe karşı Gökhan - Ümit ikilisi ile başlamamasıydı. Bundan üç maç önce her şey yolunda giderken birdenbire işler sapa sardı. Takım kötü sonuçlar alınca oyuncuların da güvenlerini kaybettiğini gördük. İşte bizim adımıza en büyük tehlike de bu.

Atilla Gökçe (Milliyet):
Kaçan balık acaba ne kadar büyük ?.. Moldova önünde galibiyeti mi kaçırmış olduk yoksa Euro 2008 finallerinden başka bir yola mı saptık ? Bilemiyoruz. Gücümüzü, kalitemizi, futbolcularımızın klasını parlata parlata bir hal olduk ama, o cilalama kampanyası yolumuzu açmaya yetmiyor... Milli Takım, tempolu ve yaratıcı oyun oynayamıyor. İçeriden dışarıdan yeterince şut atmıyor. Hücum bölgesinde de anormal sayıda top kaybediyor.
Bu kadar kolay gol yiyen bir takımın savunma zaafları, her geçen gün korku verici boyutlara yükseliyor.