YAKINDAN KUMANDAN

YAKINDAN KUMANDAN
YAKINDAN KUMANDAN
Geyik mi yapsam, oturup ciddi ciddi mi yazsam, emin olamadım. Derdim,
Emre Belözoğlu'dur.
Emre Belözoğlu'nun, daha parmak kadar çocukken oynadığı bir Trabzonspor maçını hiç unutmuyorum.

Emre 'sorunsalı'
Geyik mi yapsam, oturup ciddi ciddi mi yazsam, emin olamadım. Derdim,
Emre Belözoğlu'dur.
Emre Belözoğlu'nun, daha parmak kadar çocukken oynadığı bir Trabzonspor maçını hiç unutmuyorum. Skor veya oynanan futboldan dolayı değil. Emre, maçtan sonra, sakatlandığı pozisyon için, "Ama Ünal amca da biraz sert girdi" demişti. Ünal'la arasındaki yaş farkını anlatan, bir parça da hürmet kokan 'amca' hitabında değil, edasına yansıyan her şeyde bir çocukluk vardı. 'Büyümüş de küçülmüş' çocukların o sevimsizliğinden eser yoktu. Neyse o olan, bir çocuk. Ne yazık ki, futbolu dışında onun adına hatırlayacağımız son güzel görüntü de o oldu. Sonra biraz büyüdü. Nitekim kendisi de "Büyüdüğümü hissediyorum. Çok fazla hem de... Fiziki olarak, ailemin en uzunu benim" dedi. Gerçekten dedi. Yani büyüdü işte, boyu kafasına 'çotak' şeklinde bir sümsük atılacak kadar uzadı. O şaplağı
da, tarihin cilvesi mi artık ne derseniz, İngiltere'de yedi. Leeds'te. Keşke kafasına inen o ele dönüp ters ters bakacak, "N'oluyo Hoca" gibisinden bir imada bulunacak kadar büyüseydi. Hazır büyümüşken...
Büyümeye devam etti. Ergenlikten olgunluğa geçti. Ama delikanlılığı
atlayarak. Her olgun, kemale ermiş Türk genci gibi arabasıyla ölümlü kaza yaptı.
Inter'e gittiğinde, kendi adıma hayata, dünyaya bakışında önemli revizyonlar yapacak, hırsıyla aklı arasında 'seviyeli bir beraberlik' kuracak sandım. Sanmaktan öte, bunu istedim. Ama o, aktör olduğu, sorumluluk aldığı veya verildiği, takımı sırtlayacağı pompasını aldığı her oyunda, Fatih Terim Okulu'nun en parlak öğrencisi olduğunu gösterdi. Oyunun bir parçası olması gereken değil de, oyunu düpedüz bozan bir hırs. Sinir küpü diyelim de, tam olsun.
İşin kötü yanı da bu zaten. 2005 yılının veciz lafları arasında, Emre'ye "Hangi ırkın kadınlarını beğenirsiniz" diye sormuşlar. "Valla ben ırkçı değilim" cevabına rağmen, iki yıl sonra bugünlerde maruz kaldığı ırkçılık suçlamasından yırtacağına inanmakta zorlanıyoruz.
Meşhur Avusturya maçından sonra da, "Ağbi ben ne yaptım ki" dememiş miydi?
Allah'tan şimdi bir şahidi var. "Beni Martins'e sorun" diyor, Emre. İtirazın görüşüldüğü salonda, Emre'yi almışlar karşılarına, onu dediydin bunu dediydin derken, heyet karar için oturuma ara veriyor. Tam o anda, kapılar açılıyor ve "Durun bir dakika" diye içeri Martins dalıyor. "Yanlış yapıyorsunuz, her şeyi açıklayacağım". "Kim lan bu, nerden çıktı" diye herkes birbirine bakıyor. Peruklu hâkim, "Şov yapma kardeşim, de ne diyeceksen" diyor. O da, "Valla hâkimim geldim gelmesine de, beni zorla şahit yazdılar" derse, n'olacak.
Haluk Ulusoy da gidip el etek öpüp kurtaramaz ki. Adam düşmüş can derdine...