Tekrar teknik direktör meselesi

Önce bilinen bir futbol klişesini tekrarlayarak, 'yerli' yahut 'yabancı' teknik direktör olmadığını, tercihin, ancak 'iyi' ve 'kötü' arasında yapılabileceğini belirtelim.
Haber: AHMET ÇİĞDEM / Arşivi

Önce bilinen bir futbol klişesini tekrarlayarak, 'yerli' yahut 'yabancı' teknik direktör olmadığını, tercihin, ancak 'iyi' ve 'kötü' arasında yapılabileceğini belirtelim. Gelgelelim, futbolda iyilik ve kötülük arasında kimi zaman neredeyse ortadan kalkıveren bir mesafe var ve bu mesafeyi belirleyen yegâne şey, başarı. Başarı, zorunlu olarak şampiyonluk demek; fakat liglerde genellikle bir şampiyon çıkabildiğinden geri kalan bütün takımları ve teknik direktörlerini 'başarısızlıkla' itham etmek kolaycılığı söz konusu. Bu da neresinden bakılırsa bakılsın acımasızlık.
Eğer mucize peşinde değilsek, bir teknik direktöre sunulan imkânlarla alınan sonuçlar arasında bir paralelliğin, bir değerlendirme için başlangıç noktası oluşturması gerektiğini söyleyebiliriz. Ancak eğer karşımızda 'konuşkan' bir insan varsa, geleneksel lig hiyerarşisine farklı bir oyun anlayışı ve iddiayla karşı çıkıyorsa, bu durumda, teknik direktör hangi araçlara sahip olursa olsun, söylediklerini gerçekleştirip gerçekleştirmediği esasında bakabiliriz. Bunun dışında sözgelimi Türkiye gibi fevkalade bir teknik direktör hareketliliğinin olduğu bir yerde, ligin ekonomik boyutları düşünüldüğünde, büyük rakamlar ödeyerek yabancı teknik direktörlerle çalışmanın bir anlamı olmalı. Bu anlamı veren de sadece teknik direktörün kendi kariyer hedefleri ve futbol anlayışı olamaz. Kulüplerin bu süreçte daha belirleyici olması, kendi plan ve hedefleri doğrusultusunda bu seçenekleri haklılaştırabilecekleri bir mantığa sahip olmaları beklenilir.
Onlar da sorumlu
Bu açıdan kimsenin kişiliğine söz söyleyemeyeceği Gerets'in, yahut Tigana'nın Türkiye'deki maceralarının ne ifade ettiği konusunda biraz kuşkulu bir yaklaşım sergilemek yerinde olacaktır. Tamam, kulüp yöneticileri, futbol medyası, taraftarların teknik direktörlere yaklaşımları konusunda onaylanmayacak şeyler var. Fakat insaf edelim, Daum'un, Zico'nun, Gerets'in, Tigana'nın buraya gelirken, abartılı bir profesyonellik etiğine sığınmadıklarını iddia edebilir miyiz? Bu insanları daha fazla para kazanmak istedikleri için suçlayamayız ama kendilerine ödenen ücret düzeyinden, başlangıçta gösterilen olağanüstü ilgiden burada farklı bir mantıkla karşılaşacaklarını öngörmediklerini söyleyebilir miyiz? Bir çoğunun zihninde, içeriği tartışılabilir bir tür oryantalist şartlanmanın yer etmediğinden emin olabilir miyiz? Bütün sezon susup, giderken, belki de olgusal olarak doğru bir biçimde, futbolcularının beslenmeyi, çalışmayı, eğlenmeyi, topa vurmayı, krampon seçmeyi bilmediğini itiraf ederek giden bir sürü teknik direktör çalışmadı mı Türkiye'de?
'Yerli' teknik direktör saplantısının da doğru bir tutum olmadığını belirtmek gerekir. Türkiye'de sürekli olarak tedavülde bulunan sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen teknik direktörler, yapıları, kültürleri, personelleri son derece farklı takımlarda, üstelik kimi zaman aynı sezon içerisinde çalışmakta, çalışabilmekte ve böylece vasat bir futbol anlayışının yerleşmesine katkıda bulunmaktadırlar. Oysa bu sınırlı dolaşım yerine, sürekli olarak başarıyı ve yeniliği ödüllendiren, İtalya'da ve Fransa'daki gibi, başarılı aşağıdakileri devamlı şekilde yukarıya taşıyıp test eden bir sistemin oturması gerek.