Tarihi yerinde yakalamak

Her zaman böylesine tanıklık etmek olası değil. Bu nedenle kelimeleri özenle seçmeli, cümleleri dikkatli kurmalı. Turnikeyi aşıp, İnönü Stadı'nın tribünlerine kurulanlar, tartışmasız günün en şanslıları.
Haber: İzlenim ASENA ÖZKAN / Arşivi

Her zaman böylesine tanıklık etmek olası değil. Bu nedenle kelimeleri özenle seçmeli, cümleleri dikkatli kurmalı. Turnikeyi aşıp, İnönü Stadı'nın tribünlerine kurulanlar, tartışmasız günün en şanslıları. Doksan dakikaların gündemi belirlemesini kanıksadık artık. Dolar düşer, etik değerler ayaklar altına alınır ama ne hikmetse futbol hep çıkar. Türkiye'nin yükselen değeri Sertab Erener ile Dolmabahçe'deki derbi!.. Hoşgeldin bebek, yaşama sırası sende, senin yolunu gözlüyor...
Kimi patronu, kimisi de kendisi için çalışır. Patrona bağımlı olanların durumları farklılık içerir, diğer emekçiler karşısında. Kendisine duyduğu saygıyı yitirmeyen işçi, her zaman işini yapar ama en iyisinden... Patronlar mevsimler gibi değişse de, onlar hep aynıdır. Bir yanda Mircea Lucescu, diğer yanda Fatih Terim... Lucescu'nun emekçiden yana, anlayışlı, paylaşımcı bir teknik patron olduğunu salt ben değil, sanıyorum herkes gözlemliyor. Zaten yapılan bir araştırma da bunu ortaya koydu. Fatih Terim ise, feodal yapıyı benimsemiş kapitalist düzenin gerekliliklerini yerine getiren bir patron portresi çiziyor. Nedense bu maç, birçoğumuz için sahadaki futbolcuların mücadelesinden öte, iki teknik patronun savaşımı gibi.
Savaş başlıyor... Halk adamı Lucescu'nun güvendiği isim, 11 haftadan bu yana antrenmanlar dışında gol atamayan İlhan Mansız... Fatih Terim ise kalabalık orta alandan kopup, salt golü düşünen Ümit Karan'a tutunmuş. İlk yarıda Galatasaray daha baskın ve oyunu kontrol altında tutan taraf. Beşiktaş, kusursuz yandaş desteğine karşın temkinli ancak her fırsatı değerlendirecek kurguda. İşte burada da bireysel yetenekler ön plana çıkıyor. Patronlar en fazla yönlendirebilirler, daha fazlasını yapamazlar! İlk 45 dakikada önce Daniel Pancu, ardından da İlhan Mansız öylesine iki kolay pozisyonu hovardaca harcıyorlar ki, kelimenin tam anlamıyla tribünlere saç-baş yoldurtuyorlar.
Ali Aydın'ın otoritesi
Galatasaray'ın kazanmaktan, hatta mümkünse iki fark atmaktan başka alternatifi yok. Genç işçiler Mehmet Polat ile Cihan Haspolatlı patronun gözüne girmek için saldırdıkça saldırıyorlar. Gördükleri kartlar sonrasında da sakinleşip, mantıklı oynamak zorunda kalıyorlar. Elbette sadece onlar değil. İki takım futbolcuları da zaman zaman itişip dursalar da, Ali Aydın'ın otoritesi karşısında agresifliklerine gem vurmak zorunda kalıyorlar.
Beşiktaş yandaşı, şampiyonluğa fazlasıyla hasret. Buna Süleyman Seba'dan görevi devralan Bilgili ve yönetimi de dahil. Tüm sezon boyunca çok çabaladılar, emek verdiler, uğraştılar... Sevinmek onların da hakkı, Beşiktaş yandaşı gibi. Benim çözemediğim; neden son imparatorun Sinan Engin olduğu? Türkiye'nin en köklü kulübü Beşiktaş'ın pankartlarında Şeref beylere, Baba Hakkılara yer yok da, menajer Sinan Engin'e mi var?
Sonuçta Beşiktaş, dün gece 100. yılında elde ettiği 10. şampiyonluğuna, bu sezon bir çok maçta belirleyici olan yıldızı Sergen Yalçın'la imzasını koydu. Bu da belki de kaderin ilginç bir tecellisiydi. Hakem Ali Aydın'ın son dakikalarda gösterdiği kırmızı kartları ise Aydın'ın bilinen
'şöhretinden' çok oyuncuların agresfiliğine bağlamak gerek.