Ulusal marş kepazeliği

Saat 16.00'da Şükrü Saracoğlu Stadı'nın çevresinde yapacağım sefere başladım. Kalamış sahilinde araçlarını park edenler, erkenden oluşmuş kuyruklarda yerlerini alabilmek için ilerliyorlar.
Haber: İzlenim BARIŞ TUT / Arşivi

Saat 16.00'da Şükrü Saracoğlu Stadı'nın çevresinde yapacağım sefere başladım. Kalamış sahilinde araçlarını park edenler, erkenden oluşmuş kuyruklarda yerlerini alabilmek için ilerliyorlar. Polisin başlıca güvenlik önlemleri giriş koridorları oluşturmak ve biletsizleri uzak tutmak olarak göze çarpırıyor. Bir noktada durduğunuzda, kırmızı-beyaz kalabalığın üzerinize aktığını farkediyorsunuz. Nicedir bir araya gelmeyen renkler, ulusal takım formalarının üstünde boy gösteriyor. Ülkenin ve Avrupa'nın çeşitli kentlerinden gelenler bu maç için birleşmişler. Kaldırımdan kalabalığı izleyen 'Genç Fenerbahçeliler' tişörtlü gençlere soruyorum: "Kendi stadınızda ulusal maç için de olsa, ezeli rakiplerinizin forma ya da bayraklarını görmek size neler hissettiriyor?" Yanıt kısa ve net: "Anlaşma var, hiçbir terslik çıkmayacak." Aralarından biri ekliyor: "Yine de içten içe rahatsız olmuyor değiliz." Daha sonra kuyrukta bekleyenlere aynı soruyu yönelttiğimde farklı takımların taraflarlarının büyük bir grup oluşturduklarını öğreniyorum. "Amaç aynı, ulusal bir dava için birlikteyiz."
İçeri girince renkler değişti
İki saatlik seferimde şaşırtıcı derecede farklı forma ve kaşkola rastladığımı belirtmeliyim: Brezilya, Hollanda, Roma, Juventus formaları, dört büyüğün kaşkollarının yanı sıra Anadolu'nun birçok takımının renkleri stada girişte dağıtılan kırmızı-beyaz formalarının altında birer birer kayboldu. Basın tribününe alışılmadık güzellikte bir organizasyonla kolayca ulaştım. İngiliz gazeteciler tribünün hemen girişinde, yerli basın üyeleri ise diğer bölümlerde konuşlandırılmış. Yerime geçtikten kısa bir süre sonra İtalyan hakem ve yardımcıları sahaya geldiler. Tribünler ayakta, Collina adını haykırıp sevgi gösterisinde bulunuyorlar. Tam 18.30'da gri eşofmanlar içindeki Ulusal Takım oyuncuları küçük bir gezinti için çimenlere ayak bastığında seyirciler onları İngiliz oyuncularla karıştırarak, ıslıklamaya başlıyorlar. İngiliz takımı önden kalecisini gönderip, ulusal takımın çoşkulu karşılanışının ardından iyi bir zamanlamayla sahaya çıktı. Tribünler Kırmızı-Beyazlı oyuncuları tek tek gördükten sonra İngiliz oyuncuları büyük bir gürültüyle selamladılar. Ancak organizasyon komitesi vals müziklerini yüksek volumle sununca şaşkınlık, suskunluğu da beraberinde getirdi. Başlama vuruşuna yarım saat kala tribünler tıklım tıklım dolmuştu. Maratonda açılan dev bir bayrak coşkuyu katladı. Kulüp maçlarında rastlanmayacak denli etkileyici bir atmosferin içindeydik. Ancak hezimetlerle geçmiş İngiltere serüvenlerine noktayı koymak için toplanan 42 bin taraftarı tatsız bir sürpriz bekliyordu: Bando Fenerbahçe marşının müziğini çalmaya başlamıştı. Fenerbahçeli taraftarların marşa katılmasıyla, diğer takımların destekçileri protesto yoluna başvurdular. Bu gecenin belki de en ilginç olayıydı. Böyle anlarda özellikle girilmemesi gereken alanlar olabilirdi. Ama tüyler ürpertici gelişme ulusal marşlar sırasında yaşandı.
İngiltere'de yapılana aynı çirkinlikte karşılık vermeye and içmiş tribünler İngiliz Ulusal Marşını kulakları sağır edecek biçimde
ıslıkladılar. Böylesine bir kalabalığın arasından utanç ve öfkeyle yazıma son veriyorum.