Teknik adamların gözünden TÜRK FUTBOLU (3)

Teknik adamlarla söyleşi serimizin üçüncü ayağında Galatasaray Teknik Direktörü Erik Gerets var. Gerets bizimle görüşmeden önce birçok televizyon ve gazeteyle konuşmuş, söyleşi yapmaktan adeta yorulmuştu.
Haber: BANU YELKOVAN / Arşivi
ERAY ÖZER / Arşivi

ANTALYA - Teknik adamlarla söyleşi serimizin üçüncü ayağında Galatasaray Teknik Direktörü Erik Gerets var. Gerets bizimle görüşmeden önce birçok televizyon ve gazeteyle konuşmuş, söyleşi yapmaktan adeta yorulmuştu. Bu nedenle yine futbol içi bir tabirle söylersek 'topa ters girmemiz' gerekiyordu. Elimizden geldiği kadarıyla sorulmayanı sormaya çalıştık. Söyleşinin sonunda edindiğimiz izlenim son dönemde ismi üzerinde yaşanan tartışmaların Gerets'i çok ama çok yorduğu şeklindeydi. Artık strateji değiştirdiğini ve 'umursamama' taktiğini benimseyeceğini söylüyordu. Ve açıkçası, belki zaman içerisinde ilişkiler, yaşananlar değişir ama Belçikalı teknik adamın sezon sonunda gitme planları yaptığını hissettik. Gerets böyle bir şey söylemedi tabii... Bizimkisi sadece bir his... Ama burası Türkiye... Belli mi olur, bir bakarsınız sezon sonunda Galatasaray ve Erik Gerets yeni mutlu bir nikâh kıymışlar.
Geçen hafta bütün televizyon kanallarında, gazetelerde siz vardınız. Sorulmadık soru kaldı mı?
Eminim siz bulursunuz...
Geçenlerde söylediğiniz bir şeyle başlayalım... Taktiksel konularda fazla soru sorulmadığını, yapmadıklarınız üzerinden eleştirildiğinizi ve bunun adil olmadığını söylediniz. Çalıştığınız diğer ülkelerde durum farklı mıydı?
Gazetecilerin avantajı yazmak için maç sonunu beklemeleri. Maçtan sonra neyin yanlış gittiğini ben de biliyorum. Belki de ben de gazetecilerden maç öncesi taktiklerini alıp, maç sonrası onlara, 'Onu orada oynatmamalıydın? Böyle aptalca taktik olur mu?' demeliyim ama böyle bir şansım yok. Eeştiri doğrulanabilir şeyler üzerine yapılmışsa eleştiriye açık birisiyim.
Taktiksel açıdan hata yaptığınızı düşündüğünüz maçlar oldu mu?
Tabii ki oldu. Maçtan önce bazen iki format arasında seçim yapmanız gerekir. Asistanlarımla oturup tartıştığımız ve fikir birliğine varamadığımız oluyor ama sonunda bir karar almam gerek. Bugüne kadar aldığım kararların yüzde yüz doğru olması mümkün değil. Bizim futbolcuya tabi olduğumuz da unutulmamalı. Taktik doğru olsa da futbolcu uygulamadığında başarısız olabiliyorsunuz. Ve diğer taktiği uygulasaydınız başarılı olur muydunuz sorusunun cevabını asla bilemiyorsunuz. Maçtan sonra aynı maçı kafamda üç-dört kez oynadığım geceler oldu. Ama bunlar cevabı olmayan sorular...
Hızlı futbol yetmez, hem hızlı oynayıp hem topu kontrol etmeliyiz. Bu da zor. İngiltere'de çok hızlı bir futbol oynanıyor ama orada bile bazı takımlar daha az hâkimler topa. İngiltere'de harika bir futbol oynanıyor, beğendiğim futbol bu. Ama bunun için tekniği kuvvetli ve 90 dakika oynayabilen futbolcularınız olması lazım.
Bizde teknik iyi de galiba sorun 90 dakika koşmakta...
Teknik iyi ama mükemmel değil.
Sevdiğiniz futbolu hâlâ tam anlamıyla oynatamadığınızı mı anlamalıyız bu söylediklerinizden?
Bu sezon yeteri kadar mutlu değilim çünkü geçen sezona nazaran oyuncularımda birçok sorun görüyorum, kendine güven ya da performanslarıyla ilgili. Bu yüzden geçen yılki gibi iki forvet ve bir forvet arkasıyla oynamak yerine, tek forvet ve bir forvet arkasıyla oynamak zorunda kalıyorum. Bu Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın da favori formatı olmayabilir ama onlar da öyle oynuyor. Avrupa'da takımlar topun kontrolünü ele geçirmek için oynuyorlar ve böylece oyunun da kontrolünü ele geçiriyolar. Top sizdeyken daha fazla risk alabilirsiniz. Ben de bu tarz riskler almak ve mümkün olduğunca oyunu rakibin sahasında oynamak istiyorum.
Takımda sık sık değişiklikler yapıyorsunuz. Antremanda iyi çalışan mı formayı alıyor?
Bir oyuncunun alternatifinden iyi olduğunu göstermesi önemli. Bu antrenmanda çalışarak olduğu kadar taktik antrenmanda yaptıklarıyla da ilgili. Arkadaşından iyi olduğuna ikna olursam, ona o şansı tanırım. Tıpkı geçen sezon pek çok gence tanıdığım gibi.
Ama bu sezon da gençleri oynatmadığınız için eleştiriliyorsunuz?
Onları oynatırsam ve kaybedersek, oynattığım için kaybetmiş oluyoruz, oynatmazsam oynatmadığım için... Ben yolumda yürüyorum ve saçmalıklara kulaklarımı tıkamış durumdayım. Başarılı bir oyuncuydum, başarılı bir teknik direktörüm, beni başarılı yapan özelliklerimi değiştirecek değilim.
Liverpool maçında 20 dakika oynanan oyun maçın bütününde neden oynanamıyor?
Futbolcularım iyi oyuncular ama üst düzey bir oyuncu olmak için 90 dakika iyi olmak gerekir. Üst düzey bir oyuncu yılın beş ayı iyi, geri kalanında kötü olamaz. İyi ile çok iyi arasındaki fark budur. Biz iyiyiz...
Çok iyi olmak için ne gerekiyor? Çok çalışmak mı?
Zekâ ve yetenek de... Her şey yolunda gittiğinde iyi futbol oynayabiliyoruz. Bir gol yiyoruz, sonra taktiksel anlamda anlattığımız her şey bir anda
unutuluyor, futbolcularım koşmamaları gereken yerlere koşmaya başlıyorlar, rakibe boş alan açıyorlar... Aklımız yerine fazlasıyla kalbimizle oynuyoruz...
Oyuncularınızın nasıl bir futbol oynamalarını isterdiniz?
Defansta risk almayan, orta sahada tek pas, basit bir futbol oynamalarını istiyorum. Forvette bire bir, daha serbest oynayabilirler. Ama defans ve orta sahada risk istemiyorum.
Ne tarz bir koçsunuz? Rahat mı, kontrolcü mü? Futbolcuların beslenmesine karışır mısınız mesela?
Ne yediklerini kontrol etmeye kalksam, yediklerinin yüzde 75'ini yasaklamam lazım. Bu yediklerini başka bir ülkede yemeleri mümkün değil...
Siz aynı yemekleri yemiyor musunuz?
Hayır, aksi takdirde onlara yememelerini nasıl söylerim ki?
Burada kilo aldınız mı?
Biraz aldım, çok değil...
Adnan Polat'la şampanya mı içtiniz, bira mı?
Kahve içtik...
Türkiye'de bir grup Şampiyonlar Ligi şampiyonu olabileceğimizi söylüyor, bazıları futbolumuzun yerlerde süründüğünü... Sizin görüşünüz ne?
Ortası... Şu anda Şampiyonlar Ligi'ni alamayız ama kötü futbol da oynamıyoruz... Öğrenmemiz gerekenler var, aynı hataları yapmamayı öğrenmeliyiz. Oyunu kontrol edemediğimiz zor anlarda taktik disiplini kaybetmemeyi öğrenmeliyiz. Ama onu yapacağımıza, daha önceden konuştuklarımızı unutup, herkese yardım etmeye çalışıyoruz... Bunu yapınca otomatikman rakibe alan açıyorsunuz, özellikle Avrupa'da rakip bu hataları affetmiyor.
Futbol anlayışımızı değiştirmek için genç oyuncuları eğitme şeklimizi mi değiştirmeliyiz acaba?
Kesinlikle. Geçen sene birçok genç oyuncu oynattık. Çok başarılı oldular. Ama diğer takımlarda bizdeki kadar genç oynamıyor. Genç oyunculara çok yatırım yapıyoruz ve normalde iki senede bir A takıma bir-iki genç çıkmalı.
Hakkınızda yazılanları ne kadar takip ediyorsunuz?
Bir noktada Erdal'dan bana sadece reaksiyon göstermem gereken haberleri tercüme etmesini istedim. Hakkımda yazılanları öğrenmek bile istemiyorum. Hayatta değiştiremeyeceğim bazı şeyler var, bu benim elimde olan bir şey değil. Bu insanları değiştiremem. Neden yaptıklarını anlamıyorum ama yapıyorlar. Christoph Daum da burada kaldığı üç sene boyunca sürekli eleştirilmiş. Şahsen ben onun harika bir iş çıkardığını düşünüyorum.
Siz sözlerini iyi seçen birisiniz, tercüme edilince aynı şekilde anlaşıldığınızı düşünüyor musunuz?
Bilmiyorum... Umuyorum!... İnsanların cevaplarımı duymak istediklerinden emin değilim, sanırım kafalarında kendi cevapları var ve ben ne dersem diyeyim, istediklerini yazıyorlar. Bu durum beni mutlu etmiyor tabii ama bu macerayı ben istedim. Bazen yeldeğirmenlerine savaş açmış Don Kişot gibi hissediyorum, kazanamayacağım bir savaş bu... Bu yüzden bir noktada kendime, 'Değişmen lazım' dedim ve artık elimden geldiğince profesyonel çerçevede bir ilişki sürdürmeye çalışıyorum. Sonunda hangi noktaya geleceğimizi beraber göreceğiz.
Gazetecilerle olmasa da yardımcılarınızla aranız iyi görünüyor...
Çok iyi... Birbirimize sürekli takılıyoruz. Bu mizah duygusuna ihtiyacım var, çok yakın dostuz. Kimsenin olmadığı zamanlarda güvenebileceğiniz birilerinin olması lazım. Bu yüzden yardımcılarım çok önemli.
Burada başka dostlarınız var mı?
Fazla yok, ama iki-üç kişi var.
Çok başarılı bir oyuncuydunuz. Genç oyunculara bilgece bir tavsiye vermenizi istesek bu ne olurdu?
Kendilerini dürüstçe eleşirebilecek, onlara bu futbol 'jungle'ında liderlik edebilecek bir akıl hocası edinmeleri. Gençlerin başlarını dik tutmayı öğrenmeleri lazım. Örneğin Arda, şimdi yıldız, gelecek yıl Milan'da, İngiltere'de olacak diye yazıyorlar... Ya olmazsa, yedek oturmak zorunda kalırsa? Nasıl reaksiyon gösterecek? Gençlerin o akıl hocasını bulmaları lazım. Doğru tavsiye değerli bir armağandır.
Galatasaray teknik direktörü olarak hedefiniz ne?
Bir gün ayrıldığımda, arkamdan 'mantalite, taktik anlayış olarak bir şeyleri değiştirdi' denmesi... Benden sonraki teknik adamın,'Bay Gerets oyuncularla iyi bir iş çıkarmışsınız, teşekkür ederim' demesi beni çok mutlu eder.
Takımınızın lideri kim?
Başkalarının ne yaptığına bakan, gerektiğinde onlara sahada ne yapması gerektiğini hatırlatacak bir lider eksikliği çekiyorum. Geçen sezonun sonunda, 'Transfer yapacaksak, lider oyuncu alalım' dedim. Özellikle takımın zorlandığı anlarda, içeriden birinin, 'Hey nereye gidiyorsun? Yerini neden boşaltıyorsun' demesi çok önemli.
Teoride bütün Türk oyuncular Avrupa'da oynamak istiyorlar ama giden yok. Sebebi ne sizce?
Öncelikle oyuncular burada yurtdışında kazanacakları kadar, belki daha fazla kazanıyorlar. Aynı para için risk almak istemiyorlar. Burayı çok özleyecek olmaları başka bir faktör. Burası özel bir ülke ve nedenini de anlıyorum aslında ama Avrupalı oyuncularda bu yok. Ben mesela, ilk fırsatta Belçika'dan ayrılacağımı biliyordum. Kültürel bir durum bu...
Galatasaray'dan teklif gelmeden önce bile Türkiye ya da Yunanistan'da çalışmak istiyomuşsunuz... Beklediğinizi buldunuz mu?
Hemen hemen... Her şey tam istediğim gibi gitmedi ama hayat bu... Mutluyum. Bilançoyu çıkardığımda mutsuz zamanlar olmasına rağmen, yüzde 85 mutlu olduğumu söyleyebilirim.



'Belki Sezen'i dinliyorumdur'
Türkçe şarkılar dinliyor musunuz? Mesela Sezen Aksu?
Geçen sene Erdal (Keser) bana bir sürü Türkçe CD verdi, Türk pop müzik sanatçılarının albümlerini. Hepsini dinliyorum. Aralarında kadın sanatçılar çoğunlukta ama isimlerini bilmiyorum...
Belki o da vardır...
Ne dinliyorsunuz peki?
İngilizce şarkılar seviyorum. Chris Rea... Joe Cocker... O tarz...


'Türk gibi araba kullanmaya başladım'
Pek çok farklı ülkede çalıştınız. Gittiğiniz her ülkede bizdeki gibi ülkemizi seviyor musunuz, yemekleri beğeniyor musunuz gibi sorularla karşılaşıyor muydunuz?
Hayır... Ama Almanya'nın korkunç yemeklerini saymazsak, Belçika, Hollanda, Almanya birbirinden o kadar farklı ülkeler değiller zaten. Belçika mesela küçük bir ülkedir ama dünyanın en iyi restoranları oradadır. Dil problemi bile çekmedim o ülkelerde. Türkiye'yi bu ülkelerle karşılaştıramazsınız, kültürel olarak, mutfak olarak, yaşam şekli olarak tamamen farklı.
Kolay adapte olmuş gibi bir haliniz var ama... Şehir dışında oturmak kendi seçiminiz miydi?
Evet, köpeğim yüzünden. Başlangıçta Boğaz'a daha yakın oturmak istedim ama beğendiğim evlerin sahipleri köpeğimi görünce hayır dediler. Şu anda yaşadığım yerde mutluyum ama mesela Bebek'e gitmek istediğimde bir saat trafikte boğuşmak zorunda kalıyorum. Dolayısıyla her gün yapmak istediğim bir şey değil bu.
Bir röportajda burada değiştiğinizi, Türkleştiğinizi, randevularınıza geç kalıp, unutkanlaştığınızı söylemişsiniz...
Neyse ki henüz geç kalmaya başlamadım ama unutkanlaştığım doğru. Bundan nefret ediyorum ama oluyor. Asistanlarım sürekli unuttuğum şeyleri toplamak zorunda kalıyorlar. Bir de Türk gibi araba kullanmaya başladım. Belçika'dayken bile! Ama orada trafik kurallarına uymadığınızda hapse girebilirsiniz, bu yüzden nerede olduğumu unutmamam önemli. Ama burada araba kullanmak daha zevkli.
Bizim hayat tarzımızı seviyorsunuz yani?
Evet, çok seviyorum... Huzur istediğim zaman da evde oturuyorum.