Türkiye'nin yüzü Saraçoğlu'nda güldü

Türkiye'nin yüzü Saraçoğlu'nda güldü
Türkiye'nin yüzü Saraçoğlu'nda güldü
EURO 2012 elemeleri A Grubu maçında Türkiye A Milli Futbol Takımı, Saracoğlu'nda Avusturya'yı 2-0 yendi.
Haber: BAĞIŞ ERTEN / Arşivi

Hamaset/gaz paritesi en düşük milli maçlardan birine çıktı Türkiye . Henüz meşhur ‘öldüren-kaldıran’ maçlar başlamadığından mı; yoksa milli hasasiyetlerimizdeki ‘doku kaybından’ mı, bilinmez. Öyle ya da böyle bu haliyle daha sempatik göründüler. Yeni bir dönemin kapısını açan maçta, duygu yoğunluğundan çok akıl sağlığına ihtiyacımız olduğu kesin.
Avusturya teknik direktörü Constantini’nin beklediği gibi yelkenler fora başladı A Milliler. 4’te Mehmet Ekici’nin nefis pasını Burak Yılmaz asiste dönüştürse gol beklenenden önce gelecekti. Onun yerine baskı geldi. Önce 6’da Hamit’in Azerbeycan maçındaki haline özenerek attığı şutu Macho çeldi. Ardından korner üstüne korner, girişim üstüne girişim izledik. Erken golün hikmetine inanan her takım gibi resmen rakibinin üzerine çullanıyordu Türkiye. Gol gelmeyen her dakikanın Avusturya’ya yarayacağını, savundukça ‘Viyana kapısı’ moduna geçmeye başlayacağını biliyorlardı çünkü. Mengene biraz gevşese de ilk yarım saatte baskı hiç bitmedi. 21’de sahanın en klas isimlerinden biri olduğunu göstermek için hiçbir fırsatı kaçırmayan Mehmet Ekici’nin şutu kayda değerdi.

23’teki Alaba’nın şutunu saymazsak, Avusturya tarihsel gerçekliğe uygun olarak savunma modunu açık bırakmış gibiydi. Ama baskı o kadar ısrarlı ve o kadar bilinçli devam etti ki, 27’de Arda’nın top atışı nihayet surda gedik açtı: 1-0. Galatasaray kaptanı golü biz basın menuplarına ithaf etti (sanırım “Sevgili basın bunu da yazın” demek istedi!). Keşke yapmasaydı. Şimdi oturup bu ümit veren takımı değil bu hareketi konuşacağız.

İkinci yarıya daha kontrollü bir oyunla başladı Ay-yıldızlılar. 51’de Arda, Ronaldo dolaylarından bir sağ dış plase denedi. Olmadı. Mehmet Ekici oyundan çıkmadan beş dakika önce ilk ve tek gereksiz hareketini yaptı, kötü bir şut attı. İyi de oldu. Yoksa nazar değecekti.
O ana dek Nuri’yle birlikte neredeyse kusursuzdular. Liverpoolluların en sevdiği tezahüratlardan biri Beatles’ın Yellow Submarine’i bestesi olan “We all dream of the team of Carraghers” geldi aklıma. Bütün takım ‘Carragher’lardan oluşsun isteyen Liverpoollular gibi ben de Nurilerden, Ekicilerden, Gökhan Gönüllerden bir takım istedim. Kalede bile oynarlar gibi geliyor.

Son yarım saatte tempo Süper lig seviyesine düşünce oyun da seyirlik yanını yitirmeye başladı. 70’de Fuchs’un sıyırıp geçen frikiğiyle ‘endişeli modernler ve muhafazakarlar’ homurdanmaya başlamıştı hafiften. Yine de kontrol kulesinde hep Türkiye vardı. 72’de hakkında Kadıköy’de ilk 11 oynayamaz fermanı bulunan, az zamanda çok ve kritik gol bulma üstadı Semih girdi oyuna. Sonuçta bir gol daha gelmezse maçın sonunu stres basabilirdi. Beklenen hamle ondan değil, 77’de, giderek bizi dünyanın en iyi sağ beklerinden biri olduğuna daha fazla inandıran Gökhan Gönül’den geldi: 2-0. Maçın son karesinde 84’te Maierhofer’in penaltısını kurtaran Volkan ve Avusturya kalecisi Macho’ya bayrak sopası fırlatanlar vardı. Takım değişir, oyun değişir, ama bu zihniyet değişmedikçe hiçbir şey değişmez.
Kazandı Türkiye. Eğer bu maç yeni dönemin başlangıcı olacaksa, daha iyisi can sağlığı. Tabii ki daha yapılacak çok var. Ama rota güzel, ufuk açık gözüküyor.