YAKINDAN KUMANDAN

YAKINDAN KUMANDAN
YAKINDAN KUMANDAN
Bu hafta, İzmir Üçkuyular'dan gelen bir e-postayı, sadece cümle bozukluklarını düzelterek yayımlıyorum. Tırnak içine de almayacağım.

Süper Lig'deki ABD emperyalizmi
Bu hafta, İzmir Üçkuyular'dan gelen bir e-postayı, sadece cümle bozukluklarını düzelterek yayımlıyorum. Tırnak içine de almayacağım. Yazı, beni de bu sürece kayıtsız kalmakla suçlayan bir girişin ardından, şöyle devam ediyor.
Emperyalizmin, hele de bunların kültürel olanının, yani halk arasında 'kültür emperyalizmi' diye tarif edileninin, nasıl sinsice yayıldığını bilirsiniz. Ben ulusalcı soldan, birtakım yapay gündemlerle uğraşacaklarına, futboldaki ABD emperyalizminin yayılmacılığı ve halkın vurdumduymazlığı üzerine iki çif laf etmesini beklerdim.
Süper Lig takımlarına, birtakım ne idüğü belirsiz menajerler tarafından yıllardır ABD başkanlarının adını alan topçular pompalanıyor. Hadi o menajerler, ne idüğü belirsiz de, o mandacı kulüp yöneticilerine ne oluyor? Bu kadar mı aymaz olunur, bu kadar mı özensiz?
Hatırlarsınız, yıllar önce Beşiktaş'a Wilson geldiğinde kimse bunun o sinsi ve hain planın bir parçası olduğunu anlayamamıştı. Ardından Fenerbahçe'ye Johnson (şimdi Kayserispor'da) geldi, ama kimsenin aklına gelmedi geçen sezon Mardin'de oynayan İsmet'i onunla adam adama oynatmak. Neymiş efendim, Johnson mektubu ve İsmet İnönü ve o aralar olup bitenleri kaşımanın bir anlamı var mıymış?
Kültür emperyalizmi baktı ki defans dağılmış, sahanın nerdeyse 60-70 metrelik bölümü bomboş, defansın arkasına istediği gibi adam soktu. Fenerbahçe'ye Washington geldi. Belki de, kalp sorunu nedeniyle erken geri döndüğü için, kimsenin eli varmadı arıza çıkarmaya ama hemen ardından Ankaragücü'ne Kennedy geldi bu sefer.
Başkent, bu oyunu bozma potansiyeli en yüksek, bu yöndeki hassasiyetleri en gelişkin halk desteğine sahipti ama onların da eli-kolu, Türkiye'de en çok sevilen ABD başkanıyla bağlandı. Bir başka isim olsa (o zamanlar kulüp binası Gazi Mahallesi'ne taşınmamıştı) Tandoğan'ı savaş alanına çevirecek postmodern kuvvacılar, Kennedy Caddesi'nin başında bir basın toplantısı düzenleyip slogan atmadan dağılmışlardı.
Zaten Trabzonspor Jefferson'ı alırken, bir tepki gelir mi diye hiç mi hiç endişe etmedi. Bu yıl madem kaleyi alması zor görünüyor, o halde bir ABD başkanı madem olmalı, Blackburn'den McCarthy'yi alsınlar. İçlerinde düşmanına en sert ve acımasız olanı odur. Trabzon'a yakışır.
Öyleydi böyleydi derken bugüne geldik işte. 'Lincoln Galatasaray'da' diye zafer çığlıkları atan medyanın, mütareke basınından ne farkı var? Bugün sıradan hadiseler gibi görünen bazı meselelerin büyük bir felaketin habercisi olduğunu anlamamız için ne bekleniyor?
Yazıklar olsun, daha ne diyeyim.
Yazı böyle bitiyor.