Tanrı Kraliçe'yi korusun

Eğer futbolla yönetim biçimleri arasında bir paralellik aranacaksa, bu demokrasi lehine olmasa gerektir. Monarşik İngiltere ve İspanya, Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası'ndaki üçer takımlı temsilleriyle, demokratik ülkelerin çoğuna bir fark atmış bulunmaktadır.
Haber: AHMET ÇİĞDEM / Arşivi

Eğer futbolla yönetim biçimleri arasında bir paralellik aranacaksa, bu demokrasi lehine olmasa gerektir. Monarşik İngiltere ve İspanya, Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası'ndaki üçer takımlı temsilleriyle, demokratik ülkelerin çoğuna bir fark atmış bulunmaktadır. Şaka bir yana, Avrupa futbolunda epeydir farklılaşarak gelen İngiliz ve İspanyol futbolunun, bu sezon kıtadaki turnuvalara damgalarını vurması, bir rastlantının, şansın eseri olarak değerlendirilmemeli. Her iki ülke futbolunun 'rekabetçi' yapısının, bu sonucun oluşmasında birinci etken olarak gözönünde tutulması, başka değerlendirme yanlışlarının önüne geçecektir.
'Duygusal nedenler'
Ben İngiliz takımlarını ve hatta İngiliz Milli Takımı'nın her turnuvada başarılı olmasını isterim; futbola bu kadar duygusal yatırım yapan, futbol kültürü ve geleneği bu kadar köklü bir toplumun İran'da askerlerinin şebekleştirilmesiyle değil, Şampiyonlar Ligi'ne kalan üç takımıyla anılmasını da dünya barışı ve kendileri için daha hayırlı bulurum. Türkiye'de, Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde, kış aylarıydı, Noel'di, yılbaşıydı derken liglerin neredeyse kırkbeş günlüğüne tatil edilmesi sırasında, neredeyse iki günde bir maç koyarak, benim gibi bir sürü futbol 'ilgilisini' ontolojik sıkıntılara garkolmak belasından ve burada ayrıntılı olarak belirtilmesi gerekmeyen başka türden faaliyetlere zaman ve zihin ayırmak lüksünden koruyan bir ligin mümkünse, bütün turnuvalarda daha fazla takımla temsilinde ve sonucunda şampiyonlukla taçlandırılmasını, tarihsel bir zorunluluk addederim. Buna karşıt düşün-
celeri, hem her ülke için yıkıcı ve bölücü, kainattaki sulh içinse tehlikeli bulurum.
A'dan Z'ye futbolla yatıp kalkan, hafta sonu, ortası tribünleri dolduran, bunun için beyninden ve cebinden önemli bi miktarın kaybolup gitmesine göz yuman insanların tuttuğu takımların, hafta sonu maç sonuçlarını, iki gün sonra, bir müşterek bahis mecmuasından öğrenmek durumunda kalan apolitik varlıkların takımlarını altet mesinde türsel gelişimin izlerini tespit etmek insana ancak haz verebilir.
Maddi nedenler
Premiership takımlarının futbol naklen yayınlarından elde ettikleri gelirlerin ve bu gelirin dağıtılma biçiminin, periferideki bir ülke iktisadiyatını gönendirecek bir düzeye varması politik-iktisat açısından hemen dile getirilebilecek bütün eleştirileri davet etse bile, bize, maddiyatın oluşması için, hele bu tür bir maddiyat için, mutlaka maneviyatın tazyiki gerektiğini öğretebilir. En azından Türkiye'de futbol için devşirilen paranın, futbola akıtılan ruh miktarıyla ilgili bir boyutunun olduğunu söyleyebilir.
Son yıllarda İngiliz futboluna giren sermayenin uluslararasılaşması, bu ülkedeki taraftar gruplarını, futbolun geleneksel değerlerine önem verenleri tedirgin ediyor. Sonuçta bütünüyle olumlayamayacakları bir gelişmenin sevdikleri kulübün geleceğini ellerinden aldığını biraz da
ümidsizce seyrediyorlar. Fakat bir müddet sonra, işlerin eskisi gibi yürümesi durumunda, üstelik kendilerinin maddi olarak daha fazla bedel ödemesine rağmen, takımlarının rekabet gücünün yok olacağını da itiraf ediyorlar. Premiership'in bu kadar gelişmesinin arkasında bu gerçekçi kabullenimin olmadığını söylemek doğru olmayacaktır.
Milan araya girip futbolseverlerin hevesini kursağında bırakmazsa, Şampiyonlar Ligi'nin İngiliz takımları arasında oynanan bir finalle sona ermesinden ancak mutluluk devşirebiliriz. Seyredeceğimiz iyi futbol da bu işin ikramiyesi olacaktır.