Tribünler tek ses: Teşekkürler Çarşı...

Tribünler tek ses: Teşekkürler Çarşı...
Tribünler tek ses: Teşekkürler Çarşı...
Dün Beşiktaş Çarşı'dan Taksim Gezi Parkı'na yürüyen Siyah-Beyaz ağırlıklı kitleye dahil oldum. Çarşı'ya duyulan hayranlık meydanda şükran sunmaya vardı. Tüm renkler birleşti "Teşekkürler Çarşı" diye bağırdı...
Haber: BURAK KURU - burak.kuru@radikal.com.tr / Arşivi

Saat 18.00 sularında Kadıköy'deki Beşiktaş iskelesindeyim. İçeri girmek zor. Çünkü 'Çarşı' saat 19.03'te Beşiktaş Çarşı'dan Taksim Gezi Parkı'na doğru yürüyüşe geçecek. Herkes 'Oradaydım' demek istiyor. İskele, o esnada son günlerin en popüler ezgisiyle yankılanıyor: “Sık bakalım, sık bakalım, biber gazı sık bakalım. Kaskını çıkar, copunu bırak, delikanlı kim bakalım!” Fakat tam tadı alamıyorum. Çokça söylenen şeyler bir süre sonra duyulmaz olur misali büyüsü kaybolmasın istiyorum. O yüzden 'taş yerinde ağırdır' diyerek Beşiktaş Çarşı'ya gelene kadar eşlik etmiyorum o tezahürata.

Vapur zar zor ilerliyor. Normalde girilmesi yasak olan kısımlara da 'occupy vapur' yapılarak giriliyor. Artık vapurda 'Titanic'teki unutulmaz sahne de var: En uca geçip resim çektirmek...

'TOMA bizi susuz KOMA!'

Beşiktaş iskelesine yaklaşırken Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi de 'kadraja' dahil olunca tüm vapur bağırıyor: “Oooooooo, çapulcular geldi...”
Birkaç otobüs dolusu polis arasından geçerek Çarşı içine geliyoruz. Ve artık yapılan her tezahürat daha bir anlamlı, daha bir coşkulu oluyor. Tezahürat anlamına çok vurgu yaptım. Nedeni şudur: Çarşı'yı bu denli sıradışı yapan şey polis şiddetine maruz kaldığı anda “Biber gazı oley!” tezahüratını yapıyor oluşu bence. Sorarım size gecenin bir vakti polis şiddetine saatlerce direnmişsiniz ve biber gazı bulutundan göz gözü görmüyor. O ortamda kalkıp “Biber gazı oley” diye bağırmak nasıl bir 'meydan okuma'dır! Ya da yürüyüş esnasında bir taraftarın elinde gördüğüm ve 'Toplumsal olaylara müdahale aracı' yani TOMA'dan ricasına ne demeli: “TOMA bizi susuz KOMA!” Böyle taraftar nerede bulunur... O yüzden taraftarın mücadelesine saygıyla beraber hayranlık beslediğimden sadece teşekkür etmek geliyor içimden. Asıl sahne onların olmalı diye düşünüyorum... Şu videoyu izleseniz ne dediğimi anlarsınız: http://www.youtube.com/watch?v=Jrl_dWObafU&feature=youtu.be ama videoyu izlemekten, tekrar yazıya dönmezsiniz diye korkuyorum. Çünkü herhangi bir filmde dahi bu denli 'görkemli' sahne görmedim. İnsana “Neden orada değildim” dedirten cinsten...

'Böyle yokuşun...'

Tekrar dönelim biz Beşiktaş Çarşı'sına... Yürüyüş, sloganlar ve meşaleler eşliğinde başlıyor. Harika bir kalabalık var. Yürüyüşe katılamayanlar pencereden destek oluyor ve 'konsere gelemeyen arkadaşına sevdiği şarkıyı dinletircesine' telefonu kalabalığı tutup ardından karşı tarafa “Duyuyor musun” sorusunu soruyorlar. Yanımdan bir çift geçiyor. Erkek, kız arkadaşının Galatasaraylı olmasına rağmen Beşiktaş formasıyla yürüyüşe katıldığını söylüyor. Ki kitle arasında diğer takımların 'içlerindeki Beşiktaşlılar' azımsanmayacak seviyede...

Akaretler yokuşunu tırmanırken yorulan kitle yine yaratıcılığını konuşturuyor: “Böyle yokuşun g.... k....!” Boşlukları doldurun işte, herkesin küfür lugatı belirli bir seviyeye geldi sonuçta. Hem ne demiş Can Yücel: “Küfür, burjuvazinin ağzında bir lağım çukurudur... Küfür, işçi sınıfının ağzında bir çiçektir...”

'Bu halk neden bağırıyor...'

İstanbul'daki en güzel yapılardan Taşkışla'nın önüne geldiğimizde ise daha önce işitmediğim ama küfür içermeyip derdini çok net ortaya koyan bir 'soru tezahüratı' geliyor. '4 sene üstüste şampiyon oldun' melodisiyle söylüyoruz: “Ne zaman demokrasi diye bağırsak, kursağımızda kalıyor. Söylesene bize Tayyip, bu halk niye bağırıyor?”

Nişantaşı aktarmalı olarak Halaskargazi caddesine bağlanıyoruz. Ara ara camdakilerle karşılıklı tezahüratlar yapılıyor. Halk TV Genel Merkezi önünde ise coşku yaşanıyor. Onlar da 'anaakım medya'ya nazaran 'mutevazı' kadrolarıyla selamlıyorlar kitleyi.

'Sürekli gol geliyor...'

Halaskargazi Caddesi'ndeki insan seline arabalar korna çalarak katkı verirken bir sürücü Beşiktaş Kombinesi'ni camdan uzatarak “Ben de sizdenim” diyor.

Meydana yaklaştıkça 'diğer renkler' ile buluşma başlıyor. Gezi Parkı'yla karşılıklı tezahürat yapılıyor. Artık sembol haline gelmiş otobüslerin üzerine çıkan bir grup Fenerbahçe ve Galatasaray taraftarı ise tüm bu süreç ve direnişte 'lokomotif' görevini gerçekleştiren Çarşı'ya şükranlarını sunuyor. Her ne kadar Ultraslan taraftar grubu adına 'aksini isteyen' bir açıklama yayımlansa da Sarı-Kırmızılı taraftarların da yürüyüş sonunda içtenlikle söylediği şekilde hem de: “Teşekkürler Çarşı...”

Futbol terminolojisinden yola çıkarak söylersek, bütün bu olaylar sonunda zannedersem ülkeyi yönetenlere şu mesaj da gidiyor: “Taraftar sürekli gol atıyor efendim. Durduramıyoruz...”