'Themis' futbol yayılsın...

Adalet arayışı her zaman 'mahkeme salonları'nda olmuyor. Futbolun adaleti çoğu zaman 'Herkes için adalet' sözünü daha kolay harekete geçiriyor.
Haber: BURAK KURU - burak.kuru@radikal.com.tr / Arşivi

Sürekli sürprizlere gebe olması ve tahmin edilemez sonuçlarıyla gönlümüzün en nadide yerini olimpiyat haricinde kimselere bırakmayan futbol zaman zaman ‘adalet’ eksikliğini de gideriyor. Öyle ki yanıltan yönü sayesinde ‘kısa çöpün uzun çöpten hakkını alması’na sayısız kere şahit oluyoruz. ‘Themis’e gitmeden yeşil sahada görebiliyoruz işimizi.

Örnekler üzerinden gidelim. Futbolun en çok işlettiği kural, ‘Bugün bana yarın sana’ oluyor. Mesela, ezeli rakibinizin attığı golü ‘kıyasıya’ eleştirirken ertesi maçta sempatizanı hatta yer yer sanal âlemde ‘militanı’ olduğunuz ekibin benzer şekilde gol pozisyonuna girdiğini görüyorsunuz. Ve verdiğiniz tepkiyle aslında ne kadar da ‘renk fark etmeksizin’ birbirinizin aynısı bir topluluk olduğunuzun farkına varıyorsunuz.
Rakibi yerde yattığı esnada rakibinizin kaydettiği gole ‘haklı olarak’ eleştiri getirip etik değil diye tepki gösterirken aynı pozisyona giren sizin takımınız olunca 180 derece değişebiliyorsunuz. Oyunu durduran oyuncunuza, “Niye durdurdun, devam etsene” şeklinde serzenişte bulunuyorsunuz. Bir Hasan Şaş deyimiyle açıklarsak, “Biz yaparsak güzel, rakibimiz yaparsa auv!” diyorsunuz.

Ofsayt tartışmasıyla takımınız bir gol atar, yakın gelecekte ezeli rakibiniz aynı senaryoyu yaşar. Topun çizgiyi geçip geçmeme konusunda muallakta kaldığı pozisyon peşi sıra hayat bulur. Bunlar evrensel olarak zaten çokça yaşanan şeyler. İlk defa benim bahsetmediğim, hakkında okumakla bitmeyecek yazı yazılmış konular.

Ama bunun bir de ‘Cennet vatan’da yaşanan bölümü var. Futbolun kitlelerin afyonu olduğunun en kuvvetli şekilde kanıtlandığı ülkelerden birinde yaşıyoruz. Her maç hayati önemi haiz olduğu için işin içinde futbol varsa her şeyin unutulduğu bir yer burası. Fakat futbolun kendi adaleti rahat durmuyor. ‘Ayaktopu’nun başka adalet sağlayışı da kitlelerin afyonu olmasına binaen her konunun halı misali altına süpürülmesine bazen gönlünün elvermemesinde yatıyor. Mesela Galatasaray -Kasımpaşa mücadelesi esnasında Gaziantep’te yaşanan saldırı, haber kanalları dahil olmak üzere çoğu yayın kuruluşunda yayın akışının bölüneceği önemde görülmezken, karşılaşma sonrası ‘toplumu uyutma görevi’ni ifa etmesi beklenen futbol aktörleri herkesi ‘ters köşe’ye yatırıyor.

Kazanan takımın teknik direktörü Fatih Terim, basın toplantısında çıkıp olayın vahameti ve siyasi sonuçları üzerine konuşup futboldan bahsetmeyi reddederken bir anlamda ‘ambargo’ da delinmiş oluyor (Burada bir parantez, yakın arkadaşlarından Susurluk nedeniyle tutuklu bulunan Mehmet Ağar’ın geçmişte yaptıkları, Terim’in Antep maçı sonrası söylediklerini hafifletmemeli, şahsi kanaatim tabii). Çünkü an itibariyle herkes gözünü çevirip ‘konuyu değiştirme’ görevini yapsın diye futbol aleminden çıkacak tartışmaları beklerken, onlar bu rolü reddediyor (Üslup konusunda denge tutturulabilmiş değil elbette). Ülkece benimsenen ‘Ne sağcıyım ne solcu, futbolcuyum futbolcu’ söylemi bizzat bu kesim tarafından reddediliyor.

Buna mukabil görevi milletvekilliği olan ve toplumsal olaylarda bulunduğu program nedeniyle ‘ulusa seslenmesi’ en azından itidal çağrısı yapması beklenen eski futbolcu da bu söyleme -‘Futbolcuyum futbolcu’- körü körüne bağlılığını sürdürebiliyor... Bu da onun ofsaytı olsun artık.
‘Themis’ futbolun üslubunu düzelterek bütün alanlara sirayet etmesi dileğiyle.