'Yabancı transferinde baskıya son!'

'Yabancı transferinde baskıya son!'
'Yabancı transferinde baskıya son!'
50. Yıl Sporun Zirvesi Eğitim Semineri'nde konuşan Şenol Güneş, kadrosunda çok yabancı olmasıyla ilgili 'Türkiye'de hiçbir kulüpte tek başınıza karar veremezsiniz' dedi.
Haber: ONUR SALMAN - onur.salman@radikal.com.tr / Arşivi

Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin Antalya’da düzenlediği ‘50. Yıl Sporun Zirvesi Eğitim Semineri’nin ikinci gününe futbol dünyamızın en önemli teknik direktörleri damga vurdu. ‘Türk futbolunun engebeli yolları’ başlıklı oturum konuşmacıları arasında yer alan Beşiktaş Teknik Direktörü Samet Aybaba, Trabzonspor Çalıştırıcısı Şenol Güneş ve Sanica Boru Elazığspor Antrenörü Yılmaz Vural samimi açıklamalarıyla futbolumuzun sorunlarına ışık tuttu.
“Türkiye’nin insanı, siyaseti neyse futbolu da odur” diyerek startı veren Şenol Güneş, yine de diğer iki meslektaşının arasında en umutlu olandı. Zira sahaların en renkli isimlerinden Vural “Türk futbolu ne ki biz milli takımdan ne bekliyoruz? Federasyonumuz sözde özerk ama Başbakan’a sormadan adım atılamıyor. Tabii bir taraftan da onlar konuşmasa belki hiçbir şey yapamayacağız. Düşünün 20 milyon genç, eğitim sistemi içerisinde spora yönlendirilemiyor. Bu şartlarda Olimpiyat Oyunları’nı düzenlesek ne olur? Önce bu çocukları spora çekelim ki öbürünün de anlamı olsun” açıklamasını yaptı.
‘Futbolumuz batmıştır’
Aybaba ise “Futbolumuz batmıştır” ifadelerini kullanıp ekledi: “Yıllardır TFF altyapılara para aktarır. Yöneticiler ise bu paraları bir yolunu bulup yaptıkları transfer hatalarını kapatmak için kullanır. Ben, Beşiktaş Teknik Direktörü olarak Fulya’ya gidemiyorum çünkü sporcularımız bir barakada giyinip soyunuyor. Biz ise başka konuları konuşup kendimizi kandırıyoruz. Futbolumuz altyapı ile kurtulur. Bunu biliyoruz ama uygulamayamıyoruz” dedi.
Daha sonra söz alan Güneş ise ülke olarak futbolda hem başarısızlığı hem de başarıyı gördüğümüz için yeniden başarıya ulaşabileceğimizi düşündüğünü ifade edip “Ama bizde hep kişiler üzerinde durulduk, sistem üzerinde durmadık. Her zaman konuştuğumuz, bildiğimiz konularda uygulamaya geçemiyoruz. Bir de çözümü konuşmak için şiddetin olmaması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Şenol Güneş’in üzerinde ısrarla durduğu bir konu ise kulüplerin şirketler gibi yönetilmesiydi. Mevcut sistemde yöneticilerin profesyonel olamayacağını belirten tecrübeli çalıştırıcı “Kulüpler şirket gibi yönetilirse işler farklılaşır. Mevcut durumda bazen istemediğiniz oyuncular alınıyor, istediğimiz oyuncularsa takımda tutulmuyor. Şirket olursa böyle olmaz. Hatta taraftarlar bile bu kapının içine alınmalıdır. Kulüplerin taraftar ilişkilerini düzenleyecek bir bölüm kurmak lazım. Ama buna kulüpler ekstra maaş olarak bakıyor” açıklamasını yaptı.
Önce kim konuşacak?
Oturumun önemli konularından biri de yabancı sayısı idi. Bu konuda üç antrenör de aynı görüşteydi: Yabancı sınırlaması daha katı olsun. İlk konuşma hakkı konusunda da ilginç bir diyalog yaşandı. Üç futbol adamı aralarında kimin ilk konuşacağını tartışırken Şenol Güneş “En çok yabancı bende var. Demek ki ilk sıra benim” diyerek lafa girdi. Yabancı sayısının sınırsız olmasına karşı olmasına rağmen kendi elinde birçok yabancı oyuncu olmasının çelişki olduğunu vurgulayan Güneş “Türkiye’de hiçbir kulüpte tek başınıza karar veremezsiniz. Yabancı oyuncu gelsin tabii ama ihtiyaç olursa gelsin. Bu konuda İngiltere’de olduğu gibi bir kriter olsun” dedi.
Samet Aybaba ise yabancı sayısının 3’le sınırlandırılması gerektiğini söyleyip “Geçen sene yabancı sayısı sınırsızdı. Başarı geldi mi? Ben Türkiye’de yabancı oyuncu katkısını Galatasaray ’ın UEFA şampiyonluğu sırasında gördüm. Ben üç yabancı tanırım: Hagi, Popescu, Taffarel” dedi. Aybaba aynı zamanda günün espirisini de yaptı: “Eğer yabancılar Fernandes gibi olacaksa alalım, evimizde kalsın, arabamızı kullansın. Buyursun gelsin.”
Vural ise “FIFA bile 6+5 sistemini yerleştirmeye çalışırken yabancı sayısı sınırsız olsun demek doğru gelmiyor bana” ifadelerini kullandı.

Ustalara saygı kuşağı!

Belki dünün konusu değil ama bunu yazmazsam çok daha büyük bir ayıp etmiş olurum. Seminerin ilk gününün son oturumu büyüklerimizin tecrübelerine ayrılmıştı. ‘Ustalarla 50. Yıl’ başlıklı oturumda TSYD’nin kuruluşunda bulunan Erdoğan Arıpınar oturum başkanlığını, Halit Kıvanç, Talay Erker, Eyüp Karadayı ve Düşvar İyiiş ise konuşmacı olarak bizlere hem eski anılarını anlattı hem TSYD’nin kuruluş aşamasından bahsetti. Lakin 350 kişilik salonda 30 bilemediniz 40 kişi kaldık. Bunların birçoğu da bu değerli abilerimizin öğrencileriydi. Ne Attila Gökçe ayrıldı salondan ne de Güven Taner. Ama yeni nesil yok denecek kadar azdı. Naklen yayıncılar bile salonu terk etmişti. Haklı olarak da Eyüp Karadayı espritüel kişiliğiyle sitemini iletti: “Karşımdaki bu genç kalabalığı görünce çok heyecanlandım. Elim ayağım titriyor.”

ŞAMPİYONLAR DA ORADAYDI


Seminerde futbol dışı iki oturum vardı. Bunlardan birinin konuklarıyla olimpiyat şampiyonları atlet Aslı Çakır Alptekin ve tekvandocu Servet Tazegül’dü. Sohbet konusu, elbette, olimpiyatlardı.