Teknik adamların gözünden TÜRK FUTBOLU (4)

'Teknik Direktörlerin Gözünden Türk Futbolu' dizisinin son gün konuğu Ankaraspor'u çalıştıran Aykut Kocaman.

Yazı dizisi
Haber: ERAY ÖZER / Arşivi

ANTALYA - 'Teknik Direktörlerin Gözünden Türk Futbolu' dizisinin son gün konuğu Ankaraspor'u çalıştıran Aykut Kocaman. Kocaman, bir kez daha vurgulamaya gerek var mı bilinmez ama farklı söylemiyle spor kamuoyunun (en azından bir grup insanın) takdirini kazanmış bir isim. Aykut Kocaman'la bu kez futbolun yanı sıra Ankaraspor'a gidişine gösterilen tepkiyi de konuştuk. Çünkü futbola başka bir yerden bakmaya çalışan ve bu noktada Aykut hocanın hakkını teslim eden pek çok sporseverin aklına soru işaretleri düşürmüştü bu geçiş. Kocaman, özetle söylemek gerekirse Ankaraspor'da kimsenin işine karışmadığını, kendisi için en büyük ihtiyacın işini yapabileceği bir alan olduğunu söyledi. "Baskı görmüyorum. Görürsem de aklım başımda olduğu sürece bir dakika durmam" dedi.
Ankaraspor'la başlayalım. Sezon başında kafanızda oluşan resimle devre arasında ortaya çıkan resim çakışıyor mu?
Çakıştığı yerler var. Belli bir döneme kadar farklar vardı, bir yerden sonra resimler örtüşmeye başladı. Daha önceki iki sezon boyunca Ankaraspor ortalamanın üzerinde olduğu düşünülen oyuncuları, ortalamanın üzerine paralar vererek toplamıştı. Görev alınca hem kulüp zarar etmesin, hem oyuncu kaybetmeyelim diye mevcut kadro içinde bir arayışa girdim. Ancak lige bir hafta kala bu kararı değiştirince çok geç kaldığımızı gördüm. Yapısal olarak oyuncuların kulüple olan ilişkisinde problemler vardı. O anda yapılması gereken şey oyuncu değiştirmekti. Bayağı takas yaptık. O dönemde kafamın içinde tek şey vardı, bu takımla 20 puan alabilmek. Ama esas büyük değişim, Özer, Ediz, Anıl, Murat Tosun, kaleci Hakan gibi genç oyuncuların takımda yer bulmalarıydı. Sözün özü mesleki anlamda çok sıkıntılı başladığım, hatta umutsuzluğa sürüklendiğim bir ortamda şimdi de çok umutlu pozisyondayım.
Aslında bu anlattıklarınızından şöyle bir durum ortaya çıkıyor. Teknik adamlar geldikleri takımları değiştirirken, bazen kendilerini de değiştirmek zorunda kalıyorlar. Bir teknik adam içine girdiği kabı kıramıyorsa, o kabın şeklini alarak sonuca ulaşma yoluna gidebiliyor. Öyle değil mi?
Doğru. Spor kamuoyu, eleştirmenler bunu anlayabilse işimiz çok kolaylaşacak. Zaten hep söylemeye çalıştığım da bu. Gerek insan hayatıyla, gerekse işimle ilgili olarak... Bir takıma gidiyorsunuz, motomot düşüncelerinize uyduramayabiliyorsunuz orayı. Uyarsa güzel bir ilişki ortaya çıkıyor ama uymazsa ne yapacaksınız, bırakıp dönecek misiniz? Kendinizi de onlara uydurmaya çalışarak nasıl ortak bir zemin hazırlayabilirim ve bu zemini sağlamlaştırabilirim diye düşünmeniz lazım.
Ankaraspor'a dönersek... İlk yarıda çok ilginç bir takım vardı. Yenemeyen ama yenilmeyen... Beraberliklerin takımı...
İstikrarı çok seviyorum diyerek başlamam lazım herhalde (gülüyoruz). Dünden bugüne gelişimiz değerlendirildiği zaman beraberliklere getirilen ve biraz alaycılığa kaçan eleştirilerin biraz insafsız olduğunu düşünüyorum. Beraberliği kurgulayamazsınız zaten. Bununla birlikte benim futbol anlayışım tam tersi. Sert oynamadan, yan unsurlara çok fazla girmeden topla kurulan iyi ilişki üzerine rakibe baskı kuran bir
oyun yaratmaya çalışıyorum. Oyuncularım topu rakibe vermemeliler. Oyun içinde her pasın ama her pasın çok değerli olduğunu düşünüyorum. Her pas açıları tamamen değiştiriyor.
İlk yarıda hiç alışık olmadığımız bir şekilde hakemlere sert çıktınız. Neden?
Sezon başında özellikle... Birincisi kişisel olarak benim sorunlarımdan kaynaklandı. Sezon başında bazı sıkıntıları aşamayacağını düşündüğüm, bu nedenle biraz kontrolü yitirdiğim bir dönemdi. Bunun üzerine bariz hakem hataları da binince aşırı tepki verdim.
Son üç senedir, her sezon bir takım değiştirdiniz. Neden böyle oluyor?
Kulüp yapılanmaları antrenörlerin uzun soluklu çalışmalarına elverişli değil. Dört sene İstanbulspor'da çalıştım. Çok açık söylüyorum 10 sene devam ederdim. Kendi düzenim vardı orada çünkü. Doğru olduğunu düşündüğüm bir kulüp yapılanması vardı. Profesyonel bir yönetici, onun altında idari anlamda koşuşturan bir menajer, ondan sonra bir teknik direktör...
Malatya ve Konya'da böyle bir yapı bulamadınız yani...
Yoktu. Malatya'daki istifa gerekçemi açıklarsam bilmem okuyanlar ne düşünür. Yöneticilere bir yol çizelim demiştim. Para koyabiliyorsanız "Üçüncülük-dördüncülük hedefliyoruz" deyin, buna göre transfer yapalım. Ya da elimizde çok genç oyuncular var. Bunları yavaş yavaş takıma monte edelim dedim. Tabii ki, ikinci yol tercih edildi ve sezona başladık. Sıkıntılar olacaktır, bunu da bilin dedim. Dördüncü maç, dördüncü mağlubiyet oldu. Rize maçının 46. dakikasında golü yedik, tribünler başladı: "Yönetim istifa!" "Sen oyna Hikmet sen oyna!"... Orada başkan Hikmet Tanrıverdi etrafında toplanan yönetici grubu çukurdaki bir takımı almış, başına da Ziya Doğan'ı getirmiş ve büyük bir çıkış yapmışlar. Bunlar Malatya ve onu oluşturan kitle için yapılıyor. Ama o kitle, organize bir grup tarafından başlıyor, "Sen oyna Hikmet sen oyna" demeye. Hakikaten ağrıma gitti çok. O an bıraktım. Konya'da farklıydı.
Orayı dönüştüremeyeceğimi hissettim.
Ankaraspor'da var mı bu ortam?
Takımın şu anki menajeri Mehmet Şen hayattaki en samimi arkadaşlarımdan bir tanesi. Sakarya'dayken dört sene oda arkadaşlığı yaptığım birisi. O iş teklif edince geldim. Geldikten sonra sıkıntılı bir süreç yaşadım. Ama şimdi gelinen noktayı gördüğüm zaman burada olabileceğini düşünüyorum. Umarım yanılmam.
Ankaraspor'un kamuoyundaki imajı yönetimin, Melih Gökçek'in kişisel özellikleri ve futbola fazlaca müdahil olmasından dolayı, teknik adama karışabileceği, baskı uygulayabileceği yönünde. Bu da kafamızdaki Aykut Kocaman imajına zarar veriyor. Var mı bir baskı?
Önce yapımla ilgili genel bir değerlendirme yapayım. Ben herkesle, her konuyu, her şekilde konuşabilen bir adamım. Dolayısıyla, sadece Ankaraspor'da değil, çalıştığım diğer takımlarda da işimle ilgili her konuyu çok rahat konuşurum. Ancak kararlarımı kendim veririm. Bu kararı veremeyeceğimi hissettiğim zaman çekilirim zaten. Bunun lamı cimi yok. Aklım zayi olmadığı sürece çekilirim. Çünkü bu iş benim işim. Sen buranın sahibi, yöneticisi olabilirsin, tabii ki takımla ilgili düşüncelerin olacaktır. Ben bunlara açık bir insanım. Ankaraspor'a geçersem, başladığım günden bugüne kadar en ufak bir baskı unsuru olmadı.
Mutlusunuz yani Ankaraspor'da...
Evet, çünkü burada kendi alanım var. Filmin sonunu bilmiyorum ama mutlu sona doğru gittiğimizi umuyorum.
'Tek hedefim iyi bir dişli olabilmek'
Kişisel hedefiniz ne?
Bulunduğum kurumun işleyişine katkıda bulunmak. Bunu yaptıktan sonra, bunu çok iyi yaptıktan sonra aklınız yetiyorsa bir sonraki aşamaya geçersiniz zaten. Sizin "Fenerbahçe'yi, Milli Takım'ı hedefliyorum" demeniz boş konuşma sınıfına girer. Ben Ankaraspor çarkındaki bir dişli olarak bu çarkı nasıl hızlı çevirebilirimin derdindeyim. Bunu başarabilirsem biliyorum ki başka yerlerde de böyle dişliler aranacaktır. Hedefim bu, iyi bir antrenör olabilmek.
'En önemli özelliğim, dilim'
Bana birkaç kişi "Aykut Kocaman Avrupa'da takım çalıştırsa daha başarılı olur" dedi. Katılıyor musunuz?
Futbol ortamından dolayı bu söyleni-yorsa biraz yakın olabilirim bu söylenene. Bir de tamamen oyuna endeksli, oyun odaklı bir ortam düşünerek söylendiğinde haklılık payı olabilir. Bununla beraber, dilimi iyi konuşan bir insan olduğumu düşünüyorum. Karşımdaki sporculara hitap ederken dilime hâkim olduğumu, ne istediğimi iyi anlatabildiğimi düşünüyorum. Bu benim antrenörlüğümde önemli bir özellik. Gidersem bunu kaybederim.