Topla en çok 'iddianame' oynadı

Topla en çok 'iddianame' oynadı
Topla en çok 'iddianame' oynadı
'Şike operasyonu'ndan sonra 'mahkeme'lerde oynanmaya başlayan ligimizin ilk yarı değerlendirmesini tek celsede veriyoruz...
Haber: BAĞIŞ ERTEN - bagis.erten@radikal.com.tr / Arşivi

ANALİZ

Bir gazetecilik klişesidir. Her sene sonunda ya da ilk yarı bitiminde değerlendirme yazısı yazılır. İniştekiler, çıkıştakiler… Kazananlar, kaybedenler… Oyunu güzelleştirenler, çirkinleştirenler… Peki bu sene ne yazacağız? Sezon değerlendirmesi ya da yeni yıl yazısını nasıl sadece futbolla sınırlı tutacağız? Daha direkt soralım: Bu yıl/sezon hangisiyle hatırlanacak? Sahadaki performansla mı, yoksa 3 Temmuz’la, tape’lerle, iddianameyle mi? O yüzden bu günlerde belki de en anlamsız, en absürd lig değerlendirme yazılarını okuyacaksınız gazetelerde. Fenerbahçe Alex’siz zorlandı, Galatasaray kötü başladı iyi bitirdi, Beşiktaş iki cephede iyi savaştı, Trabzonspor yenilenmiş kadrosuyla Avrupa’da iyi gitti ama ligde tekledi. Vesaire vesaire…
Oysa hepimiz biliyoruz, bu sene ‘Masa Başı Ligi’ sahadaki lige fark attı. İçinde iddianame geçmeyen bir tek gün dahi yaşanmadı. Takımların kadrosundan çok, mahkemenin kadrosunu öğrendik. Teknik adamlardan çok savcıları dinledik. Lig fikstüründen çok iddianame fikstürünü takip ettik. Derbileri değil, duruşmaları daha heyecanla takip ettik.
Sezon, kampların başladığı 1 Temmuz’da değil, operasyonun patladığı 3 Temmuz’da açıldı. Yeni transferlerden önce yeni avukatları, sonradan olma futbol kadılarını tanıdık. Maçların tarihleri yerine dava süreçlerini hesaplamaya başladık. Panik içindeydik. Her söylenene inanıyor, her şeyden kaygılanıyor, herkese öfkeleniyorduk.
Bütün bu belayı başımıza açan yönetici takımı, yönetmesi gereken en önemli günlerde, gerçeklerle yüzleşmek yerine önce hiçbir şey olmamış gibi davranmayı tercih etti. Baktılar olmuyor, belli ki eski düzen yürümeyecek, zamana oynama yoluna gittiler. Ligler ertelendi, hukuk bilgimiz arttı, kafamız karıştı, umudumuz azaldı… Kozmik odaya futbol sevgimizi hapsettiler. Etik diyenler ellerini tetikten çekmediler. Mavi hap mı, kırmızı hap mı derken, aslından hapı çoktan yuttuğumuzu anlamaya başladık. 

Teselli futboda arandı
Futbolun teskin edici yanına sarıldık. Fakat, ortalık her durulayazdığında bir hukuki problem çıktı önümüze. Onları çözmek Euro 2004’teki Yunanistan’ın defansını çözmekten zordu. Önce Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi’nden ihraç edildi. Yerine Trabzonspor çağrıldı. Sonra Sarı-Lacivertliler “Ya düşürün ya önümüzü açın” diyerek kontrataklarla etkili oldu. Her gün yeni bir skandal görüşmenin tape’lerini okuduk. Muhabirler antrenman sahasından çok mahkeme kapılarında bekledi. 

Aslan fırsat tepmedi
‘Hızlandırılmış Süpürge Lig’ kursları bir türlü verim vermiyordu. Gol yoktu, estetik yoktu, tribünler boştu, kart çoktu, hava kurşun gibi ağırdı ve biz bağıramıyorduk. İlk olarak sezonu erken açan takımlar mağdur oldu. Başlamak nedir bilmeyen lig yüzünden, antrene ola ola, perişan oldular. Belki de bu sebeple Avrupa Kupası maçları yüzünden sezonu herkesten önce açan Gaziantepspor bir türlü toparlanamadı. Sıkıştırılmış lig öyle bir boca edildi ki tepemize, maçtan kafamızı kaldıramadık. Hangi haftada olduğunu bilebilen taraftarlara matematik olimpiyatlarından davet geldi. 

Gülen taraf ise...
Bir haftada yaklaşık 30 maç takip etmek yetmiyormuş gibi, her gün yeni iddialar karşısında kendimize bir saf aradık durduk. Hal böyle olunca takımları da amorf bir değerlendirmeye tabi tutmak gerekti. Mental olarak çarşamba-pazar oynamanın ötesine geçildi, buna bir de iddianamenin barometrik yükseliş ve inişleri eklendi. Misal iddianamedeki tempo artışı Fenerbahçe’yi kötü etkiledi. Beşiktaş Avrupa Lig’ini içerideki dertlerine panzehir olarak kullandı. Dış kulvardan sessiz sedasız gelen Galatasaray ise istim üzerindeydi. Fırsat bu fırsat deyip ligde Fenerbahçe’yi yıllar sonra üç golle geçtiler.
Bu süreçte yasa değişikliği, veto, tekrar yasa değişikliği, tahliye, oku oku bitmez iddianameyle tanıştık. Futbolu bile cüppeyle izler hale geldik. Galatasaray’ın liderliği ‘iyi niyetli zilyetlikti’, mülkiyet için play-off’u beklemek durumundaydılar. Fenerbahçe’nin liderlik isteği temyizden döndü. Beşiktaş ‘imza yetkisi ihtilafını’ başarılı sonuçlarla aştı. Trabzonsor dava dosyalarını birleştiremediğinden ligde aksadı. Sivasspor ‘bekletici sorun’ nedeniyle lige askıda başladı. Eskişehir gibi ‘savunma hakkını’ iyi değerlendirenler az gol yiyip büyük işler başardılar.
Sonuçta, bir Burak Kut atasözü olarak cereyan eden bir ilk yarı izledik: “Yaşandı bitti saygısızca!” Unutulmazdı. Keşke unutulsaydı. Bir tek kazanan vardı: Futboldan İllallah Dedirtme Örgütü (FİDÖ).

Ayrıntıda gizlenenler
En çok kafa golü atan:
Beşiktaş (11) 

En çok kafa golü yiyen:

Ankaragücü (7) 

En çok sağ kanat ortası golü atan:
Antalyaspor, Gençlerbirliği (5) 

En çok sol kanat ortası golü atan:
Beşiktaş (9) 

Kornerden en çok gol atan:
Orduspor (5) 

En çok frikik golü atan:
Eskişehirspor, Mersin İY (3) 

Penaltıdan en çok gol atan:
Beşiktaş, Galatasaray,
Trabzonspor (4) 

Duran toptan en çok gol atan:
Eskişehirspor (8)

Ceza sahası dışından en çok gol atan:
 Fenerbahçe (7) 

Ceza sahası dışından en çok gol yiyen: 
Trabzonspor (6) 

Maçın son 15 dakikasında en çok gol atan: 
Beşiktaş, İstanbul BŞB (9) 

Maçın son 15 dakikasında en çok gol yiyen: 
Ankaragücü (9) 

İç sahada en çok gol atan:
Gençlerbirliği (18) 

İç sahada en çok gol yiyen:
Trabzonspor (14) 

İç sahada en az gol atan:
Orduspor (4) 

İç sahada en az gol yiyen:
Fenerbahçe, İstanbul BŞB (5)

1987 ruhu mu geldi?
İlle de Süpürge Lig’in matematiğine de bakalım diyenleri; bu mizansene inanıp ‘yalancı meme’ misali futbolla avunanları da yüzüstü bırakmayalım. İşte ilk yarının futbol aritmetiğinden çıkan notlar: 

* Son yılların en kıt sezonlarından birini yaşıyoruz. Atılan gol sayısı 352. Maç başına ortalama 2.3 gol düşüyor. Eğer lig bu ortalamayla biterse, iki puanlı sistemin son yılı olan 1987’den beri en az golle biten sezon olacak. Üç puanlı dönemde ilk yarılarda bundan daha az gol atılan bir tek sezon var, o da 93-94 sezonu. Toplam 344 atılmış ama o zaman ligde 16 takım varmış. 1987’nin gol ortalaması 2,27. Bakalım bu rekoru da kıracak mıyız sezon sonunda? 

* Ligin ilk yarısındaki 153 maçın; 21’i 0-0, 37’si 1-0 bitmiş. Yani her üç maçtan birinde en fazla tek gol olmuş. 153 maçın 54’ü tek farklı galibiyetle, 45’i ise berabere bitmiş. Yani her üç maçtan ikisi en fazla bir gol farkıyla sonlanmış. 

* Maç başına bir gol(cük) ortalamayı tutturamayan tam 6 takım var. Manisaspor 16 golle 24, Antalyaspor 13 golle 21 puan toplamış. Lig dördüncüsü Eskişehirspor, aldığı 9 galibiyetin 8’ini tek farklı, 5’ini 1-0 kazanmış. Lig 17.’si Samsunspor’un 9 yenilgisi var. Bunların 7’si tek farklı. Sadece 8 maçta ilk yarıyı önde bitiren takım maçı kaybetmiş. Burak’ın 16’lık ‘golaşımını’ saymazsak, onun yarısı kadar gol atan oyuncu yok. 

* Gol az ama kart çok. Gerginlik haliyle sahada da tezahürlerini buluyor. Ligin ilk yarısında 153 maçta oyuncular toplam 47 kırmızı kart görmüş. Geçen sezonun ilk yarısında 33 kırmızı kart çıkmıştı. En çok kırmızı kart gören takımlar: Mersin İY, Galatasaray ve Manisaspor (5 kez). 

* Üç büyükler sportif anlamda kriz dönemini iyi değerlendirmiş durumda. Sanırım krizle baş etme konusundaki tecrübeleri işe yaramış. Bu sezonun ilk yarısında toplam 104 puan aldılar. Geçen sezonun ilk yarısında toplam 84 puan almışlardı. Ayrıca hepsi geçen yıla oranla daha fazla puan topladı. İlk yarı sonunda ilk üç sırayı aldıkları son sezon 2006-07’ydi.