Teknik adamların gözünden TÜRK FUTBOLU (1)

Güven... Türkiye'de futboldan söz etmek istiyorsak, sahip olmamız gereken en önemli duygu... Futbolcusuna güvenmeyen teknik adamlar, teknik direktörüne güvenmeyen yönetimler, medyasına güvenmeyen futbol adamlarının diyarı burası.

Yazı Dizisi
Haber: ERAY ÖZER / Arşivi

ANTALYA - Güven... Türkiye'de futboldan söz etmek istiyorsak, sahip olmamız gereken en önemli duygu... Futbolcusuna güvenmeyen teknik adamlar, teknik direktörüne güvenmeyen yönetimler, medyasına güvenmeyen futbol adamlarının diyarı burası. Güvenmeyen haksız mı peki? Özellikle medya-futbol dünyası ilişkisine bakılacak olursa değil. Çünkü ağızdan çıkmayan sözler çıkmış gibi yansıtılıyor, kimse söylediği yalanın bedelini ödemiyor.
Hal böyle olunca kurunun yanında yaşlar da yanıyor. Trabzonspor Teknik Direktörü Ziya Doğan bundan sonra kurularla yaşları ayıracağını söyleyenlerden. Bu nedenle şu sıralar kimselerle söyleşi yapmamasına rağmen kısacık telefon konuşmasının ardından söyleşi için randevu verdi. Yanına gidince de Radikal'in doğruları yazacağına inandığı için böyle davrandığını söyledi. Sadece var olanı, doğruyu yazdığın için ayrıcalıklı olmak... Tuhaflıklar ülkesinde bir başka tuhaflık daha... Lakin sözünü ettiğimiz alan spor olunca insana o kadar da tuhaf gelmiyor. İşte, ağzından çıkan her sözün çarpıtılmasından haklı olarak korkan futbol adamlarından Ziya Doğan'la 'karşılıklı güven' çerçevesinde yaptığımız söyleşi...
Trabzonspor'la yaşanan ilk deneyimin ardından başka takımlarla çalıştınız ama istediğiniz hedeflere ulaşamadınız. Türkiye'de teknik adamların hedeflerine ulaşmasında ne gibi engeller ortaya çıkıyor?
Türkiye'de profesyonel yapı yok. Kulüpler şirketleşmediği için gelir kaynaklarının büyük bir bölümünü yönetimler sağlıyor. Bu nedenle yöneticiler ekonomik gücüne bakarak belirleniyor. Yönetici işi öğrenmeye çalışırken binlerce yanlış yapıyor. Tam işi öğrendi derken bir bakıyorsun başka bir yönetim geliyor... Sil baştan... İstikrar çok önemli. Yöneticiler de haklı... Parasını, emeğini veriyor, küfür yiyor. Bunları Trabzonspor için söylemiyorum, bu genel bir sorun. Türkiye'de yerli antrenörlerin enerjisinin yüzde 95'i boş işlerle uğraşmaya harcanıyor. Futbol dışı işler... Dışarıdaki yanlışların futbol takımına yansımasından korktuğun için mecbur kalıyorsun bunlarla ilgilenmeye.
Yaşananlarda teknik adamların hiç mi suçu yok? Onlar da taviz vererek bu tabloya zemin hazırlamıyor mu?
Türkiye'de 4 bin tane teknik direktör varsa, bunların önemli bir bölümü iş bulamıyorsa, mutlaka bazı tavizler verilmiştir. Malatya'ya ilk gittiğim sezon bir gazeteci idman sonrası telefonla idmanın nasıl geçtiğini sordu. Ben, "İdmana geleceksin, bilgiyi alacaksın. Bir daha lütfen beni bu konuda rahatsız etme" dedim. Şimdi böyle davrandığın zaman da antipatik oluyorsun. Bunu yapan o gazeteci daha önceki yıllardan onu görmüş ki böyle davranıyor. Haklısınız yani... Yanlış ekilen tohumların cezasını birileri çekiyor.
Futbolculuk kariyerinizin en güzel yıllarını İstanbul'da geçirdiniz. Şimdiyse İstanbul rakibiniz. İstanbul dışarıdan bakıldığında nasıl görünüyor?
İstanbul içeriden çok daha rahat. Medya her zaman büyük kulüpleri çok daha sempatik gösteriyor. Ben büyük kulüplerin büyütüldüğü kadar iyi idare edildiğine inanmıyorum. Bugün büyük kulüplerin bu kadar borcu varsa demek ki iyi idare edilmiyor. Kimse kusura bakmasın. Dışarıdan baktığında İstanbul ulaşılmaz ama içine girdiğin zaman Anadolu'yla çok da farklı değil. Profesyonel anlayış Türkiye'de yok. Bu antrenöründe de yönetiminde de, futbolcusunda da, medyasında da böyle. Bak mesela, benim futbolcumun bir tanesini gazetelere bakacak olursan dünya çapında yedi-sekiz takım istiyor. Ama bir tane teklif gelmedi henüz.
Kim bu?
Stjepanov... Milan'lar, Chelsea'ler istiyor güya... Menajerler de bayağı zarar veriyorlar Türk futboluna. Dedim ki, "23 yaşındasın, lütfen bunlara inanma." Ama o da o kadar inanmış ki. "Benim menajerimi kulüp muhatap kabul etmiyor" diyor. "Resmi teklifi getir" dedim, hâlâ getirecek. Ama bu arada çektiğim sıkıntılar, onun motivasyonunun bozulması... Bunları kim telafi edecek?
Trabzonspor'un kentle kurduğu ilişki hep tartışılıyor. Takımın yerel bağları çok güçlü. Bir yandan büyük bir avantaj, diğer yandan da bazen takıma zarar verebiliyor. Burada denge nasıl sağlanacak?
Bu yıllardır bir sorun. Trabzonspor'un büyük başarılar elde ettiği dönemlerde bu denge varmış. O yıllarda bu sevgi futbolcuya itici bir güç oluyormuş. Aslında başarıya doğru itici bir güç var orada. Çünkü aşırı bir sevgi var. Ama aşırı sevginin olduğu yerde aşırı tepki oluşuyor. Bu olumluya çevrilebilir.
İlk yarıda başarı yoktu, aynı malzemeden ikinci devre nasıl başka bir şey ortaya çıkacak?
Biz yönetimden transfer istedik, o dengeyi sağlayabilmek için. O transferler gerçekleştiği anda dengeli bir takım oluşacak. Bekliyoruz, bugün yarın inşallah bir-iki tanesini gerçekleştireceğiz. Zamanın da yok bir yandan. Her hafta sahneye çıkıyorsun. Sonuçlarla yatıp kalkan bir toplum var ve senden başarı bekleniyor. Ha, o zaman sezon ortasında takımı almasaydın diyebilirsin. Valla, bundan sonra mümkün değil, sezon ortasında takım almayacağım.
İkinci yarıda başka bir takım izleyeceğiz dediniz... Şimdi taraftar bunu bekliyor.
Evet, ben de diyorum ki istediğimiz yapıdaki oyuncular alınırsa kesinlikle bu takım başarılı olacak. Ha alınmazsa... Başarısız oluruz demiyorum ama işimiz daha zor olur.



Tartışılan üç oyuncu üzerine...
Szymkowiak niye gitti?
Szymkowiak'ı Trabzonspor'a tavsiye eden benim. Çok önemli bir transfer. Ben gelince ilk konuştuğumda gitmek istediğini söyledi. Fakat Azeri bir doktorumuz var, onun tercümesiyle onu buraya aldıranın ben olduğumu öğrenince bu kararını biraz erteledi. Fakat o arada form tutamadı, menajerleri kafasını karıştırdı ve yine gitmek istedi. Bir de hanımı gelmedi. Kafasını ona çok taktı, anne babasına çok taktı. Anne-babasının yaşamının son dönemi olduğunu, onları görmek istediğini söyledi, şehrin olumsuzluklarından bahsetti. Biz de kendisine sözleşmeyi imzalarken bunları düşünmesi gerektiğini söyledik. Dünyanın her yerinde benzer sıkıntılar var dedik. O arada bir-iki hafta canlandı. Döndüğünde daha iyi olacağını söyledi ama gelmedi. Bir mektup geldi ki ben hâlâ onu kendisinin yazdığından emin değilim. Herhalde serbest bırakırlar diye düşünüyor ama kulübün öyle bir düşüncesi yok.
Eller oynayacak mı?
Eller'le ilgili bir şey söylemek istemiyorum. Çünkü adam gelir gelmez "Ben burada oynamak istemiyorum" şeklinde açıklamalar yaptı. Ben de kendisiyle konuştum, bana da aynı şeyi söyledi. Eller kafasından silmiş Trabzon'u... Ama gitmek de kolay değil. Bana kalsa hiçbirini göndermem. Çünkü bu işi çocuk oyuncağına çevirmek de doğru değil.
Yattara ne zaman futboluna alıştığımız, disiplinli bir Yattara olacak?
Öncelikle, Yattara içinde hiç ama hiç kötülük olmayan bir insan. Çalıştığım ilk dönemde ona 'amatör' diye takılırdım. İçinde hiç art niyet olmayan ama profesyonel anlayışı çok zayıf bir çocuktu. Bu son gelişimde Yattara'yı çok daha profesyonel gördüm. Çok değişmiş. Ama fiziksel olarak çok eksiği var. İkinci yarıda fizik gücünü toparlayınca bize çok faydalı olacak. Bunun için büyük bir çaba harcıyor. Eğer kendisine dikkat ederse iddia ediyorum dünya yıldızı olabilir.